Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB’nin de bulunduğu meslek örgütlerinin incelenmesine karar verildiğini TMMOB’ye iletmiştir. İlgili yazıda, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi”, inceleme gerekçesi olarak sunulmuştur. Gelir-gider durumundan muhasebe sistemine, personel istihdamından üye kayıt işlemlerine, çalışma raporlarından genel kurul tutanaklarına kadar birçok bilgi incelenmek üzere çeşitli zamanlarda Kurul’a gönderilmiştir.
Nihayet 28 Eylül 2009 tarihinde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları‘nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" başlıklı bir rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından yayınlanmıştır.
Raporun Gizli Tutulması Demokratik Değildir
Eki ile beraber toplam 1861 sayfa olan DDK Raporunun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde ise kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporun tamamı çeşitli yazışmalarla Kurul’dan istenmesine rağmen, “Araştırma ve inceleme kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla ilgili gizlilik dereceli bilgi ve değerlendirmelerin bulunması” şeklinde gerekçelendirerek bu talebin reddedilmesi açık bir hukuksuzluktur.
Raporun özetinde meslek örgütlerini şeffaf olmamakla suçlayıp ardından içinde birçok eleştiriyi barındıran ve bu eleştiriler referans alınarak meslek örgütlerine ilişkin köklü değişiklikler öneren bir raporu, ilgili meslek örgütleri ile ve kamuoyu ile paylaşmamanın kendisi şeffaf olmamaktır. Meslek örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması ve yukarıdan dikte edilmesi tam da bir 12 Eylül kurumuna yakışandır, nitekim Devlet Denetleme Kurulu da aynen böyle yapmıştır.
Rapor AKP’nin Raporudur
Devlet Denetleme Kurulu 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurulan ve 1982 Anayasası’nın 108. maddesine göre de kamu kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sendikalara yönelik inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevlendirilmiş, cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruldur.
DDK’nın kuruluş yılı olan 1981’den beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşmalar yapması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir.
AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu doğrultuda Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizin genel kurullarında kendi yandaşı olan gruplarla seçimlere müdahale etmeye çalışmış, bunda genel olarak başarı olamadığı noktada da açıktan bir müdahalede bulunmaktan çekinmemiştir. Bu yanıyla DDK raporu AKP’nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.
Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?
16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye’deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun objektif kriterlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.
-AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir
Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2009'daki AKP İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında “Hemen Danıştay'a dava açarlar, bilmem nereye dava açarlar. Bunlar yapılmasın derler. (…) Yapılacak olan birçok şeyi şu anda yapamıyorsak inanın bu odalar sebebiyle yapamıyoruz. Bunu da burada halkımın özellikle duymasını istiyorum. Yapamıyoruz. İstemiyorlar. Çünkü halka çok uzaklar ve her şeye yaklaşımları ideolojik.”demiştir. Erdoğan’ın birçok beyanatında da benzeri cümleler bulunmaktadır.
Tayyip Erdoğan’ın bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda geçen “Devletin idari ve mali denetim yetkisinin merkezi idare kuruluşlarınca öngörüldüğü şekliyle kullanılmaması ve meslek kuruluşlarının da kendilerine tanınan idari ve mali özerkliği sınırsız bir bağımsızlık olarak algılayarak ideolojik/politik organizasyonlar gibi hareket etmeleri kamuoyu ve meslek mensupları tarafından da eleştirilmektedir.” gibi birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ’lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.
TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla Meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK’nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK’nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.
- AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.
Bilindiği gibi TMMOB’nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa’nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi yapılanmaların örnekleri farklı ülkelerde de mevcut olmasına ve bu gerçek raporda da belirtilmesine rağmen Kurul –siz AKP düşünün- meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda geçen “Mevcut yapılanmada en önemli sorun, bu kuruluşların ne kamu kurumu veya kuruluşu olarak tam anlamıyla kamu hukuku kurallarına tabi bir idare teşkilatı, ne de dernek veya sendika tipi örgütler gibi sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmış olmasından, yani hukuki niteliklerinin ve idare teşkilatı içindeki yerlerinin “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” şeklinde mahiyeti belirsiz ve muğlak bir şekilde tanımlanması ve kamu kurumu veya kuruluşu olmadıkları halde, bunlara kamu tüzel kişiliği tanınmasından doğmaktadır.” tespiti AKP’nin müdahale etmeyi hedeflediği ana noktayı da işaret etmektedir.
Bir taraftan “kamusal tipteki örgütlenme modelinin meslek kuruluşlarının, meslek ve meslek mensuplarına yönelik işlev ve görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engellediği” eleştirisi ile ilgili örgütlerin kamusal yetkileri hedefe koyulurken, öte yandan “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarında görev alan, bu kuruluşların yönetimlerini üstlenen kişilerin kendilerini devletten tamamen bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi birer sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirmeleri” eleştirisinin yapılması bir paradoks değildir. Söylenmek istenen aslında şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…
- AKP Meslek Örgütlerini Ticari Kuruluşlar Olarak Tanımlamakta, Gelirlerine Göz Dikmektedir
DDK Raporunda sadece 2008 yılındaki gelirlerinin iki milyar TL’yi, geçtiği bu rakamın kurumların tüm mal varlıklarını kapsamadığı ifade edilmekte, “Meslek kuruluşlarının gerek yıllık gelirleri ve bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ulaştığı düzeyler gerekse yürüttükleri hizmet ve faaliyetler, söz konusu kuruluşların meslek kuruluşu olmanın yanında ciddi bir ekonomik/ticari organizasyon/birim haline de geldiklerini göstermektedir.” söylenmektedir.
Başlangıçta meslek örgütlerindeki ticarileşmeyi eleştiriyormuş gibi görünen bu ifadeler raporun izleyen bölümlerinde tam tersi bir durum almaktadır. “Oluşan gelir fazlalarının değerlendirilmesini teminen söz konusu fazlalıkların gerek vergilenmesi gerekse zorunlu olarak çeşitli bilimsel ve toplumsal amaçlara (üniversite kurulması, mevcut üniversitelere desteklemelerde bulunulması ve kamuya yararlı dernek ve vakıflara katkı sağlanması gibi) tahsisine ve/veya meslekle ilgili kamusal ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılması” önerisi ile bir yandan bu kurumlar kar eden ticari bir şirket kabul edilmekte, öte yandan devletin yapması gereken kamusal harcamalar meslek örgütlerine yaptırılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Elde edilen gelir ise her zaman olduğu gibi tekellere kaynak olarak sunulmak istenmektedir.
AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır
Devlet Denetleme Kurulu raporunda “Meslek kuruluşlarının/üst kuruluşlarının birçoğunda eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk, hizmet odaklı yönetim, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi gelişmiş demokrasi uygulamalarının temel değerlerinin uygulanabildiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır. Merkeziyetçi ve katı yönetim anlayışları, üyeler, devlet ve diğer sosyal kesimler ile olan ilişkilerdeki olumsuz yaklaşımlar, kamusal veya parasal güç elde etme konusundaki baskın eğilimler, tahsisli kaynakların amaç dışı kullanımı, yürütülecek etkinliklerin belirlenmesindeki odak kaybı gibi sorunlar da meslek kuruluşlarının işlevselliğini sınırlamaktadır. Örgüt içi demokrasinin sağlanamaması, katılım kanallarının tıkanması, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim tarzının geliştirilememesi gibi nedenlerle üyeler ve üyelerinin talep ve beklentilerinden soyutlanan örgütlerin işlevlerini gerçek anlamda yerine getirebilmeleri mümkün gözükmemektedir.” gibi ifadelerle TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır.
İvme Dergisi olarak birçok kez TMMOB’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerimizde, örgüt içi demokrasi sorunundan, örgütün ticarileştirilmesi sorununa, örgüt-üye ilişkilerinden bürokratizme, mücadele perspektifinden kolektivizm soruna kadar birçok konuya değindik, eleştirilerde bulunduk. Bunların tamamında amacımız, ancak ve ancak devrimci demokrat geleneklere sahip çıkılarak mevcut zaaflardan sıyrılabileceği gerçeğinden hareketle, örgütümüzün daha ileri bir noktaya taşınmasıydı. Bu noktada eleştirilerimizi devrimci bir tarzda yaptık ve örgütümüze sahip çıktık.
DDK ve AKP’nin bu tespitlerine bakıldığında “AKP’nin demokratik olduğu” gibi bir saptama yapılamayacağı gibi, devrimcilerin de “AKP’nin çıkarına söylemlerde bulunduğu” gibi bir tespit de yapılamaz. Gerçekte iki tarafın söyledikleri birbirine taban tabana zıttır. Birinde amaç, emekten ve halktan yana bir örgüte sahip olmak için yanlış ve eksiklerimizin giderilmesine çalışmakken diğerinde amaç örgütü yok etmek veya kontrolü altına almaktır. İkisini yan yana koymak Meslek Örgütümüzün mevcut zaaflarıyla kalmasını, gerilemesini savunmaktır. Bunu yapanlar ise AKP’ye bu gibi argümanları vererek örgütümüze en büyük kötülüğü yapan statükoculardır.
AKP’nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP’nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır. AKP’nin kendisi antidemokratiktir. AKP Meslek Örgütlerindeki kimi eksiklik ve zaafları, meslek örgütlerine müdahalesini meşrulaştırmak için kanıt olarak kullanmaktadır.
AKP’nin Raporu Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi Tasfiyenin İlk Adımıdır
TMMOB tarihine baktığımızda, Birlik’e yönelik en büyük saldırı hiç şüphesiz 12 Eylül askeri cuntası tarafından yapılmıştır. “12 Eylül 1980 sonrası TMMOB İstanbul birimlerinin tamamı, MMO İzmir Şb. dışındaki tüm İzmir birimleri kapatılıyor, TMMOB ve birim yöneticilerinin bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı da yurtdışına kaçıyordu. (…) 1980 askeri darbesi sonrasında yöneticileri idamla yargılanmış olmasına karşın TMMOB geçici olarak kapatılacak ve bir süre sonra cunta tarafından faaliyet göstermesine izin verilecekti.” (Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi, Sayı 5, Sayfa 22)
Meslek örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon ise AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK Raporu bu operasyonun ilk adımıdır. AKP DDK raporu ile yapılacak operasyonun gerekçelerini ve yol haritasını oluşturmuştur.
Operasyon iki başlıklıdır. Birinci başlıkta 12 Eylül’de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, ikinci başlıkta seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir.
Bilindiği gibi Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanan bu örgütlerde meslektaşların üyelik olma zorunluluğu Anayasa tarafından tanınmıştır. 12 Eylül askeri darbesi kamuda çalışanların üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır – ki o dönem meslektaşların önemli bir bölümü kamuda çalışmaktadır. Örgütlülüğe vurulan bu darbe şimdi DDK raporunda tamamlanmaya çalışılmaktadır. “Meslek kuruluşlarının yönetim ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi, devlet karşısında özerk ve her yönüyle çoğulcu bir yapının tesisi, faaliyetlerin yürütülmesinde etkinliğin sağlanması, üyelerle meslek kuruluşları arasında rızaya dayalı bir ilişki biçiminin tesisi ve mevcut sistemdeki zaaf ve sorunların giderilmesi” şeklinde masumlaştırılmaya çalışılan bu durum açıkça mevcut örgütlülüğün tasfiye edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca “Birliklerin odalar üzerindeki idari vesayet yetkisinin sınırlandırılması” önerisiyle birlik yapısının zayıflatılmaya çalışıldığı da anlaşılmaktadır.
Yıllardır oda seçimlerini zorlayan, bunu yaparken de iktidar olanaklarını sınırsızca kullanan ancak bu yolla kayda değer bir başarı gösteremeyen AKP, şimdi yasama erkini elinde bulundurmanın avantajı ile odalardaki seçim sistemine müdahale etmek istemektedir. “Oyların çoğunluğunu alan adayın tüm listesinin seçilmesi yerine, milletvekili seçimlerine benzer şekilde aldıkları oy oranında gruplara temsil (nispi temsil) imkânı tanınması” düşüncesi ile tam olarak yönetimleri alamasa da yandaşlarını yönetimlerde temsil ettirme niyetini açıkça göstermektedir. %10 seçim barajının olduğu ve % 46 oyla meclisteki sandalyelerin %62 sini alan ama meslek örgütleri söz konusu olduğunda nispi temsili, “tarafsızlık ve eşitlik” olarak gösteren AKP iktidarı, tutarlılık açısından öncelikle milletvekili seçimlerinde bu uygulamayı yapmalıdır.
AKP’nin Meslek Örgütlerimize Dönük Bu Saldırısına Karşı TMMOB Etkin Yönetim Anlayışı Ne Yapmıştır?
14 Şubat 2008 tarihin Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen talimatla başlayan Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme”si bir buçuk yılı aşmıştır. Bu süre zarfında DDK çeşitli kereler meslek örgütlerinden bilgiler istemiş, TMMOB de bu doğrultuda 2.09.2008 ve 03.12.2008 tarihlerinde istenen belgeleri Kurul’a ulaştırmıştır.
Bir buçuk yılı aşkın bir süredir örgütün birebir gündeminde olan böylesine önemli bir konu ile ilgili neler yapılmıştır? TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı’nın bir iki televizyon programında yaptığı konuşmanın ve TMMOB ve bazı odaların yaptığı birkaç yazılı açıklamanın dışında bu soruya verilecek yanıt, “hiç”tir.
Her ne kadar kabul edilemez olsa da “Raporun içeriğine ilişkin somut bir bilgi olmaması” bu süre zarfında bir şeyler yapılmamasının gerekçesi olarak gösterilebilir. Peki, o zaman DDK rapor özetinin yayınlandığı, iktidarın odalarımıza dönük niyetini açıkça ortaya koyduğu raporun özetinin yayınlanma tarihi olan 16 Ekim 2009 tarihinden günümüze neler yapılmıştır? Buna verecek yanıt da “raporun tamamının DDK’dan istenmesi” dışında hiç”tir. Yalnızca 20 Kasım 2009 tarihinde yani rapor özetinin gelmesinden 35 gün sonra ve raporun tamamının gizlilik gerekçesiyle gönderilemeyeceğinin Kurul tarafından belirtildiği tarih olan 6 Kasım 2009 tarihinden 14 gün sonra TTB, TEB, TDB ile TMMOB ortak bir basın açıklaması yapılmıştır.
Yapılan ortak açıklama, saldırıya uğrayan, tasfiye edilmeye çalışılan örgütlerin yapacağı bir açıklama olmaktan çok uzaktır. Açıklamada iktidarın bu saldırısına ilişkin gereken sertlikte ve üslupta yanıt verilmek yerine meslek örgütlerinin şu ana kadar yaptıklarından bahsedilmiş, birkaç yerde eleştirel ifadelerde bulunulmuş ama genelde çok “ılımlı” bir dil kullanılmıştır. Böyle bir dil kullanılması “iktidar doğrudan karşıya alınmak istenmiyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.
Açıklamada geçen “Raporun hedefi konusunda endişelerimiz artmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse Rapor‘un diline hakim olan söylemin meslek örgütlerini "öteki" olarak konumlandıran bir yönü olduğunu, meslek örgütlerini kamuoyu nezdinde karalamak amaçlı sistemli bir faaliyetin sürdürüldüğünü düşünmekteyiz.” ifadeleri raporun gerçekten okunup okunmadığını düşündürmektedir. Zira DDK’nın raporu özetinin 41 sayfasında da –muhtemelen raporun tamamı olan 1861 sayfada da - açıkça ortaya konan gerçek Meslek Örgütlerimizin iktidarın çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi çabasıdır. Raporun hedefini, meslek örgütlerini “ötekileştirmek” veya “karalamak” olarak okumak, okuma yazma bilmemekle eşdeğerdir. Bu tespiti yapmak en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.
Rapor bir “karalama” olarak değerlendirilince, rapor yayınlandıktan 35 gün sonra etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konuyu geçiştirmek normal karşılanabilir. Ancak bu tasfiye raporuna karşı böyle tavırsız kalmanın vebali, TMMOB de içinde yer aldığı ilgili tüm meslek örgütü yöneticilerinin omuzlarındadır.
Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir
İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP’li bakanları Onur Kurulu’na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.
TMMOB’nin önemli bir mücadele geleneği vardır. Bu örgüt 100 bini aşkın mühendis mimarın katılımı sonucunda meslektaşlarımızın birçok özlük hakkını kazanmasını sağlamış büyük 19 Eylül iş bırakma eylemini gerçekleştirmiş bir örgüttür. 19 Eylülleri gerçekleştirirken dayanılan yegâne güç ise TMMOB’nin kendi kitlesidir.
TMMOB, AKP’nin bu tasfiye operasyonuna karşı çok büyük bir kampanya örgütlemelidir. Örgütlenecek bu kampanyada temel güç tabanı oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarlar olacaktır. Kampanya bildik basın açıklamalarının tekrarı olarak düşünülmemelidir. En ücra işyerlerinden fabrikalara kadar meslektaşlarımızın bulunduğu her yerde yoğun bilgilendirmelerle başlamalı, tabanın önerileri doğrultusunda şekillenen eylemliliklerle desteklenmelidir. Böyle bir kampanya bir yandan AKP saldırısını durdurabileceği gibi öte yandan TMMOB’nin üyesi ile olan bağını tekrar kurması için de önemli bir araç olacaktır.
Bugün yeni 19 Eylüllere ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirmemek için hiçbir neden yoktur. Üyelerimiz kendilerine güvenildiği, kendilerine inisiyatif verildiği ölçüde örgütüne sahip çıkacaktır. Önemli olan mücadele iradesini ortaya koymaktır. Bizler İvme Dergisi olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı, AKP’nin Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimize dönük saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, tüm emek güçlerini bu doğrultuda ortaklaşmaya çağırıyoruz.
AKP Saldırganlığına Son
Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder