28 Aralık 2009 Pazartesi

İvme 2010 Yılı Masa Takvimi Çıktı



























İvme Dergisi'nin 2010 yılı için hazırladığı masa takvimi çıktı.

TMMOB tarihindeki ve ülkemizdeki önemli olayların, mücadelede yitirdiğimizi mühendis-mimarlara derlendiği çalışmada TMMOB'nin unutulmaz başkanı Teoman Öztürk'ün bugüne de ışık tutacak sözlerine yer veriliyor.

İvme'nin 2010 yılı masa takvimini aşağıdaki irtibat adres ve telefonlarından edinebilirsiniz:

İstanbul: Abide-i Hürriyet Cad. Yasemni Apt. No:283/15 Şişli - 0212 219 84 67 - 0507 242 72 54

Ankara: Kocatepe Mah. İnkılap2 Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay - 0312 417 87 01 - 0535 622 68 21

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

18 Ekim 2002 tarihinde bölgesel Susurluk çetesince katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı adına kütüphane kuruyoruz. Halktan yana verdiği mücadelede ölümsüzleşen Mühendis Hasan Balıkçı anısına kuracağımız kütüphaneyi, Balıkçı'ya yakışır bir biçimde, hep beraber kuruyoruz.İstiyoruz ki kütüphaneyi kurarken de, kullanırken de hep beraber olalım.Hasan Balıkçı Halk Kütüphanesi'nin kuruluş aşamasında sizleri de kitap kampanyasına destek olmaya çağırıyoruz.

Kampanyaya destek olmak için;
Tel: 0505 700 55 13
Adres: İnkılap sokak Devrim apartmanı No:24/14 KIZILAY/ANKARA

27 Aralık 2009 Pazar

İvme Yeni Yıl Takvimi Çıktı

İvme Dergisi'nin 2010 yılı için hazırladığı masa takvimi
çıktı.

TMMOB tarihindeki ve ülkemizdeki önemli olayların,
mücadelede yitirdiğimizi mühendis-mimarlara derlendiği
çalışmada TMMOB'nin unutulmaz başkanı Teoman
Öztürk'ün bugüne de ışık tutacak sözlerine yer
veriliyor.

İvme'nin 2010 yılı masa takvimini aşağıdaki irtibat adres ve
telefonlarından edinebilirsiniz:

 

İstanbul: Abide-i Hürriyet Cad. Yasemni Apt. No:283/15 Şişli -
0212 219 84 67 - 0507 242 72 54

Ankara: Kocatepe Mah. İnkılap2 Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay -
0312 417 87 01 - 0535 622 68 21

İzmir: 0554 550 67 87

ivmedergisi@gmail.com, ivmegenc@gmail.com

 

 

Demokrat İnşaat Mühendisleri: TEKEL İŞÇİLERİ : “ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK”

Özelleştirme sebebiyle 1 Şubat 2010'da işsiz kalacak 12 bin Tekel
işçisi, AKP hükümetinin kendilerine dayattığı 4/C
kölelik statüsüne karşı direnişlerine devam etmektedir.
/>
 
Bilindiği gibi Tekel'de ilk özelleştirme 2003 yılında Alkollü
İçkiler biriminde yapılmış, ihale
Nurol-Özaaltın-Tütsab-Limak ortak girişim grubuna 292 milyon
dolara peşkeş çekilmiştir. Adı geçen grup sonradan
konsorsiyum kurarak şirketi MEY A.Ş.'ye devretmiştir. Tekelin sigara
birimi ise 2003 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki kere
özelleştirilmeye çalışılmış, gerek tekliflerin
yetersizliği gerekse de teklif alamama yüzünden ihale
sonuçlandırılmamıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
tarafından 22 Şubat 2008 yılında yapılan 3. özelleştirme
girişiminde 1 700 000 000 (bir milyar yedi yüz milyon) dolarla en
yüksek teklifi veren BAT firması ihaleyi kazanmış, karar 24 Nisan
2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak onaylanmış ve Tekel
tamamen özelleştirilmiştir.
 
Bu sürecin başlangıcında 30124 olan işçi sayısı
günümüze gelindiğinde 12 binlere gerilemiştir. 2003
yılından beri işleyen bu özelleştirme sürecini görmezden
gelen, başını kuma gömen sendikalar ise iş işten geçmek
üzereyken ve işçilerinin zoruyla tepki örgütlemeye
çalışmaktadır. Öyle ki, bir yandan Tek Gıda-İş Genel
Sekreteri Mecit Amaç "TEKEL işçisi birliğini ve
bütünlüğünü sağladı, özelleştirmeye karşı
aynı inanç ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürecek.
Biz 'sonuç alana kadar kalacağız' demedik. Eksi 15
derecede 6 bin insanı telef etmeye hakkımız yok. Geliş nedenimiz
ÖİB önünde sonuç açıklanınca tepkimizi koyup
dönmekti. İnsanların sağlıklarını bozmaya kimsenin hakkı yok.
İnsanların sağlığını bozmaması, çocuklarına kavuşması bizim
görevimiz'' diyerek, bir yandan da Tek Gıda-İş Genel
Başkanı Türkel, Başbakan Erdoğan'a "Siz bu ülkede
yönetme erkine sahipsiniz. Kurt kuzuyu kaparsa bunun vebali
omuzlarınızdadır. Çünkü siz halifesiniz, siz
yöneticisiniz. Şimdi onbinlerce TEKEL işçisinin vebali,
çocuklarının geleceği sizin iki dudağınızın arasında. İktidar
partisi olarak sizden rica ediyoruz. Hırsla kalkmak, zalim olmak size
yakışmaz. Biz sizin Allah korkusu içinde yaşadığınızı
biliyoruz. Ve sizden bir kez daha rica ediyoruz. Bizi bu karda kışta
bugün, yarın, öbür gün, daha sonraki gün
ölümüz çıkana kadar burada bekletmeyin. TEKEL
işçisi hep yasalardan yana saygılı olmuştur."  
diyerek sendikal mücadele anlayışlarının ne olduğunu
göstermişlerdir.
 
Kötü hava koşullarına, işçilerin kararlılığı ve
baskısıyla harekete geçmek zorunda kalan bir sendikaya, polisin
vahşice saldırılarına, açlığa, yokluğa, barınaksızlığa ve
hatta direniş sürecinde yaşanan ölüme rağmen 15
Aralık'ta değişik illerden Ankara'ya gelen Tekel
işçileri ise, mücadelede kararlı olduklarını açlık
grevi başlatarak, tüm Tekel işçilerinin katılımını
sağlayarak ve sonuç alıncaya kadar Ankara'da kalma kararı alarak
göstermiştir.
 
Biz Devrimci Demokrat İnşaat Mühendisleri olarak buradan Tekel
işçilerinin özlük haklarının korunması ve kamusal alanda
istihdam edilmeleri talebinin sonuna kadar destekçisi olacağımızı
ilan ediyor, mesleki demokratik kitle örgütü olan TMMOB'yi bu
süreçte işçilerin mücadelesine aktif destek veren
bir konumda görmek istiyoruz.
 
"TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR"

Demokrat İnşaat Mühendisleri

25 Aralık 2009 Cuma

Tekel İşçileri: "Ölmek Var, Dönmek Yok"

Özelleştirme sebebiyle 1 Şubat 2010'da işsiz
kalacak 12 bin Tekel işçisi, AKP hükümetinin kendilerine
dayattığı 4/C kölelik statüsüne karşı direnişlerine
devam etmektedir.

Bilindiği gibi Tekel'de ilk özelleştirme 2003
yılında Alkollü İçkiler biriminde yapılmış, ihale
Nurol-Özaaltın-Tütsab-Limak ortak girişim grubuna 292 milyon
dolara peşkeş çekilmiştir. Adı geçen grup sonradan
konsorsiyum kurarak şirketi MEY A.Ş.'ye devretmiştir. Tekelin sigara
birimi ise 2003 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki kere
özelleştirilmeye çalışılmış, gerek tekliflerin
yetersizliği gerekse de teklif, alamama yüzünden ihale
sonuçlandırılmamıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
tarafından 22 Şubat 2008 yılında yapılan 3. özelleştirme
girişiminde 1 700 000 000 (bir milyar yedi yüz milyon) dolarla en
yüksek teklifi veren BAT firması ihaleyi kazanmış, karar 24 Nisan
2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak onaylanmış ve Tekel
tamamen özelleştirilmiştir.

Bu sürecin başlangıcında 30124 olan işçi
sayısı günümüze gelindiğinde 12 binlere gerilemiştir. 2003
yılından beri işleyen bu özelleştirme sürecini görmezden
gelen, başını kuma gömen sendikalar ise iş işten geçmek
üzereyken ve işçilerinin zoruyla tepki örgütlemeye
çalışmaktadır. Öyle ki, bir yandan Tek Gıda color="#000000">-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç "TEKEL
işçisi birliğini ve bütünlüğünü sağladı,
özelleştirmeye karşı aynı inanç ve kararlılıkla
mücadeleyi sürdürecek. Biz 'sonuç alana kadar
kalacağız' demedik. Eksi 15 derecede 6 bin insanı telef etmeye
hakkımız yok. Geliş nedenimiz ÖİB önünde sonuç
açıklanınca tepkimizi koyup dönmekti. İnsanların
sağlıklarını bozmaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sağlığını
bozmaması, çocuklarına kavuşması bizim
görevimiz'' diyerek, bir yandan da Tek Gıda-İş Genel
Başkanı Türkel, Başbakan Erdoğan'a "Siz bu ülkede
yönetme erkine sahipsiniz. Kurt kuzuyu kaparsa bunun vebali
omuzlarınızdadır. Çünkü siz halifesiniz, siz
yöneticisiniz. Şimdi onbinlerce TEKEL işçisinin vebali,
çocuklarının geleceği sizin iki dudağınızın arasında. İktidar
partisi olarak sizden rica ediyoruz. Hırsla kalkmak, zalim olmak size
yakışmaz. Biz sizin Allah korkusu içinde yaşadığınızı
biliyoruz. Ve sizden bir kez daha rica ediyoruz. Bizi bu karda kışta
bugün, yarın, öbür gün, daha sonraki gün
ölümüz çıkana kadar burada bekletmeyin. TEKEL
işçisi hep yasalardan yana saygılı olmuştur."
diyerek
sendikal mücadele anlayışlarının ne olduğunu
göstermişlerdir.

Kötü hava koşullarına, işçilerin
kararlılığı ve baskısıyla harekete geçmek zorunda kalan bir
sendikaya, polisin vahşice saldırılarına, açlığa, yokluğa,
barınaksızlığa ve hatta direniş sürecinde yaşanan ölüme
rağmen 15 Aralık'ta değişik illerden Ankara'ya gelen Tekel
işçileri ise, mücadelede kararlı olduklarını açlık
grevi başlatarak, tüm Tekel işçilerinin katılımını
sağlayarak ve sonuç alıncaya kadar Ankara'da kalma kararı alarak
göstermiştir.

Biz İvme Dergisi olarak buradan Tekel işçilerinin
özlük haklarının korunması ve kamusal alanda istihdam edilmeleri
talebinin sonuna kadar destekçisi olacağımızı ilan ediyor, mesleki
demokratik kitle örgütü olan TMMOB'yi bu süreçte
işçilerin mücadelesine aktif destek veren bir konumda
görmek istiyoruz.

"TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ
DEĞİLDİR"

 

18 Aralık 2009 Cuma

Akın Özdemir Mücadelemize Işık Tutuyor


















SINIFSIZ,SÖMÜRÜSÜZ BİR TOPLUM YARATMAK İÇİN SAVAŞAN BİR SOSYALİSTİN, 33 YILA SIĞDIRILAN ONURLU YAŞAMININ ÖZETİDİR.

Derleyen: Mine ÖZDEMİR - Ziraat Yüksek Mühendisi

AKIN ÖZDEMİR 03.12.1945 tarihinde Kütahya'nın Emet ilçesinde doğdu. 18.12.1978 tarihinde faşist çetelerce Adana'da öldürüldü. İlk ve orta öğretimini Kütahya'da tamamladı. Lise yıllarında tiyatro, şiir, sporla uğraştı. Bir de, yaz aylarında Kütahya Şeker Fabrikası'nda geçici işçi olarak çalıştı.

1965 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne girdi. 1967 yılında oluşturduğu "Anadolu Grubu" ile öğrenci seçimlerine katıldı ve Talebe Cemiyeti Başkanı seçildi. Ve o günlerde

"Geri kalmışız, hem de çok geri. Kendi kendimize olan güvenimizi yitirmişiz. Sanki kurtuluş savaşında yoktan var yaratan, emperyalistlere ilk bağımsızlık savaşını veren biz değiliz.Toplumun çıkarlarından çok kendi çıkarımızı düşünüyor küçük hesaplar peşinde koşarak büyük oyunlara alet oluyoruz.

....Uyanmalıyız.Gençlik olarak, aydın olarak bize çok büyük sorumluluklar düşmekte, %60'ı okuma yazma bilmeyen, kalkınmasını tamamlayamamış bir ülkenin çocukları olarak, kafamızı kitap sayfalarından biraz olsun kaldırmak, yurt gerçeklerine bakmak zorundayız. Sorunların çözüm yollarını temelde aramalıyız. Türkiye 'yi sevmek, Türkiye'yi kalkındırmak için yeterli değildir. Her bakımdan yetişmiş bilge olmalıyız. Sorumluluğumuzu kavradığımız, yurt sorunlarına bilimsel ve gerçekçi açıdan eğildiğimiz zaman, mutlu ve özgür Türkiye'nin yaratılmasında görevini yapmış kişiler olarak rahatlık duyarız."

diyordu.

Sorumluluğunun bilincini hiç yitirmedi. Bu nedenle de egemen güçlerle hep ters düştü. Karakol, mahkeme, cezaevi ile o yıllarda tanıştı.

Tarımsal öğretimin kutlamalarında, Talebe Cemiyeti Başkanına söz vermek de kutlamaların bir geleneğiydi. Ama 10 Ocak 1968 yılında Ziraat Fakültesi'nde yapılacak törende Akın Özdemir'e söz verilmek istenmedi.Akın direndi,sadece bir cümle söyleyeceğini belirterek kürsüye çıktı ve "İnsanı aç, toprağı aç, hayvanı aç olan bir ülkede kutlama yapılmaz, olsa olsa hesaplaşılır " diyerek kürsüden indi. O dönemin Tarım Bakanı dahil, tüm tarımdan sorumluları bu cümle üzerinde uzun süre tartıştı.

Yine Akın öğrenciliğinde; "Bizleri halkımız yararına giriştiğimiz olumlu ve kutsal mücadeleden döndürmeye kimsenin gücü yetmeyecektir." diyor ve 1967 yılı mezunlarına şu cümle ile veda ediyordu: "..Bağrında çeşitli uygarlıklara yer vermiş kutsal Anadolu topraklarına teknik, insanlarına insanca yaşama koşulları hazırlama kavgasında en önemli görevi yapacaksınız. Sizler kalkınma savaşımızın isimsiz mücahitleri olarak Mutlu Türkiye'yi yaratmaya gidiyorsunuz. Güle güle gidin ağabeylerim güle güle.Yolunuz açık, kavganız hayırlı olsun."

Ziraat Fakültesi bitti. Ankara'da göreve başladı. Memuriyetinin ilk aylarında 1970 yılında Ziraat Yüksek Mühendisi olarak katıldığı ilk ZMO Genel Kurulu'nda;"Tarımdaki sömürüden, emekten, kır yoksulundan, emperyalizmden, faşizmden" bahsettiği için hemen ertesi günü Gümüşhane'ye tayin edildi.

Araya askerlik, 12 Mart tutukluluğu, Mamak Askeri cezaevi, bu arada evlilik, baba olma gibi kesitler girdi.

1975 yılında Adana'da Kooperatifler Bölge Müdürlüğü'nde göreve başladı. 1976 yılında ZMO Adana Bölge Şubesi'nin oluşumuna büyük katkı sağladı ve ilk genel kurulunda Oda Şube Başkanı seçildi. Ölümüne kadar da bu görevi sürdürdü.

Kırsal alanda, kooperatiflerde örgütlenme çalışmalarına, ZMO'daki örgütlenme çalışmalarının eklenmesi ile birlikte bu kez, Artvin'e tayin edildi. Ancak Köy-Kop Adana Birliği onu bırakmadı ve Köy-Kop Adana Birliğine Genel Müdür oldu.

Yaşamının bu döneminde Akın Özdemir'i yine yazılarından tanıyoruz.

"..Kooperatif örgütlenmelerinde üzerinde önemle durulması gereken onu, kooperatifin kırsal alandaki sınıfların tümünü içine almaması, yalnızca yoksul köylülüğün örgütü olması durumudur. Yurdumuzda yürürlükte bulunan tüm yasalar, kırsal alanda yaşayan tüm sınıfların kooperatif içerisinde yer almasına olanak tanımakta ,hatta bunu amaçlamaktadır. Genel köylü tanımı kapsamına giren toprak ağaları tarım kapitalistleri ve zengin köylülük, egemen sınıflar ittifakına dahil sömürücü sınıflardır. Yoksul köylülük bu sınıflardan ayrı olarak kooperatifler kurmalı, bu sınıfları örgütlerine sokmamalıdır. Yoksul köylülük, kırsal kooperatiflerin, bir yığın örgütü durumuna düşmesine olanak vermemeli, dar anlamlı küçük üretici ve orta üreticiyi kapsayan sınıf örgütü niteliğini titizlikle korumalıdır.

...Demokratik nitelikli sınıf kooperatiflerinin, tek başlarına ve kooperatifçilikle toplumda sömürüyü kaldıramayacakları gözden uzak tutulmamalıdır. Kapitalist düzen içinde, sözü geçen kooperatiflerin yapacağı işlerin, düzenle sınırlı kalacağı, bunun aksini söyleyenlerin ise gerçekleri dile getirmediği bilinmelidir. Sonuç olarak, kapitalist düzende yer alan kooperatifler, düzenden yana değil düzene karşı olmak zorundadır.”

"..Toprak reformu yapılmadan, mülkiyet durumunu düzeltmeden yapılan sulama yatırımlarının topluma, ne ekonomik ne de sosyal bir yararı vardır.”

"..Tarımsal mücadele ilaca dayalı olmamalıdır. Memleketimizde emperyalizmin belirlediği tarımsal mücadele politikası, ilaç tüketimine dayanan kimyasal savaş yolunu temel almaktadır. Bu yol ulusal çıkarlarımıza ve memleketimiz koşullarına ters düşmektedir.

..Tarımsal mücadelede, ilaç sorununu diğer sorunlardan soyutlayarak ele almak ve değerlendirmek olanaksızdır. Bu sorun da özünde; egemen sınıfların ve emperyalizmin çok yönlü sömürüsünden kaynaklanmaktadır.”

"..Ziraat Mühendislerinin bilgi, beceri ve yeteneklerinin kullanılmasını sınırlayan, onları bir avuç sömürücünün ucuza çalışan hizmetkarı durumuna düşüren uygulamalara karşı, örgütlü olarak yasal demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanmak ve bu hakların genişletilmesi için mücadele etmek zorundayız.

Kendi yaşama koşullarımızı belirleyecek konularda söz ve karar sahibi olmak için Grev ve Toplu Sözleşmeli Sendikalaşma mücadelemizi sürdürmek ve bu mücadeleyi işçi sınıfı mücadelesine tabi kılmak zorundayız.

Emperyalizmin belirlediği sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan sorunlarımızın çözümü, başta işçi sınıfı olmak üzere tüm çalışanların sömürüden kurtuluşu süreci içindedir. Bu mücadelede teknik elemanların ve onun bir parçası olan ziraat mühendislerinin kesin ve etkin olarak yerini alması zorunludur.”

"..Tarımsal kalkınmanın vazgeçilmez unsuru; eğitim, araştırma örgütlenme, yönetim bilgisi ve teknik bilginin kombinasyonu olan Ziraat Mühendisliği hizmetlerini yapan Ziraat Mühendislerinin ekonomik ve sosyal hak ve isteklerini gerçekleştirebilmesinin temel koşulu, örgütlenme ve bilinçlenme düzeyini yükseltmemize bağlıdır.

Toplumumuz sürekli bir gelişme içerisindedir. Bu gelişme ve değişmeye ayak uyduramayan kişi ve kurumlar, yetkisiz ve toplumun gerisinde kalmaya mahkumdur. Çağdaş bir örgütün temel özelliği; değişme ve gelişmelere uyum sağlaması, hatta bu değişmeleri yönlendirebilecek işlevde olmasıdır.

Ziraat Mühendislerinin yasal meslek örgütü olan Odamızın bu anlayış ve çaba ile, içerisinde yaşadığı toplumun sorunlarından kendini soyutlamadan, toplumun her kesimindeki gelişme ve değişmelerle ilgilenmesi, ancak çağdışı düşünce sahiplerince yadırganan bir durumdur. Ziraat Mühendisleri Odası'nı toplumdan soyutlayarak, içine kapanık kısır bir döngünün duvarlarına hapsetme gayreti ve özlemleri sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Çünkü Ziraat Mühendislerinin büyük çoğunluğu, çağdaş teknik eleman olmanın, çağımızı ve çağımızın sorunlarının bilinmesi gerektiği bilincindedir.”

Akın Özdemir Ceyhan Üretici Mitingi tertip komitesinde görev alıyordu. Ceyhan'da on binlerce üretici, örgütlü sesini yükseltiyor ve onun önderliğinde hep bir ağızdan "Biz üreticiler bugün,bu meydanda açıkça ilan ediyoruz ki; demokratik halk kooperatiflerinde örgütlenerek; baskıya, sömürüye, işsizliğe ve pahalılığa karşı; yılmadan, usanmadan, bıkmadan sonuna kadar mücadele edeceğimize emekçi namusumuz üzerine ant içeriz" diye haykırıyorlardı.

Akın Özdemir 10 Ocak 1978'de Tarımsal Öğrenimin 132.Yıl dönümünde bu kez ZMO Adana Şube Başkanı olarak Ç.Ü.Ziraat Fakültesi' nde söz alıyor ve "Türkiye, toprağı aç, insanı aç, hayvanı aç ülke olmaktan kurtulamamıştır. Bunun nedeni eğitim ile üretim arasındaki bağın kopuk olmasındadır. Büyük emek ve masraflarla yetiştirilen tarım uzmanlarının bilgisi, üretime yeterince yansıtılamamaktadır. Dışa bağımlı, çarpık kapitalistleşme sürecinde yaşayan tarımımızda yapısal bozukluklar ortadan kaldırılmadığı sürece teknik bilginin üretime yansıtılması olanak dışıdır. "diyordu.

Temmuz 1978'lerde bu kez çeltik ağalarının boy hedefi haline geliyordu. Çünkü Akın Özdemir Kadirli ilçesinde; çeltik üretimi yüzünden küçük üreticilerin zarara uğradığını, sıtmanın yanı sıra bağırsak enfeksiyonlarının da salgın haline dönüştüğünü açıklıyordu. Bölgedeki 17 su kuyusunun 16'sına içilemez raporu verilmişti. "Bir avuç çeltik ağasının çıkarı uğruna halk sağlığı tehdit edilemez ve küçük üreticiler köylerini, tarlalarını terk etmek zorunda bırakılamaz" diyordu.

Ülkede faşist cinayetler giderek artıyordu.Her gün bir ilerici,yurtsever, devrimci aydını, öğretmeni, öğrenciyi, mühendisi, bilim adamını hedef alıyorlardı.

Akın da dostları tarafından bu cinayetlere karşı uyarılıyordu. 1978 yaz aylarında, bir arkadaşı ile yaptığı sohbette ise Akın Özdemir şöyle diyordu:

"Faşizm kabadayılık olsun diye can almıyor. Sermayenin iktidarı bir günde kurulmadı ülkede. Ama sermaye iktidarına karşı yıllarca kimse ağzını açıp pek bir şey de söylemiyordu. Ama yaşadığımız son 8-10 yıl içerisinde ezilenler, sömürülenler bir şeylerin farkına varmaya başladı. Onun için de, sermaye, komandolarını sokağa saldı. Emekten yana sendikacı mısın öleceksin, bir demokratik kitle örgütünün lideri misin öleceksin, köylüleri örgütlüyor musun öleceksin. Eh bizim de kendimize göre bir yerimiz var bu kavganın içinde, ölüm bu yüzden gelecekse, hoş geldi sefa geldi.”

Ve 18 Aralık 1978 günü ölüm geldi. İş yerinin önünde, tekelci sermayenin uşağı faşist çetelerce, kahpece öldürüldü. Ölümünün hemen ardından ZMO Adana Bölge Şubesi Haber Bülteninde açıklıyordu:

"..O Akın'ki; ziraat mühendislerinin onur kaynağı idi. Bilinçli bir işçi sınıfı savaşçısıydı. Faşizme, emperyalizme, sömürüye karşı yıllardır kararlı bir mücadele içerisindeydi. O fedakar bir emekçi köylü önderiydi. Kır yoksulunun savunucusuydu. Aklını, gücünü emekçi halkının kurtuluşuna adamış bir bilim adamıydı. Ziraat Mühendislerinin, tarımsal üretim içerisindeki, emekçi halktan yana saygın yerini almasının savaşımını veriyordu. O, sömürüsüz, sınıfsız bir toplum için, faşizme, emperyalizme karşı mücadelenin Adana'daki öncü neferiydi. O,faşizme karşı omuz omuza sloganının eylem birliğine dönüşmesini Adana İlinde sağlayan bir önderdi."

Akın Özdemir'in katledilişinin her yılında;tüm meslektaşlarımızı,tüm demokrat ve yurtseverleri bu örnek insana,bu önder insana, bu güzel, yürekli, toplumcu insana layık olmaya çağırıyoruz. O'nu özlemle, sevgiyle anıyoruz. Anısı ve onurlu yaşamı önünde saygıyla eğiliyoruz.

13 Aralık 2009 Pazar

8 Aralık 2009 Salı

"AKP Elini TMMOB'den Çek" Basın Açıklaması Yapıldı

5 Aralık Cumartesi günü Ankara Yüksel Caddesi'nde Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'nin de içinde yer aldığı mesleki demokratik kitle örgütleri hakkındaki raporu yapılan basın açıklamasıyla protesto edildi. Saat 12.30'da başlayan açıklamaya yaklaşık 40 mühendis, mimar ve şehir plancısı katıldı. "Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "AKP Elini TMMOB'den Çek", "Yaşasın TMMOB Örgütlülüğümüz", "AKP Saldırganlığına Son" sloganlarının atıldığı açıklamada raporun mesleki demokratik kitle örgütlerinin tasfiyesinin ilk adımı olduğu belirtilirken buna karşı tek yolun mücadele olduğunun altı çizildi.

Basın açıklaması metnine sitemizden erişebilirsiniz.

Açıklama No. 33: AKP Elini TMMOB'den Çek

AKP ELİNİ TMMOB’DEN ÇEK

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB’nin de bulunduğu meslek örgütlerinin incelenmesine karar verildiğini TMMOB’ye iletmiştir. İlgili yazıda, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi”, inceleme gerekçesi olarak sunulmuştur. Gelir-gider durumundan muhasebe sistemine, personel istihdamından üye kayıt işlemlerine, çalışma raporlarından genel kurul tutanaklarına kadar birçok bilgi incelenmek üzere çeşitli zamanlarda Kurul’a gönderilmiştir.

Nihayet 28 Eylül 2009 tarihinde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları‘nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" başlıklı bir rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından yayınlanmıştır.

Raporun Gizli Tutulması Demokratik Değildir

Eki ile beraber toplam 1861 sayfa olan DDK Raporunun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde ise kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporun tamamı çeşitli yazışmalarla Kurul’dan istenmesine rağmen, “Araştırma ve inceleme kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla ilgili gizlilik dereceli bilgi ve değerlendirmelerin bulunması” şeklinde gerekçelendirerek bu talebin reddedilmesi açık bir hukuksuzluktur.

Raporun özetinde meslek örgütlerini şeffaf olmamakla suçlayıp ardından içinde birçok eleştiriyi barındıran ve bu eleştiriler referans alınarak meslek örgütlerine ilişkin köklü değişiklikler öneren bir raporu, ilgili meslek örgütleri ile ve kamuoyu ile paylaşmamanın kendisi şeffaf olmamaktır. Meslek örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması ve yukarıdan dikte edilmesi tam da bir 12 Eylül kurumuna yakışandır, nitekim Devlet Denetleme Kurulu da aynen böyle yapmıştır.

Rapor AKP’nin Raporudur

Devlet Denetleme Kurulu 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurulan ve 1982 Anayasası’nın 108. maddesine göre de kamu kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sendikalara yönelik inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevlendirilmiş, cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruldur.

DDK’nın kuruluş yılı olan 1981’den beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşmalar yapması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir.

AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu doğrultuda Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizin genel kurullarında kendi yandaşı olan gruplarla seçimlere müdahale etmeye çalışmış, bunda genel olarak başarı olamadığı noktada da açıktan bir müdahalede bulunmaktan çekinmemiştir. Bu yanıyla DDK raporu AKP’nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.

Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?

16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye’deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun objektif kriterlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

-AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir

Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2009'daki AKP İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında “Hemen Danıştay'a dava açarlar, bilmem nereye dava açarlar. Bunlar yapılmasın derler. (…) Yapılacak olan birçok şeyi şu anda yapamıyorsak inanın bu odalar sebebiyle yapamıyoruz. Bunu da burada halkımın özellikle duymasını istiyorum. Yapamıyoruz. İstemiyorlar. Çünkü halka çok uzaklar ve her şeye yaklaşımları ideolojik.”demiştir. Erdoğan’ın birçok beyanatında da benzeri cümleler bulunmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda geçen “Devletin idari ve mali denetim yetkisinin merkezi idare kuruluşlarınca öngörüldüğü şekliyle kullanılmaması ve meslek kuruluşlarının da kendilerine tanınan idari ve mali özerkliği sınırsız bir bağımsızlık olarak algılayarak ideolojik/politik organizasyonlar gibi hareket etmeleri kamuoyu ve meslek mensupları tarafından da eleştirilmektedir.” gibi birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ’lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.

TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla Meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK’nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK’nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.

- AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.

Bilindiği gibi TMMOB’nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa’nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi yapılanmaların örnekleri farklı ülkelerde de mevcut olmasına ve bu gerçek raporda da belirtilmesine rağmen Kurul –siz AKP düşünün- meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda geçen “Mevcut yapılanmada en önemli sorun, bu kuruluşların ne kamu kurumu veya kuruluşu olarak tam anlamıyla kamu hukuku kurallarına tabi bir idare teşkilatı, ne de dernek veya sendika tipi örgütler gibi sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmış olmasından, yani hukuki niteliklerinin ve idare teşkilatı içindeki yerlerinin “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” şeklinde mahiyeti belirsiz ve muğlak bir şekilde tanımlanması ve kamu kurumu veya kuruluşu olmadıkları halde, bunlara kamu tüzel kişiliği tanınmasından doğmaktadır.” tespiti AKP’nin müdahale etmeyi hedeflediği ana noktayı da işaret etmektedir.

Bir taraftan “kamusal tipteki örgütlenme modelinin meslek kuruluşlarının, meslek ve meslek mensuplarına yönelik işlev ve görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engellediği” eleştirisi ile ilgili örgütlerin kamusal yetkileri hedefe koyulurken, öte yandan “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarında görev alan, bu kuruluşların yönetimlerini üstlenen kişilerin kendilerini devletten tamamen bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi birer sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirmeleri” eleştirisinin yapılması bir paradoks değildir. Söylenmek istenen aslında şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…

- AKP Meslek Örgütlerini Ticari Kuruluşlar Olarak Tanımlamakta, Gelirlerine Göz Dikmektedir

DDK Raporunda sadece 2008 yılındaki gelirlerinin iki milyar TL’yi, geçtiği bu rakamın kurumların tüm mal varlıklarını kapsamadığı ifade edilmekte, “Meslek kuruluşlarının gerek yıllık gelirleri ve bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ulaştığı düzeyler gerekse yürüttükleri hizmet ve faaliyetler, söz konusu kuruluşların meslek kuruluşu olmanın yanında ciddi bir ekonomik/ticari organizasyon/birim haline de geldiklerini göstermektedir.” söylenmektedir.

Başlangıçta meslek örgütlerindeki ticarileşmeyi eleştiriyormuş gibi görünen bu ifadeler raporun izleyen bölümlerinde tam tersi bir durum almaktadır. “Oluşan gelir fazlalarının değerlendirilmesini teminen söz konusu fazlalıkların gerek vergilenmesi gerekse zorunlu olarak çeşitli bilimsel ve toplumsal amaçlara (üniversite kurulması, mevcut üniversitelere desteklemelerde bulunulması ve kamuya yararlı dernek ve vakıflara katkı sağlanması gibi) tahsisine ve/veya meslekle ilgili kamusal ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılması” önerisi ile bir yandan bu kurumlar kar eden ticari bir şirket kabul edilmekte, öte yandan devletin yapması gereken kamusal harcamalar meslek örgütlerine yaptırılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Elde edilen gelir ise her zaman olduğu gibi tekellere kaynak olarak sunulmak istenmektedir.

AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır

Devlet Denetleme Kurulu raporunda “Meslek kuruluşlarının/üst kuruluşlarının birçoğunda eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk, hizmet odaklı yönetim, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi gelişmiş demokrasi uygulamalarının temel değerlerinin uygulanabildiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır. Merkeziyetçi ve katı yönetim anlayışları, üyeler, devlet ve diğer sosyal kesimler ile olan ilişkilerdeki olumsuz yaklaşımlar, kamusal veya parasal güç elde etme konusundaki baskın eğilimler, tahsisli kaynakların amaç dışı kullanımı, yürütülecek etkinliklerin belirlenmesindeki odak kaybı gibi sorunlar da meslek kuruluşlarının işlevselliğini sınırlamaktadır. Örgüt içi demokrasinin sağlanamaması, katılım kanallarının tıkanması, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim tarzının geliştirilememesi gibi nedenlerle üyeler ve üyelerinin talep ve beklentilerinden soyutlanan örgütlerin işlevlerini gerçek anlamda yerine getirebilmeleri mümkün gözükmemektedir.” gibi ifadelerle TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır.

İvme Dergisi olarak birçok kez TMMOB’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerimizde, örgüt içi demokrasi sorunundan, örgütün ticarileştirilmesi sorununa, örgüt-üye ilişkilerinden bürokratizme, mücadele perspektifinden kolektivizm soruna kadar birçok konuya değindik, eleştirilerde bulunduk. Bunların tamamında amacımız, ancak ve ancak devrimci demokrat geleneklere sahip çıkılarak mevcut zaaflardan sıyrılabileceği gerçeğinden hareketle, örgütümüzün daha ileri bir noktaya taşınmasıydı. Bu noktada eleştirilerimizi devrimci bir tarzda yaptık ve örgütümüze sahip çıktık.

DDK ve AKP’nin bu tespitlerine bakıldığında “AKP’nin demokratik olduğu” gibi bir saptama yapılamayacağı gibi, devrimcilerin de “AKP’nin çıkarına söylemlerde bulunduğu” gibi bir tespit de yapılamaz. Gerçekte iki tarafın söyledikleri birbirine taban tabana zıttır. Birinde amaç, emekten ve halktan yana bir örgüte sahip olmak için yanlış ve eksiklerimizin giderilmesine çalışmakken diğerinde amaç örgütü yok etmek veya kontrolü altına almaktır. İkisini yan yana koymak Meslek Örgütümüzün mevcut zaaflarıyla kalmasını, gerilemesini savunmaktır. Bunu yapanlar ise AKP’ye bu gibi argümanları vererek örgütümüze en büyük kötülüğü yapan statükoculardır.

AKP’nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP’nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır. AKP’nin kendisi antidemokratiktir. AKP Meslek Örgütlerindeki kimi eksiklik ve zaafları, meslek örgütlerine müdahalesini meşrulaştırmak için kanıt olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Raporu Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi Tasfiyenin İlk Adımıdır

TMMOB tarihine baktığımızda, Birlik’e yönelik en büyük saldırı hiç şüphesiz 12 Eylül askeri cuntası tarafından yapılmıştır. “12 Eylül 1980 sonrası TMMOB İstanbul birimlerinin tamamı, MMO İzmir Şb. dışındaki tüm İzmir birimleri kapatılıyor, TMMOB ve birim yöneticilerinin bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı da yurtdışına kaçıyordu. (…) 1980 askeri darbesi sonrasında yöneticileri idamla yargılanmış olmasına karşın TMMOB geçici olarak kapatılacak ve bir süre sonra cunta tarafından faaliyet göstermesine izin verilecekti.” (Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi, Sayı 5, Sayfa 22)

Meslek örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon ise AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK Raporu bu operasyonun ilk adımıdır. AKP DDK raporu ile yapılacak operasyonun gerekçelerini ve yol haritasını oluşturmuştur.

Operasyon iki başlıklıdır. Birinci başlıkta 12 Eylül’de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, ikinci başlıkta seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir.

Bilindiği gibi Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanan bu örgütlerde meslektaşların üyelik olma zorunluluğu Anayasa tarafından tanınmıştır. 12 Eylül askeri darbesi kamuda çalışanların üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır – ki o dönem meslektaşların önemli bir bölümü kamuda çalışmaktadır. Örgütlülüğe vurulan bu darbe şimdi DDK raporunda tamamlanmaya çalışılmaktadır. “Meslek kuruluşlarının yönetim ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi, devlet karşısında özerk ve her yönüyle çoğulcu bir yapının tesisi, faaliyetlerin yürütülmesinde etkinliğin sağlanması, üyelerle meslek kuruluşları arasında rızaya dayalı bir ilişki biçiminin tesisi ve mevcut sistemdeki zaaf ve sorunların giderilmesi” şeklinde masumlaştırılmaya çalışılan bu durum açıkça mevcut örgütlülüğün tasfiye edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca “Birliklerin odalar üzerindeki idari vesayet yetkisinin sınırlandırılması” önerisiyle birlik yapısının zayıflatılmaya çalışıldığı da anlaşılmaktadır.

Yıllardır oda seçimlerini zorlayan, bunu yaparken de iktidar olanaklarını sınırsızca kullanan ancak bu yolla kayda değer bir başarı gösteremeyen AKP, şimdi yasama erkini elinde bulundurmanın avantajı ile odalardaki seçim sistemine müdahale etmek istemektedir. “Oyların çoğunluğunu alan adayın tüm listesinin seçilmesi yerine, milletvekili seçimlerine benzer şekilde aldıkları oy oranında gruplara temsil (nispi temsil) imkânı tanınması” düşüncesi ile tam olarak yönetimleri alamasa da yandaşlarını yönetimlerde temsil ettirme niyetini açıkça göstermektedir. %10 seçim barajının olduğu ve % 46 oyla meclisteki sandalyelerin %62 sini alan ama meslek örgütleri söz konusu olduğunda nispi temsili, “tarafsızlık ve eşitlik” olarak gösteren AKP iktidarı, tutarlılık açısından öncelikle milletvekili seçimlerinde bu uygulamayı yapmalıdır.

AKP’nin Meslek Örgütlerimize Dönük Bu Saldırısına Karşı TMMOB Etkin Yönetim Anlayışı Ne Yapmıştır?

14 Şubat 2008 tarihin Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen talimatla başlayan Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme”si bir buçuk yılı aşmıştır. Bu süre zarfında DDK çeşitli kereler meslek örgütlerinden bilgiler istemiş, TMMOB de bu doğrultuda 2.09.2008 ve 03.12.2008 tarihlerinde istenen belgeleri Kurul’a ulaştırmıştır.

Bir buçuk yılı aşkın bir süredir örgütün birebir gündeminde olan böylesine önemli bir konu ile ilgili neler yapılmıştır? TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı’nın bir iki televizyon programında yaptığı konuşmanın ve TMMOB ve bazı odaların yaptığı birkaç yazılı açıklamanın dışında bu soruya verilecek yanıt, “hiç”tir.

Her ne kadar kabul edilemez olsa da “Raporun içeriğine ilişkin somut bir bilgi olmaması” bu süre zarfında bir şeyler yapılmamasının gerekçesi olarak gösterilebilir. Peki, o zaman DDK rapor özetinin yayınlandığı, iktidarın odalarımıza dönük niyetini açıkça ortaya koyduğu raporun özetinin yayınlanma tarihi olan 16 Ekim 2009 tarihinden günümüze neler yapılmıştır? Buna verecek yanıt da “raporun tamamının DDK’dan istenmesi” dışında hiç”tir. Yalnızca 20 Kasım 2009 tarihinde yani rapor özetinin gelmesinden 35 gün sonra ve raporun tamamının gizlilik gerekçesiyle gönderilemeyeceğinin Kurul tarafından belirtildiği tarih olan 6 Kasım 2009 tarihinden 14 gün sonra TTB, TEB, TDB ile TMMOB ortak bir basın açıklaması yapılmıştır.

Yapılan ortak açıklama, saldırıya uğrayan, tasfiye edilmeye çalışılan örgütlerin yapacağı bir açıklama olmaktan çok uzaktır. Açıklamada iktidarın bu saldırısına ilişkin gereken sertlikte ve üslupta yanıt verilmek yerine meslek örgütlerinin şu ana kadar yaptıklarından bahsedilmiş, birkaç yerde eleştirel ifadelerde bulunulmuş ama genelde çok “ılımlı” bir dil kullanılmıştır. Böyle bir dil kullanılması “iktidar doğrudan karşıya alınmak istenmiyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.

Açıklamada geçen Raporun hedefi konusunda endişelerimiz artmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse Rapor‘un diline hakim olan söylemin meslek örgütlerini "öteki" olarak konumlandıran bir yönü olduğunu, meslek örgütlerini kamuoyu nezdinde karalamak amaçlı sistemli bir faaliyetin sürdürüldüğünü düşünmekteyiz.” ifadeleri raporun gerçekten okunup okunmadığını düşündürmektedir. Zira DDK’nın raporu özetinin 41 sayfasında da –muhtemelen raporun tamamı olan 1861 sayfada da - açıkça ortaya konan gerçek Meslek Örgütlerimizin iktidarın çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi çabasıdır. Raporun hedefini, meslek örgütlerini “ötekileştirmek” veya “karalamak” olarak okumak, okuma yazma bilmemekle eşdeğerdir. Bu tespiti yapmak en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

Rapor bir “karalama” olarak değerlendirilince, rapor yayınlandıktan 35 gün sonra etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konuyu geçiştirmek normal karşılanabilir. Ancak bu tasfiye raporuna karşı böyle tavırsız kalmanın vebali, TMMOB de içinde yer aldığı ilgili tüm meslek örgütü yöneticilerinin omuzlarındadır.

Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir

İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP’li bakanları Onur Kurulu’na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.

TMMOB’nin önemli bir mücadele geleneği vardır. Bu örgüt 100 bini aşkın mühendis mimarın katılımı sonucunda meslektaşlarımızın birçok özlük hakkını kazanmasını sağlamış büyük 19 Eylül iş bırakma eylemini gerçekleştirmiş bir örgüttür. 19 Eylülleri gerçekleştirirken dayanılan yegâne güç ise TMMOB’nin kendi kitlesidir.

TMMOB, AKP’nin bu tasfiye operasyonuna karşı çok büyük bir kampanya örgütlemelidir. Örgütlenecek bu kampanyada temel güç tabanı oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarlar olacaktır. Kampanya bildik basın açıklamalarının tekrarı olarak düşünülmemelidir. En ücra işyerlerinden fabrikalara kadar meslektaşlarımızın bulunduğu her yerde yoğun bilgilendirmelerle başlamalı, tabanın önerileri doğrultusunda şekillenen eylemliliklerle desteklenmelidir. Böyle bir kampanya bir yandan AKP saldırısını durdurabileceği gibi öte yandan TMMOB’nin üyesi ile olan bağını tekrar kurması için de önemli bir araç olacaktır.

Bugün yeni 19 Eylüllere ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirmemek için hiçbir neden yoktur. Üyelerimiz kendilerine güvenildiği, kendilerine inisiyatif verildiği ölçüde örgütüne sahip çıkacaktır. Önemli olan mücadele iradesini ortaya koymaktır. Bizler İvme Dergisi olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı, AKP’nin Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimize dönük saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, tüm emek güçlerini bu doğrultuda ortaklaşmaya çağırıyoruz.

AKP Saldırganlığına Son

Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Ankara İvme Yaratıcı Drama Eğitimi Başlıyor

Tarih:
09.12.2009 - 19:00 - 21:00

İvme Dergisi Ankara'nın mühendis mimar ve şehir plancılara yönelik düzenlediği yaratıcı drama eğitimi her salı saat 19:00'da Ankara İvme Bürosunda başlıyor...

AKP Elini TMMOB'den Çek

Basın Açıklamasına Çağrı

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 28 Eylül 2009 tarihindeTMMOB'nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri hakkında toplam 1861 sayfalık bir rapor yayınladı. "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları'nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" adını taşıyan raporla meslek örgütlerine yönelik ciddi bir saldırı başlatılmıştır. AKP iktidarının meslek örgütlerine müdahalesi anlamına gelen bu raporu protesto etmek ve örgütümüze sahip çıkmak için yapacağımız basın açıklamasına tüm ilerici kesimleri ve basın mensuplarını davet ediyoruz.

Yer: Yüksel Caddesi
Tarih: 5 Aralık 2009 Cumartesi
Saat: 12.30

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi

İstanbul Büro : Abide-i Hürriyet Cad. Yasemin Apt. No: 283/15 Şişli, İSTANBUL / 0212 219 84 67

Ankara Büro : Kocatepe Mah. İnkılap Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay, ANKARA / 0312 417 87 01

www.ivmedergisi.com ivmedergisi@gmail.com

Kadın Mühendis Mimar Şehir Plancıları Kurultayı İstanbul' da Yapıldı

TMMOB tarihinde bir ilk olan Kadın Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı 21-22 Kasım 2009 tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu'nda yapıldı. Kurultay, Düzenleme Kurulu başkanı olan Boran Başak Koç’un açılış konuşmasıyla başladı. Koç, konuşmasında Kurultay’ın amacını, önemini ve hazırlık sürecini aktardı. Ardından kürsüye gelen 40. Dönem TMMOB Yönetim Kurulu’nun tek kadın üyesi Gülay Odabaş coşkulu konuşmasında kadın mücadelesinden söz etti. Kurultay’ın sekreterliğini yürüten EMO İst. Şb. adına açılış konuşması yapan şube yönetim kurulu üyesi Pınar Hocaoğulları kadınların uğradığı ayrımcılığa, çalışma yaşamında karşılaştıkları özgül sorunlara değindi. Ardından kürsüye TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı geldi. Kurultay Düzenleme Kurulu’nun kurultayı yalnızca kadınların katılımıyla yapma kararını, kurultay hazırlık sürecinde bu konuda yaşanmış ve pek de demokratik olmayan çeşitli tartışmalara rağmen, tanımadığını gösterircesine TMMOB YK üyeleri ve bazı yöneticilerle Kurultay’a gelen Soğancı, açılış konuşmasını da başarı dilemekle sınırlı tutmayarak uzatınca, aralarında +İvme Dergisi yayın kurulu üyelerinin de bulunduğu bazı kadınlar salondan çıkarak tepki gösterdiler. Açılış konuşmalarının ardından Gülay Odabaş dışındaki TMMOB YK üyeleri Kurultay’dan ayrıldılar ve etkinlik Düzenleme Kurulu’nun kararı doğrultusunda yalnızca kadın üyelerin katılımıyla sürdürüldü.

TMMOB üyesi kadın mühendis, mimar ve plancılarla yapılmış anket çalışmasının sonuçları Düzenleme Kurulu üyesi Prof. Dr. Nurcan Özkaplan ve Doç. Dr. Asuman Türkün tarafından aktarıldı. Ardından yerel çalıştaylarda gerçekleştirilen dört atölyenin başlıkları olan “Mühendislik, Mimarlık, Şehir Planlama Eğitiminde Cinsiyetçilik”, “Cinsiyetçi İşbölümü ve İşyeri Pratikleri”, “TMMOB’de Kadın Örgütlenmesi” ve Kapitalist Kriz ve Kadınlar” başlıklarında dört oturum yapıldı.

“Mühendislik, Mimarlık, Şehir Planlama Eğitiminde Cinsiyetçilik” oturumunda eğitimde toplumsal cinsiyet konusunun önem kazanması, akademisyen ve öğrenci kadınların üniversitelerde ve stajlarda yaşadıkları sorunlara karşı mücadele konuları ele alındı .

“Cinsiyetçi İşbölümü ve İşyeri Pratikleri” oturumunda işe alımlardan başlayarak tüm çalışma yaşamına yayılacak şekilde kadınların karşılaştığı ayrımcılık, kreş, doğum ve emzirme izni, ebeveyn izni gibi talepler ve TMMOB’nin bu alanda yapabileceği çalışmalar üzerinde duruldu. +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi kadınların bu oturumda 4857 sayılı İş Yasası’nın cinsiyet ayrımcılığı içeren ve kadınların çalışma yaşamını sınırlayan 72. ve 85. maddelerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirten önergeleri kabul edilen önergeler arasındaydı.

TMMOB’de Kadın Örgütlenmesi” oturumunda kadınların TMMOB içinde söz ve karar mekanizmalarında varlığını arttırabilmenin yolları tartışıldı. Uzun tartışmalara yol açan “yönetim kurullarında kadın kotası” önergesi %35 kota talebi olarak kabul edildi. Kurulduğu halde işler hale gelmemiş olan TMMOB Kadın Üyeler Çalışma Grubu’nun TMMOB’nin kadın çalışmasını yürütmede etkin hale gelmesi için yeni bir işleyiş tarif edilmeye çalışıldı. 40. Dönem TMMOB Genel Kurulu’nda kararı alınmış olmasına karşın halen yaşama geçirilmemiş olan Cinsiyet Ayrımcılığını Takip Sekreteryası’nın bir önce kurulması gerektiği vurgulandı. Ayrıca TMMOB’nin ilgili yönetmeliklerinde kadına karşı suçların (ayrımcılık, mobbing, şiddet, taciz) tanımlanması ve bu suçlara yaptırım getirilmesi konusu görüşüldü, +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi kadınların bu konuda verdiği bir önerge de kabul edildi.

“Kapitalist Kriz ve Kadınlar” oturumunda ise kadınları olumsuz etkileyen işten çıkarmalar, ücret eşitsizlikleri, taşeronlaştırma, ücretsiz fazla mesailer, güvencesizlik gibi sorunlar ve bu sorunlar karşısında TMMOB’nin yapabilecekleri ele alındı.

Diyarbakır, Bursa, İzmir, Ankara, Denizli, Eskişehir gibi birçok ilden gelen yaklaşık 340 kadın mühendis, mimar, plancı ve öğrencinin katıldığı Kurultay’da, yerel çalıştaylardan gelen 61 önerge ile Kurultay sırasında verilen ek önergeler görüşülerek karara bağlandı.

Kurultay, TMMOB çalışmaları içinde etkin rol üstlenme deneyimi olmayan pek çok kadının özgürce düşüncelerini, taleplerini dile getirebildiği bir ortam sundu; her ilk gibi birtakım eksikleri bulunsa da kadın mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütlenmesinin önemli bir adımı oldu.


2 Aralık 2009 Çarşamba

25 Kasım 2009 Çarşamba

İMO İstanbul Şubesi Küçük Kurulu'na Katıldık

İMO İstanbul Şubesi Küçük Kurulu, 17 Kasım Salı günü saat 19.00’da Şube toplantı salonunda gerçekleştirildi. Şube YK Başkanı Cemal Gökçe’nin divan başkanlığını yaptığı İMO YK Başkanı Serdar Harp’ında bulunduğu Küçük Kurul’a yaklaşık 45 kişi katıldı. Şube yönetiminin geçmiş 2 yıllık süreçte yapmış olduğu çalışmaların sunumu ile başlayan Kurul, üyelerinin değerlendirilmesi ile devam etti.

Yönetim yandaşlarının şube faaliyetlerine yönelik hiçbir nesnelliğe dayanmayan övgülerinin ardından Demokrat İnşaat Mühendisleri üyeleri şube çalışmalarına ilişkin eleştirilerini sıraladılar.

200 sayfayı aşan çalışma raporunun içeriğinin boş olduğu; düzenlenen kurslar, seminerler, göstermelik basın açıklamaları ve açılan davalardan oluştuğu; bu kurs ve katılım sayısının başarı addedilerek göz boyanmaya çalışıldığı; nesnel elle tutulur hiçbir çalışmanın yapılmadığı gibi eleştiriler Demokrat İnşaatçılar tarafından yönetime iletildi. Bu konuşmalarda ayrıca, İMO’nun sistemin bürokratik bir kurumuna dönüştürüldüğü, tüm alanlarda olduğu gibi genel kurullarda bile yönetimin hiyerarşik bir sıra ile sınırsız söz hakkı kullanıp üyelerine çok kısıtlı söz hakkı tanıdığı, üyelerin çalışma hayatında karşılaştığı problemler ve çözümü için hemen hiç çalışma yapılmadığı, tersine üyenin önüne yetkin mühendislik gibi yönetmelik ve uygulamalarla yeni engeller çıkarıldığı, örgüt içi demokrasiyi hayata geçirmek yerine statükolarını pekiştirmek için çalışıldığı ifade edildi. Yönetimin üyelerin taleplerini daha net algılayabilmesi için 14-15 Kasım tarihlerinde düzenlenen Ücretli ve İşsiz Mühendisler Kurultayı’ndaki karar önergelerinin incelenmesinin bile yeterli olabileceği de vurgulandı.

Şube YK Başkanı eleştirileri “kendi yönetiminin hiçbir antidemokratik uygulaması olmadığı” şeklinde yanıtlayınca demokratlara şube salonlarında toplantı yeri verilmediği kendisine hatırlatıldı. Bu yanıta karşı kendi demokrasi anlayışını ortaya koyar şekilde; “İMO’da Çağdaş Mühendislerin yönetimi olduğu, kendilerinin dışında hiç kimseye yer vermeyecekleri” söylemi ile bulunulan antidemokratik konum bir kez daha doğrulanmıştır.

Toplantı süresince yapılan haklı eleştirileri hazmetmekte güçlük çeken mevcut yönetim yanlıları Demokrat İnşaat Mühendisleri’nin eleştirilerine karşı kimi zaman hırçınlaşmış, kimi zaman bu hırçınlığı tehditlere kadar vardırabilmiş, provokasyon yaratmaya çalışmıştır. Yaratılmak istenen provokasyonlara gelmeyen Demokratlar sükûnetlerini korumasını bilmişlerdir.

Küçük Kurul’daki çay arasında İMO YK Başkanı’nın İMO Ankara Şube Küçük Kurulu’nda özel güvenlik tutarak devrimci demokratları toplantı salonuna almamaya çalışması ile ilgili “daha da kötüsünü de yapabileceklerini” ifade etmesi ise dikkat çekmiştir.

İMO İstanbul Şube Küçük Kurulu’nda dikkat çeken bir başka nokta ise Şube YK Başkanı için tribün tezahüratları yapılmasıdır. Bu durum odalardaki seviyesizliği, çıkar ilişkilerinin vardığı noktayı göstermesi açısından ibret vericidir.

Sonuç olarak son dönemlerde gerek Ankara’da yaşanan olaylar, açılan soruşturmalar gerekse de oda yönetiminde bulundukları süre boyunca odamızı sürüklemiş oldukları çizgi göstermektedir ki etkin yönetim anlayışları kendi düşüncelerini dayatmak için cebir dahil birçok yönteme başvurmaktadır. İMO’yu mekanik bir mesleki çizgiye sürükleyen; demokrasiyi iki yılda bir yapılan seçimlere indirgeyen; birlikte düşünme, birlikte üretme ve birlikte yönetme mekanizması yerine dar grupçu, hizipçi anlayışı egemen kılan; gücünü üyeleri yerine açmış olduğu ücretli kurslara ve odanın tüzel kişiliğine dayandıran; halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumlarda çözüm üretmek ve sürece müdahale etmek yerine göstermelik birkaç basın açıklaması ve dava ile yetinen; AB, ABD, IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist odakların hem meslek alanlarımıza hem de ülkemize yönelik dayatmalarına karşı durmak yerine onların GATT - GATS gibi sömürü anlaşmalarının sonucu olan yetkin mühendislik uygulamalarını savunan etkin yönetim anlayışlarının savrulduğu çizginin TMMOB’nin temel ilke ve çalışma anlayışını inkarı noktasına geldiği acı bir gerçektir.

Etkin yönetim anlayışının Ankara ve İstanbul'da düzenlenen Küçük Kurullardaki tavırları, acizliklerini ve güçsüzlüklerini gözler önüne sermiştir.

Her seçim dönemi yaklaşırken geliştirilen “sağcılar yönetimi alabilir” söylentisinin tekrar başlamış olduğu görülmektedir. Amaç oda üyelerinin bu konudaki hassasiyetlerini sömürmektir. Yapılmak istenen, ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Üyelerine sunduğu ve sunacağı bir şeyi olmayan yönetimlerin bu kadar aciz politikalar üretmeleri normaldir. TMMOB ve İMO’da demokrasi savunanların mücadelesi ve kararlılığı neticesinde, yıkılmaz gibi görünen kalelerin kumdan olduğunun anlaşılması uzun sürmeyecektir. Odaların asli unsuru devrimci, demokrat üyelerdir. Odalar er yada geç ücretli ve işsiz, genç, devrimci, demokrat üyelerin olacaktır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen

Derginin kapağı

Ücretli ve İşsiz Mühendisler kurultayının güzel sürprizlerinden biri de yayın hayatına başlayan ve ilk sayısı kurultayda dağıtılan "Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen" dergisi oldu. Artı İvme Dergisi olarak Toplumcu Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının dergisine hoşgeldin diyor, yayın hayatında ve mücadelelerinde başarılar diliyoruz.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Sabah-ATV Grevcilerine "İşe İade" Kararı

Yargıtay, "yasadışı grevdeler" diyerek 10 gazeteciyi işten çıkaran işvereni haksız buldu. Turkuvaz grubu grevcileri işe almazsa tazminat ödeyecek.
Turkuvaz grubunun "yasadışı grev" iddiasıyla işten çıkardığı 10 gazetecinin "işe iade" talebiyle açtığı davada, Yargıtay da gazetecileri haklı buldu; "işe iade" kararı aldı.
Yargıtay kararını 13 Kasım'da açıkladı. Grevciler "işe iade" istemiyle işverene başvurmaya hazırlanıyor. Başvuru sonrası işveren ya greve çıkan gazetecileri yeniden işe alacak ya da grevcilerin bu istemleri reddedip tazminatlarını ödeyecek.
Turkuvaz grubuna bağlı ATV televizyonu, Sabah gazetesi ve dergi grubunda toplu sözleşme sürecinin tıkanması üzerine Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) 13 Şubat'ta greve başlamıştı.
Grevin beşinci gününde, 10 gazetecinin iş akdi feshedilmişti. İşveren, Sabah gazetesi ile Turkuvaz dergi grubunda çalışan kişilerin bu greve katılamayacağını, 10 gazetecinin "yasadışı greve çıktıkları"nı iddia etmişti. Bunun üzerine gazeteciler, İstanbul 8. İş Mahkemesi'nde açtıkları işe iade davasını mahkemenin "grevcilerin yasadışı bir greve katılmadıklarına" hükmüyle kazanmış, işveren her gazeteciye "12 brüt ve 4 net maaş" tazminat ödemeye mahkum edilmişti.
Karara hem işveren hem de işverenin grevcileri parasını ödeyerek kapının önünden uzaklaştırmasına izin verdiği için gazeteciler itiraz etmişti. Bunun üzerine dava dosyası Yargıtay'a gönderildi.

İstanbul - BİA Haber Merkezi
16 Kasım 2009, Pazartesi
Kaynak: bianet.org

Mühendislik ve Mimarlık Öğrencileri Eymir' de Buluştu

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi'nin Ankara’da bulunan üniversitelerdeki öğrencilerden oluşan grubu “Ankara İvme Genç” in düzenlediği tanışma etkinlikleri kapsamında Uçurtma Atölyesi ve Eymir Gölü gezisi yapıldı. Birçok mühendis, mimar ve planlamacı adayının biraraya geldiği etkinlikler ODTÜ ve Eymir'de yapıldı.

Hazırlıklarına ve duyurusuna günler öncesinden başlanan etkinlik kapsamında planlanan Uçurtma Atölyesi 5 Kasım Perşembe günü ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Uçurtmaların yapılmasına ertesi gün İvme Genç standında devam edilirken açılan standa öğrencilerin ilgisi yoğundu. Standa gelen öğrencilerle sohbet edildi ve İvme Genç'i anlatan broşürler dağıtıldı.

7 Kasım Cumartesi günü ise İvme Genç tanışma etkinlikleri kapsamında Eymir Gölü gezisi gerçekleştirildi. Sabah saat 10.00’da ODTÜ' de toplanmaya başlayan katılımcılarla birlikte kahvaltı yapıldı. Neşeli ancak kısa bir otobüs yolculuğuyla Eymir' e gidildi.Göle varıldığında yapılan ilk iş atölyede yapılan uçurtmaları gökyüzüne bırakmaktı. Havanın rüzgarsız olması uçurtmaların gökyüzünde süzülmesini engellese de birlikte eğlenmenin getirdiği heyecan azalmadı.

Artı İvme Dergisi'nin ve İvme Genç’in yeni gelen öğrencilere anlatılmasının ardından sandallara binilerek Eymir’in doğal güzellikleri hep birlikte seyredildi. Sandala binmeyip kıyıda oturmayı tercih edenler ise çeşitli oyunlarla zaman geçirdiler. Balık ekmeklerin esprili sohbetlerle birlikte yenilmesinin ardından saz ve gitar eşliğinde çekilen halaylar ilk kez tanışan öğrencilerin coşkularını daha da arttırdı. Tiyatro gösterisi için sahne hazırlandıktan sonra Halkın Takımı Tiyatro Grubu’nun hazırlamış olduğu “Lord Otomobil Fabrikası’nda Grev” isimli oyun etkinlik katılımcılarının yanı sıra Eymir’e hafta sonu gezintisi için gelen diğer insanlarında ilgisini çekti. Neşeyle izlenen tiyatro oyunun ardından;hep bir ağızdan söylenen şarkılarla etkinlik sona erdi.

Etkinliğe 45 kişi katıldı.

10 Kasım 2009 Salı

Umarız Rezaletin Son Perdesi Bu Olur

14 Mart 2009'da İMO 2. Öğrenci Kurultayı'nda öğrenci arkadaşlarımıza dönük İMO yöneticilerinin fiziki ve sözlü saldırısıyla başlayan süreç TMMOB genelinde İvme'ye dönük siyasi lince dönüşmüştü. Bu süreç içinde oda yöneticileri tarafından yalan ve demagojilerden soruşturmalara, bıçaklı saldırılardan polis engellemelerine kadar bir çok anti-demokratik uygulamaya maruz kaldık. Hakkımızda bir çok kez yalanlar söylendi, iftiralar atıldı. Oysa biz hep gerçekleri söylemeye devam ettik. Yılmadık, geri adım atmadık, hakkımızı aradık. Bu zamana kadar tarafsız olma adına söz söylemeyenler, etkin yönetim anlayışının yalanlarına inananlar...

MASKELER DÜŞTÜ! KİM DOĞRU, KİM YALAN SÖYLÜYOR? İZLEYİN VE GÖRÜN

İMO ANKARA ŞUBESİ KÜÇÜK KURULU'NA GİRDİK!

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE BİR REZALET DAHA YAŞANDI. ŞUBE YÖNETİMİ KÜÇÜK KURUL İÇİN ÖZEL GÜVENLİK TUTTU. ÖZEL GÜVENLİK KİMLİK KONTROLÜ YAPARAK DEVRİMCİ MÜHENDİSLERİN ODALARINA GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTI.


İÇLERİNDE YAYIN KURULU ÜYELERİMİZİN DE BULUNDUĞU DEVRİMCİ MÜHENDİSLER FİZİKİ ENGELLEMELERE RAĞMEN KÜÇÜK KURULA GİRDİ
.

İMO Öğrenci Kurultayı’nda öğrencilere fiziki ve sözlü saldırıda bulunan; ardından yapılan Küçük Kurullarda devrimci-demokrat mühendislere hakaretler eden; 11 Haziran’daki Küçük Kurul’da önce dışarıdan getirdikleri eli bıçaklı güruhla devrimci mühendislere saldırı düzenleten, ardından da polis barikatı arkasında toplantı yaparak yayın kurulu üyelerimizi odaya almama kararı alan; 13 Temmuz tarihinde de ikisi İstanbul’da biri Libya’da ikamet eden 5 yayın kurulu üyemize dönük sıkıyönetim savcılarını aratmayacak soruşturmalar açan İMO yönetimi anti-demokratik uygulamalarında sınırlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. İMO yöneticileri 4 Kasım’daki Küçük Kurul’a devrimci mühendisleri sokmamak için özel güvenlik görevlileri tutmuş, bu özel güvenlik görevlileri ise kimlik kontrolü yaparak ellerindeki listede ismi bulunmayanların odaya girmelerini engellemeye çalışmıştır. Bu yanıyla “TMMOB’de Demokrasi” sayımızda kullandığımız “muhaliflere kimlik kontrolü” karikatürümüz ne yazık ki gerçek olmuştur. 4 Kasım Küçük Kurul’unda yaşananlar şöyledir:

Tamamı İMO üyesi ve öğrenci üyesi olan Yayın Kurulu (YK) üyelerimiz Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya gittiğinde, önceki toplantılarda kullanılan fuaye girişinin (fuaye toplantı salonlarına açılmaktadır) kapalı olduğu, girişler için İMO’nun hizmet katlarına çıkış için kullanılan kapının açık olduğunu görülmüştür.

Odanın kapısında İMO yönetimi tarafından 4 Kasım Küçük Kurul’u için özel olarak tutulmuş, 7-8 özel güvenlik görevlisinin, yine yukarı katlarda da 3-5 güvenlik görevlisinin beklemektedir.

İMO Ankara Şubesi yönetiminde olan bir YK üyemiz Küçük Kurul salonuna girmek istediğinde özel güvenlik tarafından YK üyemize ismi sorulmuş ve önlerinde yer alan listede ismi yoksa içeri giremeyeceği söylenmiştir. YK üyemiz güvenliğe böyle bir yetkilerinin olmadığını, odanın Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, kimseye isim söylemek zorunda olmadığını anlatmış, güvenlik şefi ise bu talimatı Yönetim Kurulu’ndan aldığını ve ne olursa olsun listede adı bulunmayanları içeri sokmayacaklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine YK üyemiz kapıda bulunan İMO’nun kendi güvenlik personeline şube başkanını aramasını ve şube başkanına; “aralarında yönetim kurulu üyelerinin de olduğu oda üyelerinin içeri alınmamasını kabul etmediğimizi, her koşulda içeri gireceğimizi, bir an önce aşağıya gelerek bize bir açıklama yapması gerektiğini” söylemesini istemiştir. İMO’nun görevlisi şube başkanını aramış, ama başkan gelmemiştir. Bu bekleme döneminde bazı küçük kurul üyeleri kapıya gelmiş, bu duruma şahit olmuş, isimlerini güvenliğe söyleyerek içeri girmişlerdir. Yaşananlar, gelen insanlara aktarılmış bu duruma tepki gösteren, güvenlikle tartışan üyeler olmuştur.

Bekleme sırasında birçok trajikomik durum da gerçekleşmiştir. Örneğin tanımadığımız bir üye Küçük Kurul’a gelmiş ancak listede ismine rastlanmamıştır. Yukarıdaki Yönetim Kurulu üyelerinin kaş göz işaretiyle listede bulunmayan bu kişi Küçük Kurul salonuna sokulmuştur. Anlaşılan liste yasağı yalnızca devrimci demokrat mühendislere dönük uygulanmaktadır.

Hemen ardından artık İMO’da sıkça gördüğümüz bir durum tekrarlanmış, İMO binasına polis girmiştir. Polise burada ne aradıklarını, kimin isteğiyle geldiklerini sorduğumuzda; burada gerginlik olduğu gerekçesiyle şube başkanının kendilerini davet ettiğini söylemişlerdir. Gelen polisler yukarıya başkanla konuşmaya çıkmışlar, birkaç dakika sonra da geri gelmiş ve güvenlikle beraber beklemeye başlamışlardır. Daha sonra içeri rütbeli bir polis girmiş, durumu kontrol etmiş ve telsizden amiriyle konuşmuş, rapor vermiştir. Bu konuşmadan 10 dakika sonra ise polis odadan ayrılmıştır.

Bir başka trajikomik durum ise bir arkadaşımız lavaboyu kullanmak istediğinde yaşanmıştır. Güvenlik arkadaşımızı zor kullanarak engellemeye çalışmış, tepki arttırıldığında ise bir özel güvenlik görevlisinin refakatiyle arkadaşımız lavaboya gidebilmiştir.

Yine bir arkadaşımızın üst katta lokale gitmek istediğini belirtmesi üzerine (lokal girişi de aynı kapıdandır) lokalin kapalı olduğu güvenlik görevlisince belirtilmiştir. Tam o esnada iki kadın gelmiş, “Mühendis olmadıklarını, lokale yemek yemeğe geldiklerini” söylemişlerdir. İki dakika önce arkadaşlarımıza lokalin kapalı olduğunu söyleyen özel güvenlik, kadınları içeri almış çifte standartlı yaklaşımlarını bir kez daha ispatlamıştır. Bu, inanması güç ancak gerçek olayların tamamı kamera kayıtlarımızda yer almaktadır.

Avukatımız geldiğinde başkanla durumu konuşmak için yukarı çıkmak istemiştir. Güvenlik, avukatımızı önce engellemeye çalışmış, kısa bir tartışmanın ardından izin vermek zorunda kalmıştır. Avukatı çağırma gerekçemiz bir oda üyesinin odaya alınmamasını tutanak altına alması idi. Avukatımızın gelmesi ve tutanak olayını gündeme getirmemiz gerek özel güvenlikte, gerekse de yukarıda arkadaşlarımızı izleyen Yönetim Kurulu üyelerinde bir tedirginlik yaratmıştır.

Bu sırada listede isimleri olmadıkları gerekçesiyle içeri alınmayan ve dışarıda bekleyen devrimci demokrat mühendislerin sayısı 15’e ulaşmıştır. Avukatı beklerken arkadaşlarımız tarafından özel güvenliğe yönelik konuşmalar yapılmış, “her koşulda içeri gireceğimiz, ancak herhangi bir arbede istemediğimiz, hakkımız olduğu şekilde gayet sakince içeri girmek istediğimiz” belirtilmiş, zorluk çıkarmamaları istenmiştir. Avukatımızın işini tamamlamasının ardından giriş zorlanmış güvenlik aşılmıştır. Bu sırada ciddi bir arbede olmamış, güvenlik görevlileri fiziki engellemelerde bulunmuş ama başarılı olamamışlardır. İkinci katta içlerinde bir İMO Genel Merkez yöneticisinin bulunduğu 4-5 kişi yine arkadaşlarımızı içeri sokmamaya çalışsa da arkadaşlarımız içeri girmişlerdir.

Arkadaşlarımız içeri girdiğinde sakince buldukları yerlere oturmuşlardır. Bu sırada İMO’da yaşanan tüm bu antidemokratik sürecin perde arkasındaki aktörü İMO Yönetim Kurulu Saymanı daha önce yapmış olduğu gibi provokasyon yaratmaya çalışmış, ancak Küçük Kurul üyelerinde beklediği desteği görememiştir. Arkadaşlarımız “Provokasyon yapmamasını, buraya kavga çıkarmaya veya sorun yaratmaya gelmediğimizi, buranın bir parçası olduğumuzu, istemiyorsa kendisinin gidebileceğini” söylemişlerdir. Ardından Küçük Kurul Başkanı olarak söz almış ve İvmecileri odada görmek istemediklerini belirtmiştir.

Bunun üzerine arkadaşlarımız tarafından söz alınmış ve Küçük Kurul’da bulunma hakkımız olduğu, burasının demokrat tüm üyelere açık olduğu ifade edilmiştir. Kapalı kapılar ardında, polis barikatıyla yapılan ve bizim alınmadığımız toplantılarda bizle ilgili karar alamayacakları belirtilmiştir. Ayrıca Küçük Kurul’un yönetimin bir organı değil, tüm demokratların platformu olduğu, 5-10 kişi istemiyor diye kimseyi Küçük Kurul’dan atamayacakları, bizim de buranın bileşeni olduğumuz hatırlatılmıştır. Küçük Kurul’u devrimci-demokratların iradesi olarak gördüğümüz, buraya yönelik olumsuz bir tavırlarımızın olmadığı, bu platformu sahiplendiğimiz belirtilmiştir. Ayrıca, bırakın Küçük Kurulu, Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın İMO Ankara Şubesi’nin tuvaletine ve lokaline bile polis ve özel güvenlik zoruyla alınmadığı ama buna boyun eğmeyeceğimiz, isterlerse çevik kuvvet-özel harekât vs.. bile çağırabilecekleri söylenmiştir. İMO’nun şu anki yönetiminin İMO ve TMMOB tarihinde ilklere imza attığı, kendi üyelerini kolluk kuvvetlerini kullanarak engelledikleri, hâlâ oda ağalığından vazgeçmedikleri belirtilmiştir.

Daha sonra iki Küçük Kurul üyesi söz almış ve arkadaşlarımızı sahiplenmişlerdir. Söz alanlar, Küçük Kurul’un demokratik bir mekanizma olduğunu, yaşanan olayların geçmişte kalması gerektiğini, arkadaşlarımızı dışarı atma gibi bir karar alamayacaklarını, burada arkadaşlarımızın da bulunma hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu konuşmadan sonra divan başkanı toplantıyı bitirmiştir. Toplantının bitirilmesinin ardından toplantıya katılan yaklaşık 100 kişiden yarısı salonda kalmış ve süreci arkadaşlarımızdan dinlemiş ve desteklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak İMO’da Mart ayından itibaren yaşanan ve mevcut yönetim anlayışı tarafından fiziki saldırı ve hakaretlerle başlayıp, polis barikatı arkasında toplantı düzenleme, soruşturma açma ve son olarak özel güvenlik görevlileri tutarak devrimci demokrat mühendisleri odadan tasfiye ve tecrit etmeye dönük çabalarına karşı önemli bir mevzi kazanılmış, İMO Küçük Kurulu’na girilmiş, söz alınmıştır. Devrimci demokrat mühendisler odalardaki antidemokratik uygulamalarına, baskı ve şiddete boyun eğmeyeceklerini 4 Kasım’daki Küçük Kurul’da bir kez daha göstermişlerdir.