ivme dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ivme dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2010 Salı

TMMOB Yüksek Onur Kurulu'nun Verdiği Karar Protesto Edildi



İMO Onur Kurulu'nun +İvme Dergisi yayın kurulu
üyelerine verdiği süreli meslekten men cezasını TMMOB Yüksek Onur Kurulu
onayladı. Bu hukuksuzluğu protesto etmek ve bundan sonraki sürecin
takipçisi olacaklarını dile getirmek için bir araya gelen +İvme Dergisi
yayın kurulu üyeleri, emekçileri ve okurları 13 Mart 2010 tarihinde İMO
Binası önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Yaklaşık 30 kişinin
katıldığı açıklamada verilen karar "TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz",
"Soruşturma Terörüne Son", "Baskılar Bizi Yıldıramaz", "Mühendisiz
Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz"
sloganlarıyla protesto edildi.


Aynı saatlerde İMO Teoman Öztürk salonunda devam eden
İMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu'nu takip eden delegelerin yoğun ilgi
gösterdiği ve alkışlarla desteklediği basın açıklamasına ODTÜ İnşaat
Mühendisliği öğrencileri de destek verdi. Açıklama sonrası okunan metin
delegelere ulaştırıldı. Basın açıklaması sonrası +İvme Dergisi standına
gelen birçok delege, hem cezalarla hem de son dönemde İMO Ankara
Şube'sinde yaşanan antidemokratik süreçle ilgili bilgi istedi.


Açıklamada okunan metin şu şekildedir:


Basına ve Kamuoyuna,


TMMOB'DE HUKUKSUZLUK SÜRÜYOR

14 Mart 2009 tarihinde bildiri dağıtan ODTÜ'lü
öğrenci üyelere İMO Genel Merkez ve Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri
tarafından saldırılması, sonrasında hiçbir savunma hakkı tanınmadan
Yönetim Kurulu kararıyla öğrencilerin öğrenci üyelikten atılmasıyla
başlayan, YK üyelerinin devrimci demokrat mühendislere hakaretleriyle
devam eden, 3 Haziran'da İMO Ank. Şb. Küçük Kurulu'nda yaşanan kavga ve
11 Haziran'da İMO önünde TMMOB, MMO ve İMO Yönetim Kurulu başkanlarının
gözleri önünde devrimci demokrat mühendislere ve öğrencilere bıçaklı
linç girişimiyle daha da boyutlanan antidemokratik süreç, devrimci
demokrat mühendislere açılan soruşturmalarla devam etmişti. Birisi
yutdışında, ikisi İstanbul'da bulunan beş yayın kurulu üyemize İMO
Yönetiminin açtığı soruşturmalar İMO Onur Kurulu tarafından kısa sürede
sonuçlanmıştı.


İMO Onur Kurulu +İvme Dergisi yayın kurulu üyelerini;
bildiri hazırlama ve dağıtma, bildiri dağıtmak için izin almama,
dergimiz adına yayınlanan açıklamalardaki amaç ve kasıt, 3 Haziran 2009
tarihinde gerçekleşen küçük kurul toplantısında fiziki saldırıda bulunma
gibi suçlardan(!) yargılamıştı. Sonuç olarak +İvme dergisi yayın kurulu
üyelerinden İrem Yüksekol'a meslekten 15 gün, İsmail Ozan Demirel'e
meslekten 6 ay men cezası vermişti.


İtirazımız üzerine TMMOB Yüksek Onur Kuruluna giden
cezalar, Yüksek Onur Kurulu tarafından aynı ilkel intikamcılık ve aynı
hukuksuzlukla onaylanmıştır. Kararın onaylanışında yayın kurulu
üyelerimize herhangi bir savunma hakkı dahi verilmeksizin yargısız infaz
yapılmıştır. Maalesef bu tavır bize hiç de yabancı değildir. Bu tarz
yargılama yöntemlerinin kimin tarafından kullanıldığı ise herkes için
gayet açıktır.


Bugüne kadar mesleğini kötüye kullanan, meslek
etiğini hiçe sayarak kişisel rant sağlayan, depremde onbinlerce insanın
yaşamına mal olan binaları yapan, rüşvet alan, rüşvet veren sayısız
mühendise karşı üç maymunu oynayan, TMMOB Genel Kurulu'nda onaylanan
AKP'li bakanların Onur Kuruluna verilmesine ilişkin karara dönük hiçbir
şey yapmayan yönetim kurulu ve onur kurulu üyeleri devrimci demokrat
mühendislere karşı aslan kesilmiş, cezalar yağdırmışlardır.


Cezalar TMMOB Disiplin Yönetmeliği'nin “temelsiz
suçlamalarla mesleği, meslek mensuplarını ya da TMMOB, Odalar ya da
bunların alt birimlerini kamuoyunda küçük düşürmek ya da etkinliklerini
engellemek” maddesine dayandırılarak verilmiştir. Oysa asıl temelsiz
olan İMO yönetimini yayın kurulu üyelerimize yönelttiği suçlamalardır.
Hatta suçlamalar o kadar temelsizdir ki ortada bir suç unsuru
bulunmadığı için soruşturma metni kişilerin suçlanış gerekçeleri yerine
dergimizin tüzel kişiliğini sorgulamaya dönük hazırlanmıştır. Odaları
kamuoyunda küçük düşürenler ise üyelerine odanın önünde eli bıçaklı
serserileri saldırtanlar, küçük kurul toplantılarına üyelerini sokmamak
için özel güvenlik tutanlar, biz kararlı tavrımızı sürdürünce de her
defasında devletin emniyet kuvvetlerinden destek isteyenlerdir.


+İvme Dergisi yayın kurulu üyesi olmanın, başka bir
deyişle TMMOB etkin yönetim anlayışına muhalif olmanın sorgulandığı bu
“sıkıyönetim zihniyetli” soruşturma sonucu verilen cezalarla TMMOB,
üyelerine düşüncelerinden dolayı ceza vererek tarihinde bir ilki
gerçekleştirmiştir. Bu karar TMMOB'de iktidar olanakları kullanılarak
muhaliflere karşı girişilen tasfiyenin boyutlarını da açıkça
göstermektedir.


Demokrasiden iyice uzaklaşmış bir yönetim anlayışına
karşı, muhalif düşüncelerimizi dile getirmek için demokratik ortamlar
yaratmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Verdiğiniz ve vereceğiniz hiçbir ceza,
bizleri mücadelemizden alıkoyamayacaktır.


TMMOB'da Demokrasi İstiyoruz

Soruşturma Terörüne Son

Baskılar Bizi Yıldıramaz

Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz


MÜHENDİSLİK, MİMARLIK VE PLANLAMADA +İVME DERGİSİ

9 Mart 2010 Salı

100.Yılında Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!



8 Mart'ın 100.yılında sesler Ankara Abdi İpekçi Parkı'nda emperyalizme, her türlü sömürüye ve zulme karşı tekrar yükseldi.


Ankara'da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Bağımsız
Devrimci Sınıf Platformu
, Devrimci Proleterya, Halk Cephesi, Yeni
Demokrat Kadınlar
, Demokratik Kadın Hareketi tarafından oluşturulan
Devrimci 8 Mart Platformu tarafından gerçekleştirilen eylemle kutlandı.


Yürüyüş için Sakarya Meydanı'nda saat 12.00'da bir
araya gelen kitle; Mithat Paşa Caddesi'nden trafiği kapatarak Abdi
İpekçi
Parkı'na kadar yürüyüşe geçti.Kortejin en önünde ortak pankart
olan Devrimci 8 Mart Platformu imzalı “New York'tan TEKEL'e direnen
emekçi kadınları selamlıyoruz!'' yazılı pankart taşındı.Platform
bileşenlerinden sonra ÇHD,ODAK, Umut Kültür Derneği gibi destekçi
kurumların yer aldığı kortejde + İvme Dergisi de yer aldı.Yaşasın 8
Mart
Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Özgür Kadın Direnen Kadındır, Eşit İşe
Eşit Ücret, Tülin Aydın Ölümsüzdür, Yaşasın Devrimci Dayanışma, Kadınız
Haklıyız Kazanacağız, Cinsel, Ulusal, Sınıfsal Sömürüye Son
sloganlarının atıldığı ve dövizlerinin taşındığı İvme Dergisi
kortejinde Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü pankartı taşındı.


Yürüyüşün ardından Abdi İpekçi Parkında toplanan
kitle burada mücadelede yaşamını kaybetmiş tüm emekçi kadınlar adına
saygı duruşunda bulundu.


Saygı duruşundan sonra Devrimci 8 Mart Platformu
imzalı bir basın metni okundu.Bsın metninde 8 Mart Dünya Emekçi
Kadınlar
gününün tarihine ve önemine değinildi. Kadının mücadele her
zaman yer aldığı belirtilirken; kadının mücadelesinin emperyalizmden ve
sömürüye karşı verilecek mücadeleden bağımsız olmadığı belirtildi.
Basın metnini okunması sırasında ''8 Mart Kızıldır Kızıl Kalacak,
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Özgür Kadın Direnen
Kadındır'' ortak sloganları atıldı.


Basın metnini ardından Mamak İşçi Kültür Evi Tiyatro
Atölyesi
“Ben Ulrike Bağırıyorum!” adlı Dario Fo'nun tecritte
katledilen Alman bir devrimci kadını anlatan oyununu sergiledi. Oyun
sonrasında “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!” sloganları atıldı. Tiyatro
oyunu sonrasında hapishanelerde ki tecriti anlatan; ölümün eşiğinde
olan hasta tutsakların hala tecrit koşulları ile mücadele ettiklerini
belirtten bir konuşma TAYAD'lı bir ana tarafından yapıldı.


8 Mart etkinliği; TEKEL Direnişine destek verdiği
için çalıştığı kurum olan TÜBİTAK'ta işten atılan Aynur Çamalan'ın
konuşması ile devam etti. Çamalan işten atıldığı için başlattığı
hukuksal sürecin sonucunu beklemeden TÜBİTAK önünde direnişe
başlayacağını belirtti. Çamalan'ın konuşmasından sonra Mamak İşçi
Kültür Evi Müzik Atölyesi'nin çaldığı ezgiler eşliğinde halaylar
çekildi.


İvme Dergisi

TEKEL İşçilerini Ziyaret Ettik



TEKEL İşçilerini Ziyaret Ettik



27 Şubat 2010 tarihinde saat 10:00'da +İvme
Dergisi
bürosunun önünden başlattığımız yürüyüşü sloganlarımızla TEKEL
işçi
lerinin yanına kadar sürdürdük. 75 gündür başta soğuk olmak üzere
her türlü zorluğa rağmen direnişlerini sürdüren TEKEL işçileri bizi
slogan ve alkışlarla karşıladılar. +İvme Dergisi adına mimar Alev Şahin
işçilere seslenerek, mühendis-mimarlar olarak bizlerin de TEKEL
işçi
leri ve tüm emekçilerle aynı sınıftan olduğumuzu, onun için onların
mücadelesinin bizim de mücadelemiz olduğunu, İvme Dergisi yayın kurulu
üyeleri, okurları ve emekçileri olarak sonuna kadar yanlarında
olacağımızı söyledi. Daha sonra KESK'in saat 11:30'daki eylemine destek
olmak amacıyla Yüksel Caddesi'ne gittik. KESK kortejiyle birlikte
tekrar slogan ve alkışlarla TEKEL işçilerinin yanına döndük.


Yaptığımız destek yürüyüşünden sonra gruplar
halinde çadırlara dağılarak TEKEL işçileriyle söyleştik ve yaşadıkları
süreci, direnişlerini bir de onlardan dinledik. Her dinlediğimiz
işçide, her duyduğumuz sözde yaşadıkları sıkıntıları, her türlü zorluğa
rağmen onurla direnişlerini ve umudu duyumsadık. Son hafta sendikaların
aldığı kararların yarattığı hüznü, 4/C'ye başvurmak için son günlere
yaklaşıldığından işsiz kalma riskinin verdiği endişeyi de bu
söyleşilerde hissettik.


24 Şubat sabahı sarhoş bir cip sürücünün
arabasıyla çarpması sonucu yaşamını yitiren Hamdullah Uysal'ın ölümünün
yarattığı izleri gördük söyleşilerde, yüzlerde. Cenazesini alıp
çadırkentte bir anma gerçekleştirmek isteyen işçilere izin verilmemiş,
polis işçilere saldırmıştı. Cenaze kaçırılarak tehditlerle memleketine
götürülmüştü. Bunu protesto etmek için AKP Ankara il binasını işgal
eden 19 işçi de gözaltına alınmıştı. Haftasonunda yaşadığımız en
coşkulu olay gözaltına alınan bu arkadaşlarının serbest bırakılması ve
çadırkente gelmeleriyle herkesin toplanıp sloganlar atarak
arkadaşlarını karşılamalarıydı.


Bütün konuştuğumuz işçiler Salı gününe kadar
verilen süreden ve Danıştay'dan çıkmasını umutla bekledikleri olumlu
karardan söz ettiler (Haberi yazdığımız sırada Danıştay'dan
yürütmeyi durdurma kararının çıktığı duyuldu. Bizler de Tekel
işçi
lerinin sevincini paylaşıyoruz). Dolaştığımız her çadırda
düzenin gün geçtikçe yok ettiği paylaşımın ve yardımlaşmanın izlerini
gördük. Ellerindeki yemeği, meyveyi bizimle paylaşan işçiler kendi
yaşadıkları dönüşümü, hayata bakışlarının, düşüncelerinin nasıl
değiştiğini, sosyalistlere ilişkin önyargılarının nasıl kırıldığını da
sıkça anlatıyorlardı.


Gecesinde sabaha kadar işçilerle birlikte
söyleşerek, dolaşarak, dinleyerek ve öğrenerek geçirdiğimiz iki günün
ardından, özümseyerek ve görerek öğrendiğimiz herşeyi zihnimizde
taşıyarak, vedalaşıp ayrıldık işçilerin arasından.


İzmir'de İvme-Genç Bülteni Yayınlandı



İzmir'de aylık yayınlanacak olan İvme-Genç
bülteninin ilki yayınlandı. Ağırlıklı olarak Dokuz Eylül Üniversitesi
Çevre Mühendisliği ve Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği
bölümlerinde dağıtılan bültenin içeriği ise şöyle :



Merhaba Derken..



Çevre ve Orman Bakanlığı Çevreye Verdiği Rahatsızlıktan Dolayı Özür Dilemeli (DEÜ)



412'ye balat (DEÜ)



Özgür Yazılım (Ege)



Mühendislik Harikası Öğrenci Kartları (Ege)



Kafamızdaki Krizi Aşmak



Almanya ve Avusturya'da Öğrenciler Haklarını Arıyor



Barut Fıçısı



Looking For Eric



Ti Cetveli – Paylaşmak Güzeldir.

Kazanmanın Tek Yolu Direnmektir








Tarih:

27.02.2010



KAZANMANIN TEK YOLU DİRENMEKTİR.



Türkiye'de işçi sınıfı tarihi direnen TEKEL işçisi
için yazılıyor. TEKEL direnişi artık kendi taleplerinin önüne geçmiştir.
İki buçuk ayı aşkın bir süredir direnen, bedel ödeyen ve her geçen gün
direnişlerini büyüten TEKEL işçilerinin mücadelesinin yanında olduğumuzu
belirtiyor; Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada +İvme Dergisiolarak
27-28 Şubat'ta kitlesel olarak TEKEL Direnişi'ne destek vereceğimizi
açıklıyoruz. Desteğimiz 27 Şubat, Cumartesi günü İvme Dergisi Bürosu
önünden yapılacak olan yürüyüşle başlayacaktır.



Tarih: 27 Şubat 2010


Saat: 10.00


Yer: İnkılap 2 Sokak Devrim Apartmanı 24/ 14
Kızılay/ ANKARA


MÜHENDİS MİMAR EMEKÇİYİZ TEKEL İŞÇİSİYLE BİRLİKTEYİZ.

İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ.

DİRENEN TEKEL İŞÇİSİNİN YANINDAYIZ.

TEKEL İşçileri'nin Direnişine Destek Eylemimizi Gerçekleştirdik



7 Şubat 2010 saat 18.30 da Basın Açıklamasıile
Mühendis, Mimar ve Planlamacılar olarak başlattığımız TEKEL İşçileri'nin
direnişine bir günlük destek eylemimizi gerçekleştirdik. Kölelik yasası
4/C'ye karşı Ankara'da iki aydır direnen TEKEL işçilerinin çadırlarını
teker teker dolaşarak bu onurlu direnişlerine destek olmaya çalıştık.
Aslında TEKEL işçilerinin bu haklı ve onurlu direnişine bir günlük açlık
grevi
ile destek vermeyi planlamıştık, ancak TEKEL işçileri 17 Şubat
itibariyle açlık grevlerine son verdikleri için bizler de açlık grevi
desteğimizi gerçekleştiremedik.

Bizler, bir yandan iktidarın müdahale tehditlerine ve
baskılarına, diğer yandan Ankara'nın soğuğuna ve ayazına rağmen ekmek
kavgasından vazgeçmeyen; genç, yaşlı, çoluk, çocuk demeden Türkiye'nin
dört bir yanından gelerek işyerlerinin özelleştirilmesine karşı özlük
hakları ve kamu kurumlarına geçiş haklarının korunması için mücadele
veren TEKEL İşçilerini buradan da selamlıyoruz.

2 Mart 2010 Salı

Basın Açıklaması: TEKEL İşçilerine Destek İçin Açlık Grevindeyiz...



AÇLIK GREVİNDEYİZ…

DİRENEN TEKEL İŞÇİSİ KAZANACAK

Bizler Mühendislik,Mimarlık ve Planlamada +İvme Dergisi yayın kurulu üyeleri, okurları ve emekçileri olarak, kölelik yasası 4/C'ye karşı Ankara'da iki aydır direnen TEKEL işçilerinin onurlu direnişine destek olmak için TEKEL çadırlarında bir günlük AÇLIK GREVİNDEYİZ.

TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR
TEKEL İŞÇİSİ DİRENİŞİN SİMGESİ
DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ
MÜHENDİS MİMAR EMEKÇİYİZ TEKEL İŞÇİSİYLE BİRLİKTEYİZ

BASIN AÇIKLAMASI VE AÇLIK GREVİ BAŞLANGICI
TARİH:
17 ŞUBAT 2010-ÇARŞAMBA
YER:
TÜRK-İŞ ÖNÜ
SAAT:
18:30

11 Ocak 2010 Pazartesi

Tekel İşçileri: "Ölmek Var, Dönmek Yok"



Özelleştirme sebebiyle 1 Şubat 2010'da işsiz kalacak 12 bin Tekel işçisi, AKP hükümetinin kendilerine dayattığı 4/C kölelik statüsüne karşı direnişlerine devam etmektedir.

Bilindiği gibi Tekel'de ilk özelleştirme 2003 yılında Alkollü İçkiler biriminde yapılmış, ihale Nurol-Özaaltın-Tütsab-Limak ortak girişim grubuna 292 milyon dolara peşkeş çekilmiştir. Adı geçen grup sonradan konsorsiyum kurarak şirketi MEY A.Ş.'ye devretmiştir. Tekelin sigara birimi ise 2003 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki kere özelleştirilmeye çalışılmış, gerek tekliflerin yetersizliği gerekse de teklif, alamama yüzünden ihale sonuçlandırılmamıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 22 Şubat 2008 yılında yapılan 3. özelleştirme girişiminde 1 700 000 000 (bir milyar yedi yüz milyon) dolarla en yüksek teklifi veren BAT firması ihaleyi kazanmış, karar 24 Nisan 2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak onaylanmış ve Tekel tamamen özelleştirilmiştir.

Bu sürecin başlangıcında 30124 olan işçi sayısı günümüze gelindiğinde 12 binlere gerilemiştir. 2003 yılından beri işleyen bu özelleştirme sürecini görmezden gelen, başını kuma gömen sendikalar ise iş işten geçmek üzereyken ve işçilerinin zoruyla tepki örgütlemeye çalışmaktadır. Öyle ki, bir yandan Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit AmaçTEKEL işçisi birliğini ve bütünlüğünü sağladı, özelleştirmeye karşı aynı inanç ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürecek. Biz 'sonuç alana kadar kalacağız' demedik. Eksi 15 derecede 6 bin insanı telef etmeye hakkımız yok. Geliş nedenimiz ÖİB önünde sonuç açıklanınca tepkimizi koyup dönmekti. İnsanların sağlıklarını bozmaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sağlığını bozmaması, çocuklarına kavuşması bizim görevimiz'' diyerek, bir yandan da Tek Gıda-İş Genel Başkanı Türkel, Başbakan Erdoğan'a "Siz bu ülkede yönetme erkine sahipsiniz. Kurt kuzuyu kaparsa bunun vebali omuzlarınızdadır. Çünkü siz halifesiniz, siz yöneticisiniz. Şimdi onbinlerce TEKEL işçisinin vebali, çocuklarının geleceği sizin iki dudağınızın arasında. İktidar partisi olarak sizden rica ediyoruz. Hırsla kalkmak, zalim olmak size yakışmaz. Biz sizin Allah korkusu içinde yaşadığınızı biliyoruz. Ve sizden bir kez daha rica ediyoruz. Bizi bu karda kışta bugün, yarın, öbür gün, daha sonraki gün ölümüz çıkana kadar burada bekletmeyin. TEKEL işçisi hep yasalardan yana saygılı olmuştur.” diyerek sendikal mücadele anlayışlarının ne olduğunu göstermişlerdir.

Kötü hava koşullarına, işçilerin kararlılığı ve baskısıyla harekete geçmek zorunda kalan bir sendikaya, polisin vahşice saldırılarına, açlığa, yokluğa, barınaksızlığa ve hatta direniş sürecinde yaşanan ölüme rağmen 15 Aralık'ta değişik illerden Ankara'ya gelen Tekel işçileri ise, mücadelede kararlı olduklarını açlık grevi başlatarak, tüm Tekel işçilerinin katılımını sağlayarak ve sonuç alıncaya kadar Ankara'da kalma kararı alarak göstermiştir.

Biz İvme Dergisi olarak buradan Tekel işçilerinin özlük haklarının korunması ve kamusal alanda istihdam edilmeleri talebinin sonuna kadar destekçisi olacağımızı ilan ediyor, mesleki demokratik kitle örgütü olan TMMOB'yi bu süreçte işçilerin mücadelesine aktif destek veren bir konumda görmek istiyoruz.

TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR”

Basın Açıklamasına Çağrı: TMMOB'yi Savunalım




Siyasal İktidar Saldırıyor
TMMOB'Yİ SAVUNALIM

28 Eylül 2009 tarihinde Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından, içerisinde TMMOB'nin de bulunduğu Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları ile ilgili bir rapor yayınlanmıştır.

Ekleriyle birlikte 1861 sayfalık bu rapor, meslek örgütlerinin ülke ve dünya gündemi ile ilgili politika üretmelerinin ve anayasal yetkilerinin tehlike olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Siyasal iktidar, bu raporla Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi tasfiye etmeyi amaçlamakta; sistemin ihtiyaçları ve tekellerin çıkarları doğrultusunda odaları dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Siyasal iktidarın TMMOB'ye ve mesleki demokratik kitle örgütlerine yönelik bu saldırısına karşı devrimci demokrat mühendis, mimarlar olarak düzenleyeceğimiz basın açıklamasına tüm halkımız davetlidir.

Yer: Taksim Tramvay Durağı / İstanbul

Tarih: 09 Ocak 2010 Cumartesi

Saat: 13.00
Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Hasan Balıkçı Kütüphanesi



Artı İvme Dergisi Ankara Bürosu bünyesinde oluşturulacak kütüphanemize her türlü kitap yardımlarınızı bekliyoruz

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

18 Ekim 2002 tarihinde bölgesel Susurluk çetesince katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı adına kütüphane kuruyoruz. Halktan yana verdiği mücadelede ölümsüzleşen Mühendis Hasan Balıkçı anısına kuracağımız kütüphaneyi, Balıkçı'ya yakışır bir biçimde, hep beraber kuruyoruz.İstiyoruz ki kütüphaneyi kurarken de, kullanırken de hep beraber olalım.Hasan Balıkçı Halk Kütüphanesi'nin kuruluş aşamasında sizleri de kitap kampanyasına destek olmaya çağırıyoruz.
Kampanyaya destek olmak için;

Tel: 0505 700 55 13

Adres: İnkılap sokak devrim apartmanı No:24/14 KIZILAY/ANKARA

Hasan Balıkçı kimdir: http://www.ivmedergisi.com/hasan-balikci-kimdir.html

28 Aralık 2009 Pazartesi

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

İvme Dergisi Hasan Balıkçı Kütüphanesi Kuruluyor

18 Ekim 2002 tarihinde bölgesel Susurluk çetesince katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı adına kütüphane kuruyoruz. Halktan yana verdiği mücadelede ölümsüzleşen Mühendis Hasan Balıkçı anısına kuracağımız kütüphaneyi, Balıkçı'ya yakışır bir biçimde, hep beraber kuruyoruz.İstiyoruz ki kütüphaneyi kurarken de, kullanırken de hep beraber olalım.Hasan Balıkçı Halk Kütüphanesi'nin kuruluş aşamasında sizleri de kitap kampanyasına destek olmaya çağırıyoruz.

Kampanyaya destek olmak için;
Tel: 0505 700 55 13
Adres: İnkılap sokak Devrim apartmanı No:24/14 KIZILAY/ANKARA

8 Aralık 2009 Salı

Açıklama No. 33: AKP Elini TMMOB'den Çek

AKP ELİNİ TMMOB’DEN ÇEK

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB’nin de bulunduğu meslek örgütlerinin incelenmesine karar verildiğini TMMOB’ye iletmiştir. İlgili yazıda, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi”, inceleme gerekçesi olarak sunulmuştur. Gelir-gider durumundan muhasebe sistemine, personel istihdamından üye kayıt işlemlerine, çalışma raporlarından genel kurul tutanaklarına kadar birçok bilgi incelenmek üzere çeşitli zamanlarda Kurul’a gönderilmiştir.

Nihayet 28 Eylül 2009 tarihinde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları‘nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" başlıklı bir rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından yayınlanmıştır.

Raporun Gizli Tutulması Demokratik Değildir

Eki ile beraber toplam 1861 sayfa olan DDK Raporunun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde ise kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporun tamamı çeşitli yazışmalarla Kurul’dan istenmesine rağmen, “Araştırma ve inceleme kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla ilgili gizlilik dereceli bilgi ve değerlendirmelerin bulunması” şeklinde gerekçelendirerek bu talebin reddedilmesi açık bir hukuksuzluktur.

Raporun özetinde meslek örgütlerini şeffaf olmamakla suçlayıp ardından içinde birçok eleştiriyi barındıran ve bu eleştiriler referans alınarak meslek örgütlerine ilişkin köklü değişiklikler öneren bir raporu, ilgili meslek örgütleri ile ve kamuoyu ile paylaşmamanın kendisi şeffaf olmamaktır. Meslek örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması ve yukarıdan dikte edilmesi tam da bir 12 Eylül kurumuna yakışandır, nitekim Devlet Denetleme Kurulu da aynen böyle yapmıştır.

Rapor AKP’nin Raporudur

Devlet Denetleme Kurulu 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurulan ve 1982 Anayasası’nın 108. maddesine göre de kamu kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sendikalara yönelik inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevlendirilmiş, cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruldur.

DDK’nın kuruluş yılı olan 1981’den beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşmalar yapması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir.

AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu doğrultuda Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizin genel kurullarında kendi yandaşı olan gruplarla seçimlere müdahale etmeye çalışmış, bunda genel olarak başarı olamadığı noktada da açıktan bir müdahalede bulunmaktan çekinmemiştir. Bu yanıyla DDK raporu AKP’nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.

Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?

16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye’deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun objektif kriterlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

-AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir

Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2009'daki AKP İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında “Hemen Danıştay'a dava açarlar, bilmem nereye dava açarlar. Bunlar yapılmasın derler. (…) Yapılacak olan birçok şeyi şu anda yapamıyorsak inanın bu odalar sebebiyle yapamıyoruz. Bunu da burada halkımın özellikle duymasını istiyorum. Yapamıyoruz. İstemiyorlar. Çünkü halka çok uzaklar ve her şeye yaklaşımları ideolojik.”demiştir. Erdoğan’ın birçok beyanatında da benzeri cümleler bulunmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda geçen “Devletin idari ve mali denetim yetkisinin merkezi idare kuruluşlarınca öngörüldüğü şekliyle kullanılmaması ve meslek kuruluşlarının da kendilerine tanınan idari ve mali özerkliği sınırsız bir bağımsızlık olarak algılayarak ideolojik/politik organizasyonlar gibi hareket etmeleri kamuoyu ve meslek mensupları tarafından da eleştirilmektedir.” gibi birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ’lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.

TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla Meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK’nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK’nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.

- AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.

Bilindiği gibi TMMOB’nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa’nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi yapılanmaların örnekleri farklı ülkelerde de mevcut olmasına ve bu gerçek raporda da belirtilmesine rağmen Kurul –siz AKP düşünün- meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda geçen “Mevcut yapılanmada en önemli sorun, bu kuruluşların ne kamu kurumu veya kuruluşu olarak tam anlamıyla kamu hukuku kurallarına tabi bir idare teşkilatı, ne de dernek veya sendika tipi örgütler gibi sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmış olmasından, yani hukuki niteliklerinin ve idare teşkilatı içindeki yerlerinin “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” şeklinde mahiyeti belirsiz ve muğlak bir şekilde tanımlanması ve kamu kurumu veya kuruluşu olmadıkları halde, bunlara kamu tüzel kişiliği tanınmasından doğmaktadır.” tespiti AKP’nin müdahale etmeyi hedeflediği ana noktayı da işaret etmektedir.

Bir taraftan “kamusal tipteki örgütlenme modelinin meslek kuruluşlarının, meslek ve meslek mensuplarına yönelik işlev ve görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engellediği” eleştirisi ile ilgili örgütlerin kamusal yetkileri hedefe koyulurken, öte yandan “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarında görev alan, bu kuruluşların yönetimlerini üstlenen kişilerin kendilerini devletten tamamen bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi birer sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirmeleri” eleştirisinin yapılması bir paradoks değildir. Söylenmek istenen aslında şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…

- AKP Meslek Örgütlerini Ticari Kuruluşlar Olarak Tanımlamakta, Gelirlerine Göz Dikmektedir

DDK Raporunda sadece 2008 yılındaki gelirlerinin iki milyar TL’yi, geçtiği bu rakamın kurumların tüm mal varlıklarını kapsamadığı ifade edilmekte, “Meslek kuruluşlarının gerek yıllık gelirleri ve bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ulaştığı düzeyler gerekse yürüttükleri hizmet ve faaliyetler, söz konusu kuruluşların meslek kuruluşu olmanın yanında ciddi bir ekonomik/ticari organizasyon/birim haline de geldiklerini göstermektedir.” söylenmektedir.

Başlangıçta meslek örgütlerindeki ticarileşmeyi eleştiriyormuş gibi görünen bu ifadeler raporun izleyen bölümlerinde tam tersi bir durum almaktadır. “Oluşan gelir fazlalarının değerlendirilmesini teminen söz konusu fazlalıkların gerek vergilenmesi gerekse zorunlu olarak çeşitli bilimsel ve toplumsal amaçlara (üniversite kurulması, mevcut üniversitelere desteklemelerde bulunulması ve kamuya yararlı dernek ve vakıflara katkı sağlanması gibi) tahsisine ve/veya meslekle ilgili kamusal ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılması” önerisi ile bir yandan bu kurumlar kar eden ticari bir şirket kabul edilmekte, öte yandan devletin yapması gereken kamusal harcamalar meslek örgütlerine yaptırılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Elde edilen gelir ise her zaman olduğu gibi tekellere kaynak olarak sunulmak istenmektedir.

AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır

Devlet Denetleme Kurulu raporunda “Meslek kuruluşlarının/üst kuruluşlarının birçoğunda eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk, hizmet odaklı yönetim, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi gelişmiş demokrasi uygulamalarının temel değerlerinin uygulanabildiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır. Merkeziyetçi ve katı yönetim anlayışları, üyeler, devlet ve diğer sosyal kesimler ile olan ilişkilerdeki olumsuz yaklaşımlar, kamusal veya parasal güç elde etme konusundaki baskın eğilimler, tahsisli kaynakların amaç dışı kullanımı, yürütülecek etkinliklerin belirlenmesindeki odak kaybı gibi sorunlar da meslek kuruluşlarının işlevselliğini sınırlamaktadır. Örgüt içi demokrasinin sağlanamaması, katılım kanallarının tıkanması, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim tarzının geliştirilememesi gibi nedenlerle üyeler ve üyelerinin talep ve beklentilerinden soyutlanan örgütlerin işlevlerini gerçek anlamda yerine getirebilmeleri mümkün gözükmemektedir.” gibi ifadelerle TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır.

İvme Dergisi olarak birçok kez TMMOB’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerimizde, örgüt içi demokrasi sorunundan, örgütün ticarileştirilmesi sorununa, örgüt-üye ilişkilerinden bürokratizme, mücadele perspektifinden kolektivizm soruna kadar birçok konuya değindik, eleştirilerde bulunduk. Bunların tamamında amacımız, ancak ve ancak devrimci demokrat geleneklere sahip çıkılarak mevcut zaaflardan sıyrılabileceği gerçeğinden hareketle, örgütümüzün daha ileri bir noktaya taşınmasıydı. Bu noktada eleştirilerimizi devrimci bir tarzda yaptık ve örgütümüze sahip çıktık.

DDK ve AKP’nin bu tespitlerine bakıldığında “AKP’nin demokratik olduğu” gibi bir saptama yapılamayacağı gibi, devrimcilerin de “AKP’nin çıkarına söylemlerde bulunduğu” gibi bir tespit de yapılamaz. Gerçekte iki tarafın söyledikleri birbirine taban tabana zıttır. Birinde amaç, emekten ve halktan yana bir örgüte sahip olmak için yanlış ve eksiklerimizin giderilmesine çalışmakken diğerinde amaç örgütü yok etmek veya kontrolü altına almaktır. İkisini yan yana koymak Meslek Örgütümüzün mevcut zaaflarıyla kalmasını, gerilemesini savunmaktır. Bunu yapanlar ise AKP’ye bu gibi argümanları vererek örgütümüze en büyük kötülüğü yapan statükoculardır.

AKP’nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP’nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır. AKP’nin kendisi antidemokratiktir. AKP Meslek Örgütlerindeki kimi eksiklik ve zaafları, meslek örgütlerine müdahalesini meşrulaştırmak için kanıt olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Raporu Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi Tasfiyenin İlk Adımıdır

TMMOB tarihine baktığımızda, Birlik’e yönelik en büyük saldırı hiç şüphesiz 12 Eylül askeri cuntası tarafından yapılmıştır. “12 Eylül 1980 sonrası TMMOB İstanbul birimlerinin tamamı, MMO İzmir Şb. dışındaki tüm İzmir birimleri kapatılıyor, TMMOB ve birim yöneticilerinin bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı da yurtdışına kaçıyordu. (…) 1980 askeri darbesi sonrasında yöneticileri idamla yargılanmış olmasına karşın TMMOB geçici olarak kapatılacak ve bir süre sonra cunta tarafından faaliyet göstermesine izin verilecekti.” (Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi, Sayı 5, Sayfa 22)

Meslek örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon ise AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK Raporu bu operasyonun ilk adımıdır. AKP DDK raporu ile yapılacak operasyonun gerekçelerini ve yol haritasını oluşturmuştur.

Operasyon iki başlıklıdır. Birinci başlıkta 12 Eylül’de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, ikinci başlıkta seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir.

Bilindiği gibi Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanan bu örgütlerde meslektaşların üyelik olma zorunluluğu Anayasa tarafından tanınmıştır. 12 Eylül askeri darbesi kamuda çalışanların üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır – ki o dönem meslektaşların önemli bir bölümü kamuda çalışmaktadır. Örgütlülüğe vurulan bu darbe şimdi DDK raporunda tamamlanmaya çalışılmaktadır. “Meslek kuruluşlarının yönetim ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi, devlet karşısında özerk ve her yönüyle çoğulcu bir yapının tesisi, faaliyetlerin yürütülmesinde etkinliğin sağlanması, üyelerle meslek kuruluşları arasında rızaya dayalı bir ilişki biçiminin tesisi ve mevcut sistemdeki zaaf ve sorunların giderilmesi” şeklinde masumlaştırılmaya çalışılan bu durum açıkça mevcut örgütlülüğün tasfiye edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca “Birliklerin odalar üzerindeki idari vesayet yetkisinin sınırlandırılması” önerisiyle birlik yapısının zayıflatılmaya çalışıldığı da anlaşılmaktadır.

Yıllardır oda seçimlerini zorlayan, bunu yaparken de iktidar olanaklarını sınırsızca kullanan ancak bu yolla kayda değer bir başarı gösteremeyen AKP, şimdi yasama erkini elinde bulundurmanın avantajı ile odalardaki seçim sistemine müdahale etmek istemektedir. “Oyların çoğunluğunu alan adayın tüm listesinin seçilmesi yerine, milletvekili seçimlerine benzer şekilde aldıkları oy oranında gruplara temsil (nispi temsil) imkânı tanınması” düşüncesi ile tam olarak yönetimleri alamasa da yandaşlarını yönetimlerde temsil ettirme niyetini açıkça göstermektedir. %10 seçim barajının olduğu ve % 46 oyla meclisteki sandalyelerin %62 sini alan ama meslek örgütleri söz konusu olduğunda nispi temsili, “tarafsızlık ve eşitlik” olarak gösteren AKP iktidarı, tutarlılık açısından öncelikle milletvekili seçimlerinde bu uygulamayı yapmalıdır.

AKP’nin Meslek Örgütlerimize Dönük Bu Saldırısına Karşı TMMOB Etkin Yönetim Anlayışı Ne Yapmıştır?

14 Şubat 2008 tarihin Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen talimatla başlayan Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme”si bir buçuk yılı aşmıştır. Bu süre zarfında DDK çeşitli kereler meslek örgütlerinden bilgiler istemiş, TMMOB de bu doğrultuda 2.09.2008 ve 03.12.2008 tarihlerinde istenen belgeleri Kurul’a ulaştırmıştır.

Bir buçuk yılı aşkın bir süredir örgütün birebir gündeminde olan böylesine önemli bir konu ile ilgili neler yapılmıştır? TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı’nın bir iki televizyon programında yaptığı konuşmanın ve TMMOB ve bazı odaların yaptığı birkaç yazılı açıklamanın dışında bu soruya verilecek yanıt, “hiç”tir.

Her ne kadar kabul edilemez olsa da “Raporun içeriğine ilişkin somut bir bilgi olmaması” bu süre zarfında bir şeyler yapılmamasının gerekçesi olarak gösterilebilir. Peki, o zaman DDK rapor özetinin yayınlandığı, iktidarın odalarımıza dönük niyetini açıkça ortaya koyduğu raporun özetinin yayınlanma tarihi olan 16 Ekim 2009 tarihinden günümüze neler yapılmıştır? Buna verecek yanıt da “raporun tamamının DDK’dan istenmesi” dışında hiç”tir. Yalnızca 20 Kasım 2009 tarihinde yani rapor özetinin gelmesinden 35 gün sonra ve raporun tamamının gizlilik gerekçesiyle gönderilemeyeceğinin Kurul tarafından belirtildiği tarih olan 6 Kasım 2009 tarihinden 14 gün sonra TTB, TEB, TDB ile TMMOB ortak bir basın açıklaması yapılmıştır.

Yapılan ortak açıklama, saldırıya uğrayan, tasfiye edilmeye çalışılan örgütlerin yapacağı bir açıklama olmaktan çok uzaktır. Açıklamada iktidarın bu saldırısına ilişkin gereken sertlikte ve üslupta yanıt verilmek yerine meslek örgütlerinin şu ana kadar yaptıklarından bahsedilmiş, birkaç yerde eleştirel ifadelerde bulunulmuş ama genelde çok “ılımlı” bir dil kullanılmıştır. Böyle bir dil kullanılması “iktidar doğrudan karşıya alınmak istenmiyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.

Açıklamada geçen Raporun hedefi konusunda endişelerimiz artmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse Rapor‘un diline hakim olan söylemin meslek örgütlerini "öteki" olarak konumlandıran bir yönü olduğunu, meslek örgütlerini kamuoyu nezdinde karalamak amaçlı sistemli bir faaliyetin sürdürüldüğünü düşünmekteyiz.” ifadeleri raporun gerçekten okunup okunmadığını düşündürmektedir. Zira DDK’nın raporu özetinin 41 sayfasında da –muhtemelen raporun tamamı olan 1861 sayfada da - açıkça ortaya konan gerçek Meslek Örgütlerimizin iktidarın çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi çabasıdır. Raporun hedefini, meslek örgütlerini “ötekileştirmek” veya “karalamak” olarak okumak, okuma yazma bilmemekle eşdeğerdir. Bu tespiti yapmak en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

Rapor bir “karalama” olarak değerlendirilince, rapor yayınlandıktan 35 gün sonra etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konuyu geçiştirmek normal karşılanabilir. Ancak bu tasfiye raporuna karşı böyle tavırsız kalmanın vebali, TMMOB de içinde yer aldığı ilgili tüm meslek örgütü yöneticilerinin omuzlarındadır.

Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir

İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP’li bakanları Onur Kurulu’na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.

TMMOB’nin önemli bir mücadele geleneği vardır. Bu örgüt 100 bini aşkın mühendis mimarın katılımı sonucunda meslektaşlarımızın birçok özlük hakkını kazanmasını sağlamış büyük 19 Eylül iş bırakma eylemini gerçekleştirmiş bir örgüttür. 19 Eylülleri gerçekleştirirken dayanılan yegâne güç ise TMMOB’nin kendi kitlesidir.

TMMOB, AKP’nin bu tasfiye operasyonuna karşı çok büyük bir kampanya örgütlemelidir. Örgütlenecek bu kampanyada temel güç tabanı oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarlar olacaktır. Kampanya bildik basın açıklamalarının tekrarı olarak düşünülmemelidir. En ücra işyerlerinden fabrikalara kadar meslektaşlarımızın bulunduğu her yerde yoğun bilgilendirmelerle başlamalı, tabanın önerileri doğrultusunda şekillenen eylemliliklerle desteklenmelidir. Böyle bir kampanya bir yandan AKP saldırısını durdurabileceği gibi öte yandan TMMOB’nin üyesi ile olan bağını tekrar kurması için de önemli bir araç olacaktır.

Bugün yeni 19 Eylüllere ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirmemek için hiçbir neden yoktur. Üyelerimiz kendilerine güvenildiği, kendilerine inisiyatif verildiği ölçüde örgütüne sahip çıkacaktır. Önemli olan mücadele iradesini ortaya koymaktır. Bizler İvme Dergisi olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı, AKP’nin Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimize dönük saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, tüm emek güçlerini bu doğrultuda ortaklaşmaya çağırıyoruz.

AKP Saldırganlığına Son

Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız

AKP Elini TMMOB'den Çek

Basın Açıklamasına Çağrı

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu 28 Eylül 2009 tarihindeTMMOB'nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri hakkında toplam 1861 sayfalık bir rapor yayınladı. "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları'nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" adını taşıyan raporla meslek örgütlerine yönelik ciddi bir saldırı başlatılmıştır. AKP iktidarının meslek örgütlerine müdahalesi anlamına gelen bu raporu protesto etmek ve örgütümüze sahip çıkmak için yapacağımız basın açıklamasına tüm ilerici kesimleri ve basın mensuplarını davet ediyoruz.

Yer: Yüksel Caddesi
Tarih: 5 Aralık 2009 Cumartesi
Saat: 12.30

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi

İstanbul Büro : Abide-i Hürriyet Cad. Yasemin Apt. No: 283/15 Şişli, İSTANBUL / 0212 219 84 67

Ankara Büro : Kocatepe Mah. İnkılap Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay, ANKARA / 0312 417 87 01

www.ivmedergisi.com ivmedergisi@gmail.com

25 Kasım 2009 Çarşamba

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen

Derginin kapağı

Ücretli ve İşsiz Mühendisler kurultayının güzel sürprizlerinden biri de yayın hayatına başlayan ve ilk sayısı kurultayda dağıtılan "Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Toplumcu Eksen" dergisi oldu. Artı İvme Dergisi olarak Toplumcu Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının dergisine hoşgeldin diyor, yayın hayatında ve mücadelelerinde başarılar diliyoruz.

10 Kasım 2009 Salı

Umarız Rezaletin Son Perdesi Bu Olur

14 Mart 2009'da İMO 2. Öğrenci Kurultayı'nda öğrenci arkadaşlarımıza dönük İMO yöneticilerinin fiziki ve sözlü saldırısıyla başlayan süreç TMMOB genelinde İvme'ye dönük siyasi lince dönüşmüştü. Bu süreç içinde oda yöneticileri tarafından yalan ve demagojilerden soruşturmalara, bıçaklı saldırılardan polis engellemelerine kadar bir çok anti-demokratik uygulamaya maruz kaldık. Hakkımızda bir çok kez yalanlar söylendi, iftiralar atıldı. Oysa biz hep gerçekleri söylemeye devam ettik. Yılmadık, geri adım atmadık, hakkımızı aradık. Bu zamana kadar tarafsız olma adına söz söylemeyenler, etkin yönetim anlayışının yalanlarına inananlar...

MASKELER DÜŞTÜ! KİM DOĞRU, KİM YALAN SÖYLÜYOR? İZLEYİN VE GÖRÜN

İMO ANKARA ŞUBESİ KÜÇÜK KURULU'NA GİRDİK!

Yazıcı-dostu sürümArkadaşa gönderPDF

İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE BİR REZALET DAHA YAŞANDI. ŞUBE YÖNETİMİ KÜÇÜK KURUL İÇİN ÖZEL GÜVENLİK TUTTU. ÖZEL GÜVENLİK KİMLİK KONTROLÜ YAPARAK DEVRİMCİ MÜHENDİSLERİN ODALARINA GİRMELERİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞTI.


İÇLERİNDE YAYIN KURULU ÜYELERİMİZİN DE BULUNDUĞU DEVRİMCİ MÜHENDİSLER FİZİKİ ENGELLEMELERE RAĞMEN KÜÇÜK KURULA GİRDİ
.

İMO Öğrenci Kurultayı’nda öğrencilere fiziki ve sözlü saldırıda bulunan; ardından yapılan Küçük Kurullarda devrimci-demokrat mühendislere hakaretler eden; 11 Haziran’daki Küçük Kurul’da önce dışarıdan getirdikleri eli bıçaklı güruhla devrimci mühendislere saldırı düzenleten, ardından da polis barikatı arkasında toplantı yaparak yayın kurulu üyelerimizi odaya almama kararı alan; 13 Temmuz tarihinde de ikisi İstanbul’da biri Libya’da ikamet eden 5 yayın kurulu üyemize dönük sıkıyönetim savcılarını aratmayacak soruşturmalar açan İMO yönetimi anti-demokratik uygulamalarında sınırlarının olmadığını bir kez daha göstermiştir. İMO yöneticileri 4 Kasım’daki Küçük Kurul’a devrimci mühendisleri sokmamak için özel güvenlik görevlileri tutmuş, bu özel güvenlik görevlileri ise kimlik kontrolü yaparak ellerindeki listede ismi bulunmayanların odaya girmelerini engellemeye çalışmıştır. Bu yanıyla “TMMOB’de Demokrasi” sayımızda kullandığımız “muhaliflere kimlik kontrolü” karikatürümüz ne yazık ki gerçek olmuştur. 4 Kasım Küçük Kurul’unda yaşananlar şöyledir:

Tamamı İMO üyesi ve öğrenci üyesi olan Yayın Kurulu (YK) üyelerimiz Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya gittiğinde, önceki toplantılarda kullanılan fuaye girişinin (fuaye toplantı salonlarına açılmaktadır) kapalı olduğu, girişler için İMO’nun hizmet katlarına çıkış için kullanılan kapının açık olduğunu görülmüştür.

Odanın kapısında İMO yönetimi tarafından 4 Kasım Küçük Kurul’u için özel olarak tutulmuş, 7-8 özel güvenlik görevlisinin, yine yukarı katlarda da 3-5 güvenlik görevlisinin beklemektedir.

İMO Ankara Şubesi yönetiminde olan bir YK üyemiz Küçük Kurul salonuna girmek istediğinde özel güvenlik tarafından YK üyemize ismi sorulmuş ve önlerinde yer alan listede ismi yoksa içeri giremeyeceği söylenmiştir. YK üyemiz güvenliğe böyle bir yetkilerinin olmadığını, odanın Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, kimseye isim söylemek zorunda olmadığını anlatmış, güvenlik şefi ise bu talimatı Yönetim Kurulu’ndan aldığını ve ne olursa olsun listede adı bulunmayanları içeri sokmayacaklarını belirtmiştir.

Bunun üzerine YK üyemiz kapıda bulunan İMO’nun kendi güvenlik personeline şube başkanını aramasını ve şube başkanına; “aralarında yönetim kurulu üyelerinin de olduğu oda üyelerinin içeri alınmamasını kabul etmediğimizi, her koşulda içeri gireceğimizi, bir an önce aşağıya gelerek bize bir açıklama yapması gerektiğini” söylemesini istemiştir. İMO’nun görevlisi şube başkanını aramış, ama başkan gelmemiştir. Bu bekleme döneminde bazı küçük kurul üyeleri kapıya gelmiş, bu duruma şahit olmuş, isimlerini güvenliğe söyleyerek içeri girmişlerdir. Yaşananlar, gelen insanlara aktarılmış bu duruma tepki gösteren, güvenlikle tartışan üyeler olmuştur.

Bekleme sırasında birçok trajikomik durum da gerçekleşmiştir. Örneğin tanımadığımız bir üye Küçük Kurul’a gelmiş ancak listede ismine rastlanmamıştır. Yukarıdaki Yönetim Kurulu üyelerinin kaş göz işaretiyle listede bulunmayan bu kişi Küçük Kurul salonuna sokulmuştur. Anlaşılan liste yasağı yalnızca devrimci demokrat mühendislere dönük uygulanmaktadır.

Hemen ardından artık İMO’da sıkça gördüğümüz bir durum tekrarlanmış, İMO binasına polis girmiştir. Polise burada ne aradıklarını, kimin isteğiyle geldiklerini sorduğumuzda; burada gerginlik olduğu gerekçesiyle şube başkanının kendilerini davet ettiğini söylemişlerdir. Gelen polisler yukarıya başkanla konuşmaya çıkmışlar, birkaç dakika sonra da geri gelmiş ve güvenlikle beraber beklemeye başlamışlardır. Daha sonra içeri rütbeli bir polis girmiş, durumu kontrol etmiş ve telsizden amiriyle konuşmuş, rapor vermiştir. Bu konuşmadan 10 dakika sonra ise polis odadan ayrılmıştır.

Bir başka trajikomik durum ise bir arkadaşımız lavaboyu kullanmak istediğinde yaşanmıştır. Güvenlik arkadaşımızı zor kullanarak engellemeye çalışmış, tepki arttırıldığında ise bir özel güvenlik görevlisinin refakatiyle arkadaşımız lavaboya gidebilmiştir.

Yine bir arkadaşımızın üst katta lokale gitmek istediğini belirtmesi üzerine (lokal girişi de aynı kapıdandır) lokalin kapalı olduğu güvenlik görevlisince belirtilmiştir. Tam o esnada iki kadın gelmiş, “Mühendis olmadıklarını, lokale yemek yemeğe geldiklerini” söylemişlerdir. İki dakika önce arkadaşlarımıza lokalin kapalı olduğunu söyleyen özel güvenlik, kadınları içeri almış çifte standartlı yaklaşımlarını bir kez daha ispatlamıştır. Bu, inanması güç ancak gerçek olayların tamamı kamera kayıtlarımızda yer almaktadır.

Avukatımız geldiğinde başkanla durumu konuşmak için yukarı çıkmak istemiştir. Güvenlik, avukatımızı önce engellemeye çalışmış, kısa bir tartışmanın ardından izin vermek zorunda kalmıştır. Avukatı çağırma gerekçemiz bir oda üyesinin odaya alınmamasını tutanak altına alması idi. Avukatımızın gelmesi ve tutanak olayını gündeme getirmemiz gerek özel güvenlikte, gerekse de yukarıda arkadaşlarımızı izleyen Yönetim Kurulu üyelerinde bir tedirginlik yaratmıştır.

Bu sırada listede isimleri olmadıkları gerekçesiyle içeri alınmayan ve dışarıda bekleyen devrimci demokrat mühendislerin sayısı 15’e ulaşmıştır. Avukatı beklerken arkadaşlarımız tarafından özel güvenliğe yönelik konuşmalar yapılmış, “her koşulda içeri gireceğimiz, ancak herhangi bir arbede istemediğimiz, hakkımız olduğu şekilde gayet sakince içeri girmek istediğimiz” belirtilmiş, zorluk çıkarmamaları istenmiştir. Avukatımızın işini tamamlamasının ardından giriş zorlanmış güvenlik aşılmıştır. Bu sırada ciddi bir arbede olmamış, güvenlik görevlileri fiziki engellemelerde bulunmuş ama başarılı olamamışlardır. İkinci katta içlerinde bir İMO Genel Merkez yöneticisinin bulunduğu 4-5 kişi yine arkadaşlarımızı içeri sokmamaya çalışsa da arkadaşlarımız içeri girmişlerdir.

Arkadaşlarımız içeri girdiğinde sakince buldukları yerlere oturmuşlardır. Bu sırada İMO’da yaşanan tüm bu antidemokratik sürecin perde arkasındaki aktörü İMO Yönetim Kurulu Saymanı daha önce yapmış olduğu gibi provokasyon yaratmaya çalışmış, ancak Küçük Kurul üyelerinde beklediği desteği görememiştir. Arkadaşlarımız “Provokasyon yapmamasını, buraya kavga çıkarmaya veya sorun yaratmaya gelmediğimizi, buranın bir parçası olduğumuzu, istemiyorsa kendisinin gidebileceğini” söylemişlerdir. Ardından Küçük Kurul Başkanı olarak söz almış ve İvmecileri odada görmek istemediklerini belirtmiştir.

Bunun üzerine arkadaşlarımız tarafından söz alınmış ve Küçük Kurul’da bulunma hakkımız olduğu, burasının demokrat tüm üyelere açık olduğu ifade edilmiştir. Kapalı kapılar ardında, polis barikatıyla yapılan ve bizim alınmadığımız toplantılarda bizle ilgili karar alamayacakları belirtilmiştir. Ayrıca Küçük Kurul’un yönetimin bir organı değil, tüm demokratların platformu olduğu, 5-10 kişi istemiyor diye kimseyi Küçük Kurul’dan atamayacakları, bizim de buranın bileşeni olduğumuz hatırlatılmıştır. Küçük Kurul’u devrimci-demokratların iradesi olarak gördüğümüz, buraya yönelik olumsuz bir tavırlarımızın olmadığı, bu platformu sahiplendiğimiz belirtilmiştir. Ayrıca, bırakın Küçük Kurulu, Yönetim Kurulu üyesi olan arkadaşlarımızın İMO Ankara Şubesi’nin tuvaletine ve lokaline bile polis ve özel güvenlik zoruyla alınmadığı ama buna boyun eğmeyeceğimiz, isterlerse çevik kuvvet-özel harekât vs.. bile çağırabilecekleri söylenmiştir. İMO’nun şu anki yönetiminin İMO ve TMMOB tarihinde ilklere imza attığı, kendi üyelerini kolluk kuvvetlerini kullanarak engelledikleri, hâlâ oda ağalığından vazgeçmedikleri belirtilmiştir.

Daha sonra iki Küçük Kurul üyesi söz almış ve arkadaşlarımızı sahiplenmişlerdir. Söz alanlar, Küçük Kurul’un demokratik bir mekanizma olduğunu, yaşanan olayların geçmişte kalması gerektiğini, arkadaşlarımızı dışarı atma gibi bir karar alamayacaklarını, burada arkadaşlarımızın da bulunma hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu konuşmadan sonra divan başkanı toplantıyı bitirmiştir. Toplantının bitirilmesinin ardından toplantıya katılan yaklaşık 100 kişiden yarısı salonda kalmış ve süreci arkadaşlarımızdan dinlemiş ve desteklerini ifade etmişlerdir.

Sonuç olarak İMO’da Mart ayından itibaren yaşanan ve mevcut yönetim anlayışı tarafından fiziki saldırı ve hakaretlerle başlayıp, polis barikatı arkasında toplantı düzenleme, soruşturma açma ve son olarak özel güvenlik görevlileri tutarak devrimci demokrat mühendisleri odadan tasfiye ve tecrit etmeye dönük çabalarına karşı önemli bir mevzi kazanılmış, İMO Küçük Kurulu’na girilmiş, söz alınmıştır. Devrimci demokrat mühendisler odalardaki antidemokratik uygulamalarına, baskı ve şiddete boyun eğmeyeceklerini 4 Kasım’daki Küçük Kurul’da bir kez daha göstermişlerdir.

6 Kasım 2009 Cuma

İvme Genç Tanışma Etkinlikleri

İvme Genç' in düzenleyeceği etkinlikler kapsamında Uçurtma Atölyesi ve Eymir Gölü Gezisi yapılacaktır.

Uçurtma Atölyesi;

Tarih:5 Kasım 2009 Perşembe

Saat: 17.30

Yer: ODTÜ Mimarlık Kantini

Eymir Gölü Gezisi;

Tarih: 7 Kasım 2009 Cumartesi

Saat: 11.00

Yer. ODTÜ Sunshine

30 Ekim 2009 Cuma

Güler Zere İçin Açlık Grevi Başladı

24 Ekim 2009 Cumartesi günü İstanbul Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda Tecrite Karşı Mücadele Platformu bileşenleri 3 günlük açlık grevine başladıklarını duyurdu. İvme Dergisi adına bir Yayın Kurulu üyemiz de destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

Parkın girişine "Güler Zere ve Hasta Tutsaklar İçin 3 Günlük Açlık Grevindeyiz" yazan bir pankart asan Platform üyeleri girişte duvara bir Güler Zere maketi yerleştirdiler.

"Keyfiyete Son Verin Güler Zere'yi Serbest Bırakın" yazan bir pankart açılan eylemde; "AKP Bürokrasisi Güler Zere'yi Ölüme Terkediyor, Dr. Melek Erkişi Güler Zere'nin Ölüme Terkedilmesinden Sorumludur" yazan dövizler taşındı.

Platform adına basına bir açıklama yapan TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı; "100 günü geçen zaman içinde insanı hasta eden bürokrasiyi bile işletmemişler, bu konuda özel bir irade ortaya koyarak yazışmaları dahi yapmamışlar, sorulduğunda ise bunu saklamışlardır. Bunu yapmış olsalardı bile herhangi bir engelin bulunmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdi" dedi.

"Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur" sloganlarının atıldığı eylemden sonra parka kurulan çadırların altına geçilerek açlık grevine başlandı.

Eyleme destek vermek için gelen Grup Yorum üyeleri; "Bu direnişte beraberiz, burada türkülerimizi Güler Zere için söyleyelim" diyerek bir dinleti verdiler.

Adana'da Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı Anması

18 Ekim 2002 de Şanlıurfa'da halk düşmanları tarafından yapılan bir organizasyon sonucu katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı, 7. ölüm yıldönümünde doğduğu köy Kayışlı’da devrimci arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından saygıyla anıldı.

Anmada +İvme dergisi yayın kurulu üyesi Ayhan Tuğcu, Adana Halk Cephesi adına Şemsettin Kalkan ve Adana Özgürlükler Derneği başkanı Mehmet Bıldırcın'ın yaptığı konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın devrimci kişiliği ve hırsızlığa, soyguna ve namussuzlara karşı yaptığı mücadele anlatıldı. Devrimci, onurlu mücadelesinin sahiplendiğine vurgu yapılarak okunan şiir ve "Bize Ölüm Yok" marşı ile anma sonlandırıldı.

Her yıl Elektrik Mühendisleri Odası ile ortaklaşa yapılan anma bu yıl birlikte yapılamadı. EMO Adana Şubesi, 15-16 Ekim'de yaptığı İletişim Teknolojisi Sempozyumu nedeniyle "Adana'ya gelen misafirleri" neden göstererek Hasan Balıkçı anmasını 16 Ekim'de yaptı. Bu anma kararından Hasan Balıkçı'nın devrimci arkadaşları son dakikada bilgilendirilmiş ve anma saati habersiz bir şekilde daha erken bir saate alınmıştır. Bu tutum nedeniyle iki ayrı anma gerçekleştirilmek zorunda kalındı.

Bu yıl EMO'suz yapılan anmada yine bir ilk yaşandı. Anma boyunca jandarma tarafından kamera çekimi yapılarak anmaya gelen insanlar tedirgin edilmek istendi. Bu duruma karşı Hasan Balıkçı’nın yakın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu ve Hasan’ın kardeşi Bahri jandarmanın yanına gidip tepki göstererek Hasan'ın katillerini ve işbirlikçilerini cezalandırmayan devletin; Hasan’ı sahiplenen devrimcileri ve ailesini tedirgin etmeye hakkı olmadığı hatırlatıldı.