28 Eylül 2009 Pazartesi

İvme Genç: Eşit, Parasız, Bilimsel Eğitim İstiyoruz

Bilindiği gibi harçlara % 500’e varan zamların yapılması planlanırken birkaç gün önce yapılan açıklamada harç zammının % 8 olduğu bildirilmiştir.

Şimdi soruyoruz!

1. Araçlarda ÖTV vergisi indirimine giderek zaten parası olan insanları daha ucuz araba sahibi yapan, ayrıca otomobil sektörü patronlarının yüzünü güldüren iktidar, halk çocuklarının pek çok ekonomik sorunu varken (kira, fatura, ulaşım, yiyecek, giyecek, beslenme vb.) ve gerçek kriz biz halk çocuklarını vurmuşken nasıl böyle bir zam yapabilir?
2. Ailelerimizin veya çalışarak okumaya çalışan öğrencilerin maaşlarına % 3 zammı çok gören hükümet nasıl olur da harçlara zam yapabilir?
3. Her 4 gençten 1’i işsiz olmasına karşın bu konu üzerinde çalışmayan hükümet bu gençlerin cebine nasıl elini atabilir?
4. Kriz kapitalizmin kriziyken bunun faturasını halka nasıl mal edebilir?

Bu sorularımızdan önce harçlar üzerinde durmak gerekiyor. Öğrencilerden alınan harç meşru değildir. İşsizliğin had safhada olduğu günümüzde gençlere iyi bir gelecek kurmanın tek yolu olarak üniversiteler gösterilmektedir. Yaratılan bu mecburiyet duygusu üzerinden aileler sömürülmektedir.

Harç ödemeleri, 80’lerin sonunda sembolik olarak –neredeyse bir sigara parası tutarında- çıkarılmış, bugün ise asgari ücreti geçen bir hal almıştır. Harçlar eğitimin ticarileştirilmesinin en önemli araçlarından biridir.

Bugün her yerde mantar gibi biten özel üniversiteler eğitimin nasıl adım adım paralı hale getirildiğinin göstergesidir. YÖK başkanının da dediği gibi tüm üniversiteler yavaş yavaş özelleştirilecektir. “Biz öğrencilere kredi vereceğiz” denerek özelleştirmelere dönük tepkiler azaltılmaya ve halk aldatılmaya çalışılmaktadır. Bugün bile üniversite mezunları iş bulamazken ya da düşük ücretlere çalıştırılırken bu kredinin nasıl ödeneceği belli değildir. Açıkça, parası olmayan üniversiteye gitmesin, halk çocukları okumasın denmektedir.

Eğitim almak her insanın hakkıdır ve bunu devletin ücretsiz ve eşit olarak halka sunma zorunluluğu vardır. Ama egemenler tepkisizliğimize dayanarak bu temel hakkımızı elimizden almaya çalışmaktadır. Her sene harçlara yapılan zamlar da bunun göstergesidir. Bu halk düşmanlığı, bu sömürü zihniyetidir.

Türkiye’de 67 bin okula karşılık 77 bin cami mevcuttur. Bu da işin diğer boyutudur. Halkın dini inançlarını yıllardır sömüren sistem diyanet işlerine eğitime ayırdığından daha fazla bütçe ayırmaktadır.

Biz harçların kalkmasını ve parasız, eşit, bilimsel eğitim almayı istiyoruz. Bunun için mücadelemizi tüm halkımız ile birlikte sürdürmeliyiz.

İVME-Genç

Depremi Felakete Dönüştüren Kapitalizmdir

İvme

“Sesimi duyan var mı?” diye haykırıyordu enkaz altında kalanlardan birisi tam 10 yıl önce. Tam 10 yıl önce kâr hırsının, vurgunculuğun, rüşvetçiliğin kucağına terkedilmiş bir halk sadece 45 saniye süren 7.4'lük bir deprem sonucunda 40.000’den fazla can verdi bu topraklarda. Sayısız acılar, yokluklar, sıkıntılar yaşandı sonrasında. Bu büyük felaketin ardından insanlar yaralarının sarılmasını beklerken devletten, devlet resmi rakamlardaki ölü sayısını düşürerek, doğacak tepkileri kontrol altına alma yoluna gitti. Öncelik sistemin bekasıydı.

1999 yılı itibariyle resmi kayıtlara 18.243 insanımızın öldüğü, 48.901 insanımızın yaralandığı, 376.379 konut ve işyerinin hasar gördüğü geçti. Depremin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen devlet gerçekleri kendi halkından saklamakta hiçbir sakınca görmemektedir hâlâ. Devletin deprem sonrasında sadece Kocaeli’ne gönderdiği yardım eli adı altındaki kanlı elinde 50 bin adet ceset torbası bulunmaktadır. Bu sayı bile depremde hayatını kaybedenlerin sayısının açıklanandan çok daha fazla olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Depremin üzerinden 20 saat geçmişti ve hükümet hâlâ Bakanlar Kurulu'nu toplamamıştı. Halk canını dişine takıp ölülerini enkaz altından çıkarmaya, yaralılarını kurtarmaya çalışırken egemenler, emperyalizmin talepleri doğrultusunda "Uluslararası Tahkim Yasası"nı çıkarmakla uğraşıyorlardı. Bu da devletin kimin devleti olduğunu apaçık gösteriyordu.

Gerçekler bir tek bununla da sınırlı değildir üstelik. Birilerinin her durumdan yararlanarak cebini hep daha fazla doldurması üzerine kurulu sistem, bu büyük felaketi büyük bir fırsata çevirmekte geç kalmamıştır. Depremzedeler için toplanan yardım paralarının %60’ı sistemin açıklarını kapatmak için kullanılmış, depremzedeler çadırlarda unutulmuş, deprem sonrası uluslararası yardımlarla yapılan konutlara yerleşen depremzedeler evlerinden çıkarılmaya çalışılmıştır. 17 Ağustos depremi sonrasında Saddam Hüseyin’in desteğiyle depremzedelerin kullanması için yaptırılan konutlardan depremzedelerin polis zoruyla atılması ve buraların bürokratlara tahsis edilmesi bunun yakın zamandaki örneklerinden biridir. Deprem bahane edilerek konut alanlarını sermayenin çıkarları uyarınca yeniden düzenleyen kentsel dönüşüm adlı rantsal bölüşüm projelerinin hayata geçirilmeye çalışılması ve gecekondu yıkımlarının hızlandırılması ise onbinlerce insan yaşamına mal olmuş deprem üzerinden para kazanmanın diğer bir boyutudur.

Yaşanan acılara hep yenileri eklenmiştir. O keşmekeşte tüm bunlar yapılırken, bir yandan da birkaç tane günah keçisi bulunmuş, yaşanan tüm acıların sorumlusu ilan edilmiş, böylelikle sistem kendi sorumluluğunu halkın belleğinden silmeye çalışmıştır. Bu dönemde açılan 2100 davanın sadece 30 kadarı ceza ile sonuçlanmış, onlar da zaman aşımı kılıfıyla kurtarılmıştır. Veli Göçer'e dava açanların Veli Göçer'in avukat parasını ödemek zorunda bırakılması, kapitalizmin hukuk ve adalet anlayışını net olarak ortaya koymaktadır.

Ülke topraklarının % 93’ünün aktif deprem kuşağında olmasına ve nüfusumuzun % 98’ini tehdit eden depremselliğe rağmen sadece 19 ili kapsayan 4708 sayılı yapı denetimi kanunu çıkarılarak denetim mekanizması, müşterisi müteahhit olan yapı denetim şirketlerine terkedilmiştir. Devlet kendi yapması gereken denetleme işini piyasaya devrederek hem kamusal sorumluluğu üstünden atmaya hem de kamusal hizmet alanlarını özelleştirmeye çalışmaktadır. Çıkarıldığı haliyle bu yasa beklentilere cevap vermekten çok uzaktır. Bugün itibariyle kimi firmalarda denetçi mühendislere asgari ücret düzeyinde maaş ödenip 30 bin metrekareden daha fazla denetleme alanının sorumluluğu yüklenmektedir. Bu konuda başka bir sıkıntı da büyük inşaat firmalarının kendi yapı denetim firmalarının bulunmasıdır. Dolayısıyla denetleme ve denetlenme süreçleri bu tür firmalarda bir prosedürden öteye geçmemektedir.

Devletin depremden sonra yaptığı en büyük icraat ise deprem vergisi olmuştur. 2009 yılı Haziran ayına kadar toplanan toplam 24,1 milyar lira deprem vergisinin yılsonunda 27,2 milyarı bulacağı ifade edilmektedir. Peki, toplanan bu kadar parayla devlet ne gibi tedbirler almış, ne tür yatırımlar yapmıştır? Bayındırlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 80 bin civarında olan kamu binalarının sadece 4000’inin deprem analizinin yapıldığı ve büyük bir kısmının risk taşıdığı açıklanmış olup bu binaların sadece 764’ünün güçlendirildiği bilindiğine göre deprem vergisi ile toplanan paralara ne olmuştur? Bugün itibariyle neredeyse 400 bin konut sınırını zorlayan devlet müteahhidi bir TOKİ varken, neden büyük bir depremin öngörüldüğü ülkemizde hiçbir tedbir alınmamaktadır? Toplanan deprem vergilerinin 17 Ağustos depreminin zararını fazlasıyla karşılayacağı aşikâr bir durumdur. Anlaşılan o ki toplanan bu paraların büyük bölümü yine sistemin açıklarını yamamakta kullanılmıştır. Basında boy boy demeçler vererek sanki bir muştuyu iletircesine ‘deprem sonrasına hazırlıklıyız’ diyenler, sanırız deprem sonrası için yeterli miktarda ceset torbasını depoladıklarını ima etmektedirler. Hem toplanan deprem vergilerinin akıbetinin belirsizliği, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sadece bahara hazırlık adı altında ayırmış olduğu 100 milyon dolarlık bütçe ile 750 adet okulun güçlendirmesinin yapılabileceği gerçeği göz önüne alındığında, insan hayatı bir mevsimlik bile ömrü olmayan lalelerin hayatından daha değersiz kalıyor maalesef.

Diğer taraftan yapılanları bir kenara koyup yapılacaklardan medet umanlara hatırlatalım: Bakanlar Kurulu’nun 01.07.2006 gün ve 26215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, önümüzdeki 7 yılın temel hedeflerinin belirlendiği (2007-2013) Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda afete karşı hazırlık ve afet zararlarıyla mücadele sürecine yer verilmemiştir. Yani özetle her sene yaşanan doğal afetlerin GSMH’nın en iyimser tahminle %3 ve üstünde bir kısmına denk bir zarar verdiği bilindiği halde, devletin geçmişte almadığı gibi gelecekte de afetler ve felaketlerle ilgili hiçbir tedbir almayacağı gözükmektedir. Bu gerçek bu kadar yalınken, hâlâ sistemden depreme ve diğer afetlere karşı tedbir almasını beklemek gerçeklere gözlerini kapatmaktır. Çözüm, zorlayıcı olmaktan, daha doğrusu örgütlülükten ve doğru, kararlı bir mücadele anlayışından geçmektedir. Her felaket ertesinde birilerini günah keçisi ilan etmek ve cezalandırmak çözüm sağlamaz. Çözüm halkın yaşamına, geleceğine sahip çıkan kararlı bir mücadele anlayışıyla elde edilecektir.

Bugün itibariyle üzülerek söylüyoruz ki kimi meslek odaları da bu süreçte yanlış yerde durmaktadırlar. Özellikle İnşaat Mühendisleri Odası yönetimi deprem konusunu, yıllardır temcit pilavı haline getirdiği ama İvme Dergisi’nin kararlı mücadelesi sonucu bir türlü uygulamaya koyamadığı “yetkin mühendisliği” hayata geçirebilmek için kullanır durumdadır. Her 17 Ağustos’ta bu konuya değinmeden geçmemeyi gelenek haline getirmiştir. Yeni mezun mühendislere 5 yıl süresince stajyerlik öngören yetkin mühendisliğin mühendislerin geçim standardını yükselterek imzacı mühendisliği ortadan kaldıracağını iddia etmek en iyimser yaklaşımla imzacı mühendisliği yaratan koşulları analiz etmekten aciz olmak anlamına gelmektedir. Maalesef İMO yönetim anlayışı depremin yıkıcı etkisinin büyüklüğünü birinci derecede, kalitesiz mühendislik çalışmalarına ve de dolayısıyla kendi meslektaşlarının sırtına yükleyerek asıl suçluyu yani sistemi perde arkasında bırakmaktadır.

Türk Müteahhitler Birliği’nin deprem raporunda ‘… yapı denetimi ve sigortası, mesleki yetkinlik ve akreditasyon …’ diyerek yöneticilerinin büyük çoğunluğunu müteahhitlerin oluşturduğu İMO ile aynı çözümü önermesi tüm gelişmelerden sonra artık bizi şaşırtmamaktadır. Öte yandan başta İMO olmak üzere yapı alanında faaliyet yürüten odaların, daha çok rant elde etme uğruna malzemeden çalan veya buna göz yuman ve bu sebeple binaların yıkılmasında sorumluluğu olan hiçbir meslektaşa dönük soruşturma bile açmamış olması etik dışı davranışları cesaretlendirmekte, bu yanıyla depremlerde aynı sebeplerden kaynaklanacak ölümlerin sorumluluğunun bir bölümünü de odalara yüklemektedir.

Evet, depremin üzerinden tam 10 yıl geçti. Deprem öncesi ve sonrasında yaşananlar, yapılanlar, yapılmayanlar, tüm gelişmeler sistemin gerçek yüzünü göstermede bir turnusol görevi görmüştür. Deprem gibi her doğal afet sonrasında gerçek suçluların perde arkasında tutulması, doğal afetlerle mücadelenin sadece kağıt üstünde kalması, yaşanan felaketlerin önüne geçmek yerine onlardan nasıl faydalanırım anlayışının egemen olması, suçlulardan hesap sorulmaması maalesef kanıksanır bir durum olmuştur. Bilinmelidir ki unutulan her acı, hesabı sorulmayan her sorumsuzluk yeni acılar, yeni felaketler, yeni sıkıntılar demektir. Görmezden gelmek suça ortak olmak demektir. İşte o yüzden biz 17 Ağustos’u hiç unutmadık, unutmayacağız ve de en önemlisi unutturmayacağız. Yeni 17 Ağustosların yaşanmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Çağdaş Gemlik'i Vuran Polis 16 Yıl 8 Ay Hapis Cezasına Çarptırıldı

18 yaşındaki Çağdaş Gemik´i tabancayla vurarak öldürdüğü iddia edilen polis memuru Mehmet Ergin 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı

Ahmet İSTEK- Soner KOCAER

ANTALYA - Geçen yıl 27 Ekim'de ‘dur’ uyarısına uymayan 18 yaşındaki Çağdaş Gemik'i tabancayla vurarak öldürdüğü iddiasıyla tutuklu yargılanan polis memuru 34 yaşındaki Mehmet Ergin önce 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ardından bu ceza 16 yıl 8 aya indirildi.
Antalya 3'ncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın üçüncü duruşması öncesi polis, daha önceki duruşmalardaki olaylar nedeniyle bu kez geniş güvenlik önlemi aldı. Saat 10.00'da başlayan duruşmaya Çağdaş Gemik'in annesi Sevgi Efe Gemik ağlayarak ve yakınlarının kolları arasında geldi. Baba Haşim Gemik, kızkardeşi Damla Gemik ve birinci derece yakınları da davada hazır bulundu. Gemik'in avukatı Münip Ermiş'e Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi 10 avukat da destek verdi.
Tutuklu yargılanan polis memuru Mehmet Ergin'in de hazır bulunduğu duruşmada avukatı Süleyman Çalıkuşu, yazılı savunmasını sundu. Mahkeme Başkanı Mehmet Zeki Söğüt, Çağdaş Gemik'in vücutta giriş ve çıkışı olan kurşun yarası ile yaşamını yitirdiğini, kanında uyuşturucu ve alkol olmadığını belirten Adli Tıp Kurumu raporunu okudu.
Taraflar rapora itiraz etmezken, Çağdaş Gemik'in avukatı Münip Ermiş, geçen duruşma sonrası adliye koridorlarında polisin şiddet uyguladığını söyledi. Ermiş mahkeme heyetine, “Geçen duruşmada sanığın vicdanım rahat sözlerine yakınları tepki göstermişti. Bir insan 18 yaşındaki evladını kaybediyor. Ruh hali nasıl olabilir? Yakınları gözaltına alındı, ağır şiddet gördü. Polis soruşturma açtı. Mahkeme heyetinizden bu konuda Cumhuriyet Savcılığı'na bilgi verilmesini talep ediyoruz” dedi.
Mahkeme Başkanı Söğüt, talebi dinledikten sonra Cumhuriyet Savcısı Mustafa Piroğlu'ndan esas hakkında mütalaasını sunmasını istedi. Savcı Piroğlu, olayın bölgede uyuşturucu ticareti ile bilinen bir mevkide ve gündüz meydana geldiğini belirterek, “Ölen ile sanık arasında bir husumet bulunmuyor. Sanığın öldürme kastı olmadığı anlaşıldığından, olası kastla insan öldürmek suçundan ceza almasını talep ediyorum” dedi.

AVUKATLARIN TALEPLERİ

Gemik ailesinin avukatı Münip Ermiş bunun üzerine yazılı savunma için ek süre talep etti ancak mahkeme başkanı “Deliller ortada, mahkemeyi sonuçlandıracağız” dedi. Avukat Ermiş'in talebi oy birilği ile reddedildi. Bunun üzerine avukat Ermiş, “Savcılığın olası kast düşüncesine katılmıyoruz. Polisin silah kullanma yetkisi yoktur. Sanığın kastı öldürmektir. Kasten insan öldürme suçundan yargılanmasını istiyoruz” dedi.
Polis memuru Mehmet Ergin'in avukatı Süleyman Çalıkuşu da müvekkilinin ‘dur’ işareti yaptığını, ‘makul şüphe’ duyduğu içinde durdurmak istediğini belirtti. Avukat Çalıkuşu, “Polis memuru kademe kademe görevini yerine getirmiştir. Sanık iki defa kaçmıştır” dedi. Avukat Çalıkuşu, İzmir Karşıyaka 1'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ve Baran Dursun'u vuran polis memurunun 2 yıl 1 ay aldığı cezaya ilişkin kararı mahkemeye sunarken, “Takdir yine de mahkemenizdir ancak yattığı süre taksirli fiil suçu da gözönüne alınarak beraatini talep ediyoruz” dedi.
Mahkeme Başkanı Mehmet Zeki Söğüt, tutuklu polis memuru Mehmet Ergin'in, “Önceki savunmalarıma diyeceğim yok ancak maddi ve manevi zararım büyük, beraatimi talep ediyorum” sözünü dinledikten sonra bir saat süren duruşmaya, karar için ara verdi.

KASTEN DEĞİL OLASI KASTLA ÖLDÜRME

Yaklaşık 20 dakikalık ara sonrası duruşma salonuna tekrar avukatlar, davalı yakınları ve gazeteciler alındı. Mahkeme Başkanı Mehmet Zeki Söğüt, ‘kasten insan öldürme’ suçlamasıyla ömürboyu hapis cezası istemiyle açılan davada, polis memuru Mehmet Ergin'in, Polis Selahiyet Kanunu'nu aştığını, ‘Olası kastla insan öldürme’ suçundan TCK'nın 21-2 uyarınca 20 yıl hapis cezasına çarptırıldığını söyledi. Başkan Söğüt, “Saygılı davranışları nedeniyle cezanın 16 yıl 8 ay hapis cezasına indirilmesine oy birliği ile temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi” dedi.

AVUKATLAR NE DEDİ?

Duruşma sonrası adliye bahçesinde gazetecilerin sorusunu yanıtlayan ölen Çağdaş Gemik'in ailesinin avukatı Münip Ermiş, üçüncü duruşmada kararın çıktığını belirterek, “Toplumun adalet duygusunu tatmin etmiştir. Artık polis silah kullanırken bin defa düşünecektir” diye konuştu.
Polis memuru Mehmet Ergin'in avukatı Süleyman Çalıkuşu ise “Adaletin verdiği karara saygı duymak zorundayız” diye konuştu.

ANNESİ: OĞLUMU İSTİYORUM

Mahkemenin ara kararından sonra fenalaştığı için duruşma salonuna giremeyen Çağdaş Gemik'in annesi Sevgi Efe Gemik, karar sonrası gözyaşlarına boğuldu. İki çocuk annesi Gemik, “Oğlumu, Çağdaş'ımı istiyorum. O geri gelmeyecek” dedi.
Baba Haşim Gemik ise “Mahkemenin verdiği karar gönlümüzü ferahlattı. Az da olsa vicdanımız rahat. Türkiye'de ilk defa böyle bir karar alınıyor” diye konuştu.
Çağdaş Gemik'in kardeşi Damla Gemik de karar sonrası fenalık geçirdi. Gemik Ailesi'ne destek veren ve ölen gencin fotoğraflarını taşıyan Antalya Özgürlük Derneği üyeleri de, karar sonrası adliye bahçesinde ‘Anaların öfkesi katilleri boğacak’, ‘Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz’, ‘Polis terörüne son’ sloganları attı.

Olay nasıl oldu?

ANTALYA Emniyeti Müdürlüğü Önleyici Hizmetler Şube'ndeki yunus timlerinde görevli 13 yıllık polis memuru Mehmet Ergin, geçen 27 Ekim'de motosikletle Yeşildere Mahallesi 1176 Sokak'ta devriye gezerken, üzerinde iki kişi bulunan 07 CGH 84 plakalı motosikleti durdurmak istedi.
İddiaya göre motosiklettekiler önce kaçmak istedi, ardından duraksayan motosikletin arkasında oturan Halil Keşifçi indikten sonra sürücü Çağdaş Gemik tekrar kaçmaya çalışınca polis memuru Mehmet Ergin, arkasından 2 el ateş etti. Polis Ergin'in tabancasından çıkan kurşunlardan biri, ilköğretim mezunu olan ve otellerde animasyon gösterilerinde görev alan Çağdaş Gemik'in ensesinden girip yanağından çıkarak ölümüne neden oldu. Polis Mehmet Ergin, tutuklu yargılanıyordu. (dha)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=9506...

Çeber Davasında Skandal

Engin Çeber'in işkenceyle ölümüyle ilgili davanın en kritik duruşmasında ses kayıtlarının yapılamadığı anlaşıldı. Duruşma sil baştan görülecek...

İSMAİL SAYMAZ
Engin Çeber’in işkence sonucunda ölümüne ilişkin davanın son duruşmasında ‘sesli kayıt yapılamadığı’ ortaya çıktı. Mahkeme, son duruşmada son derece kritik ifadeler veren tanıkların ‘yeniden dinlenmesine’ karar verdi. Kayıtların kasten silindiği kaygısını taşıyan avukat Taylan Tanay şaşkın. Tanay “Şimdi tanıklar tekrar çağrılacak. Peki ya ölmüşlerse, ifadelerini değiştirirlerse, tehdit edilirlerse bunun hesabını kim verecek?” dedi.
Bu Çeber olayındaki ilk ‘teknik aksaklık’ da değil.
Çeber davasında daha soruşturma aşamasında Metris Cezaevi’ndeki kamera sistemine elle müdahale edildiği, Çeber’e ait kayıtların son anda kurtarıldığı ortaya çıkarıldı. Son duruşmada da Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi’ne ait görüntü kayıtlarının orijinal haliyle değil, ‘ayıklanarak’ gönderildiği saptandı.

Radikal’in ‘tutanağı’ var
Şehit Muhsin Bodur Polis Merkezi ve Metris Cezaevi’nde kalan Engin Çeber’in işkenceyle ölümüyle ilgili son duruşma 22 Temmuz’da Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada Çeber’le aynı koğuşu paylaşan Murat Gevrek, Ahmet Aksu, Adem Halil, Rasim İltaş ve Gıyasettin Şakiroğlu ile avukat Ömer Kavili dinlendi.

‘Adamı komposto ettiler’
Radikal muhabirinin tuttuğu duruşma notlarına göre Gevrek, 7 Ekim 2008 sabahı ayakta sayım vermeyen Çeber’in öldüresiye dövüldüğünü belirtti:
“Konuşmasına fırsat bırakmadan kafasına kafasına vurdular. İki dakikada adamı komposto ettiler!” Gevrek, başmemur Selahattin Apaydın’ı “Olayı hızlandıran kişi” olarak teşhis etti. Ahmet Aksu’ysa “Birkaçı vurmaya başladılar. Nefes alamıyordu” dedi.
Gıyasettin Şakiroğlu ölümcül dayağı, “Selahattin direkt saldırdı. Ense köküne vurdular” diye anlattı. Şakiroğlu, dayak bitimi, kapıda bekleyen birinin, “Sayım için ayağa kalkmayanlar bu şekilde cezalandırılacaktır” dediğini duyduğunu söyledi. Mahkeme başkanı, bu sözü kimin söylediğini sorunca sanık cezaevi müdürü Faruk Karaosmanoğlu’nu gösterdi. Diğer tanıklarsa “Bu sözü duyduk ancak kim söyledi, bilmiyoruz” diye ifade verdi.

Görüntü var, ses yok
Çeber davası avukatları, görüntülü ve sesli kaydedilen duruşmanın tutanağını almak üzere Bakırköy Adliyesi’ne gittiklerinde skandal bir yanıtla karşılaştı. Avukatlara teslim edilen duruşma tutanağında şu ifadeler yer aldı:
“Kayıt sırasında bilinmeyen bir nedenle tespit edilemeyen şekilde gerçekleşen teknik bir nedenle sadece görüntü kayıtlarının var olduğu, ses kaydının bulunmadığı görülmüştür.”
Firma yetkilileri de ses kaydı yapılmadığından duruşma dökümünün alınamayacağını belirtti. Bunun üzerine mahkeme, 5 Ekim’deki duruşmada tanıkların yeniden dinlenmesini kararlaştırdı.

Silindi mi?
Avukat Taylan Tanay, şu haliyle son Çeber duruşmasının yok hükmünde olduğunu söyledi:
Mahkeme başkanı, bir teknik uzmanı ve zabıt kâtibi kayıtları takip ediyor. Bilinmeyen bir sebep, deniyor. Bİlinmeyen sebep olur mu? Kayıtların silinmesinden kuşkulanıyoruz. Çünkü duruşmada cezaevi müdürünün sorumluluğu tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştı. Şimdi tanıklar tekrar çağrılacak. Peki ölmüşlerse, ifadelerini değiştirirlerse, tehdit edilirlerse hesabını kim verecek?”

Dink davasıyla başlamıştı
Halen davalarda iki türlü kayıt tutuluyor. 1) Sesli görüntülü. 2) Yazılı tutanak olarak.
Sesli görüntülü duruşma ilk olarak AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink duruşmasında kullanıldı. Ardından Ergenekon davalarının duruşmaları sesli ve görüntülü kayıt altına alındı. Bu davalarda, duruşmalar görülürken, kayıt altına alınıyor. Avukatlara ve taraflara duruşmanın tutanakları aynı gün değil, çözüm yapıldıktan sonra da veriliyor.
Aslında avukatlar bu konuda sıkıntı yaşıyorlar. Çünkü kimi zaman sesli kayıt çözümleri uzun sürebiliyor. Yazılı not tutulan duruşmalardaysa tutanaklar duruşmadan sonra hemen veriliyor.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=9506..

25 Eylül 2009 Cuma

İMO Önünde Demokrasi Nöbeti Devam Ediyor

İvme Dergisi'nin İMO önündeki Demokrasi Nöbeti devam ediyor. 18 Ağustos Salı günü İvme okurları, İMO'daki antidemokratik süreci anlatan bildiri dağıtımına İMO önünde devam ettiler. Yazın en sıcak günlerinde bile haklılığına olan inançla mücadelesini aralıksız sürdüren İvme, meslektaşlarını bilgilendirmeyi sürdürüyor ve örgüt içi demokrasi talebinde ısrar ediyor.

18 Ağustos İMO Önü 2

TMMOB Önünde 8. Hafta

17 Ağustos TMMOB Önü 1

28 Haziran' da TMMOB önünde basın açıklaması yaparak başlattığımız kampanyamız 8. haftasına girdi.
TMMOB tarihinde ilk defa yaşanılan devrimci-demokrat mühendislere yapılan siyasi linç girişimini sona erdirmek ve TMMOB içerisinde uygulatılmaya çalışılan tasfiye sürecini boşa çıkarmak amacıyla başlattığımız kampanyamız her pazartesi olduğu gibi bu pazartesi de TMMOB önünde devam etti. Antidemokratik uygulamaların bir parçası olarak uygulanan İMO'daki soruşturma terörü ile ilgili kaleme aldığımız 28 nolu açıklamamız ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu'na vermiş olduğumuz soruşturmalara yanıt metnimiz dağıtıldı. Taleplerimiz doğrultusunda toplamış olduğumuz meslektaşlarımızın imzaları ise kampanyamıza olan desteği arttırdı.

17 Ağustos TMMOB Önü 2

17 Ağustos TMMOB Önü 3

Demokrasi Nöbetimizin 7. Haftasında 11 Ağustos Salı Günü İMO Önündeydik

11 Ağustos İMO Önü 1

"TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz" adıyla başlattığımız kampanyamızın 7. haftasında 11 Ağustos Salı günü bir kez daha İMO önündeydik. Doğru bilgiye ulaşmanın sorunların çözümü açısından en temel gereksinim olduğunu savunan bizler, bu ilke ile temellendirdiğimiz kampanyamızı, mücadeleye olan inancımızla İMO önünde de sürdürmeye devam ediyoruz.

Yaşadığımız antidemokratik süreç boyunca sürdürdüğümüz haklı mücadelemiz artarak sürerken birçok meslektaşımız da taleplerimizi doğru buluyor ve imzalarıyla destek oluyor. Devrimci, demokrat mühendislerin kapılarının önünde tuttukları nöbete karşı TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışlarının suskun tavrı ise değişmiyor. Bu tavırlarıyla sorunları çözmek istemedikleri de bir kez daha gözler önüne seriliyor.

11 Ağustos İMO Önü 2

11 Ağustos İMO Önü 3

TMMOB Önündeki Demokrasi Nöbetimiz 7. Haftasında

10 Ağustos TMMOB Önü

+iVME Dergisi yayın kurulu üyeleri TMMOB içinde devrimci demokrat mühendislerin tecrit ve tasfiye edilmesi politikalarına dur demek için 7 haftadır TMMOB önünde "TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz" diyorlar.

TMMOB önündeki demokrasi nöbetinin 7. haftasında +İvmecilerin talepleri yine aynıydı:
" - İMO’ daki tüm süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonunun kurulmasını,
- Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanmasını,
- Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısının yapılmasını istiyoruz"

İnşaat Mühendisleri Odası'nda yaşananların yalnızca +İvme Dergisi'nin değil, örgütün tüm demokrat üyelerinin sorunu olduğunun bilinciyle şekillendirilen bu taleplerimizi bu hafta da TMMOB önünde mühendis mimarlara aktarmaya, örgüt içi demokrasi sorununun elbirliğiyle çözüm gerektirdiğini anlatmaya çalıştık.

Meslektaşlarımızın imzalarıyla destek verdiği bu talepleri, TMMOB yönetimi ise, bu hafta da duymadı.

10 Ağustos Önü TMMOB Önü2

10 Ağustos TMMOB Önü 3

AÇIKLAMA NO 29: İnşaat Mühendisleri Odası'nın Yetkinlik Uygulamasını Bir Kez Daha Durdurduk

İMO’nun Danıştay kararıyla durdurulan Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nin ardından hazırladığı Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği de +İVME Dergisi’nin açtığı davayla durduruldu.

1990’lı yıllardan bu yana mühendis-mimarların ve TMMOB’nin gündeminde olan, özellikle 1999

Marmara Depremi’ndeki yıkımları ve can kayıplarını yalnızca mühendis-mimarların sırtına yükleyen bir çarpıtmayla gerekçelendirilerek hazırlıklarına hız verilen yetkin-yetkili mühendislik uygulamasıyla ilgili olarak, İnşaat Mühendisleri Odası 2006’da Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ni yayınlamış ve ilk yetkin mühendislik belgelerini dağıtmaya başlamıştı. ABD’deki profesyonel mühendislik (professional engineering) uygulamasından kopya edilerek oluşturulmuş bu yönetmelik, bir mühendisin imza yetkisi alabilmek için 5 yıl boyunca bir yetkin mühendisin gözetiminde çalışması, Oda tarafından belli bir ücret karşılığında yapılacak sınavdan geçmesi gibi kriterler getiriyordu.

Haziran 2006’da Yetkin Mühendislik başlığıyla yayınlanan ilk sayısından itibaren İvme Dergisi, meslektaşlarımızı, özellikle de yeni mezun meslektaşlarımızı sermayeye ucuz işgücü olarak sunan bu uygulamaya karşı çıkmıştır.

Öte yandan 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ile Avrupa Birliği uyum süreci de hizmetlerin serbest dolaşımı için mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması kapsamında benzer bir belgelendirme sürecini öngörmektedir. Kısacası yetkin mühendislik ve belgelendirme, ülkemize gelecek olan uluslararası hizmet tekellerine de ucuz işgücü yarattığı gibi, ayrıca ulusal mühendislik gücümüzün önüne de bir “belge duvarı” çekilerek tasfiyesine yol açacaktır.

Mesleki demokratik kitle örgütü olarak üyelerinin çıkarlarını savunması gereken TMMOB ve bazı Odalar etkin yönetim anlayışları ise, üyelerini, mesleklerini icra etme yetkilerini de ellerinden alarak sermayenin sömürüsüne eli kolu bağlı terk eden yetkin mühendislik uygulamasını bizzat hayata geçirmeye çalışmışlar, 2005’te Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın siparişiyle “Yetkili Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Belirlenmesi ve Belgelendirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı Taslağı”nı hazırlamışlardır.

Mayıs 2004’teki TMMOB GK’da “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” kabul edilirken, yetkinlik uygulaması ise İMO tarafından 2006’da hazırlanan bir yönetmelikle hayata geçirilmiştir. Bu yönetmeliğe +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi İnş. Müh. Ercan Atalay tarafından açılan davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası ise mahkeme kararını ciddiye almak yerine, yetkin mühendisliği uygulama konusundaki ısrarını sürdürmüş ve kararın etrafından dolanma çabasıyla yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adındaki bu “yeni yetkin mühendislik yönetmeliği”, bir öncekinden yalnızca isim bakımından farklıdır. Üstelik bu yalnızca bizim iddiamız da değildir; 12 Eylül 2008’de yapılan İMO 41. Dönem Danışma Kurulu’nda söz konusu yönetmelik tartışılırken bizzat yetkin mühendislik kurulu başkanı tarafından söylenen “Biz zaten daha önceden benimsediğimiz bir yönetmeliği allayıp pullayıp yeniden yürürlüğe koymak için burdayız. Herkes bu danışma kurulunun bir oyun olduğunu biliyor zaten” sözleri, iki yönetmeliğin içerik olarak birbirinden farksız olduğunun en yetkili ağızdan doğrulanmasıdır.

15 Şubat 2009’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yeni yönetmeliğe de +İvme Dergisi adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. İsmail Ozan Demirel tarafından 16 Nisan 2009 tarihinde dava açılmıştır. Danıştay 8. Dairesi ise 8 Temmuz 2009 tarihinde oybirliğiyle Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurma kararı almıştır. Böylece +İvme Dergisi, İnşaat Mühendisleri Odası’nın yetkin mühendislik uygulamasını ikinci kez durdurmuştur.

Kararın gerekçesi “(...) mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu karar da, bir önceki yürütmeyi durdurma kararında olduğu gibi, İvme’nin savunduğu “mühendislik eğitiminde belgelendirmeyi üniversiteler yapmalı; odaların yapması gereken ise, kimin neyi bildiğini ölçmek yerine üretilen mühendislik hizmetlerini ya da bu hizmetleri denetlemesi gereken kurumları denetlemek olmalı” görüşünün haklılığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Son olarak şunu da eklemek isteriz; bir süredir TMMOB içinde, dün yetkin mühendisliği savunanların bugün İMO’nun yetkinlik uygulamasına kendilerinin de karşı olduklarını söyledikleri duyulmaktadır. Bu kişiler bugün belgelendirmeyi savunuyor, yetkin mühendislik tartışmasının ise artık bittiğini, tüketildiğini hemen sözlerine eklemeyi unutmuyorlar. Bu durum, yetkin mühendisliğe karşı ideolojik mücadelenin kazanıldığını gösterdiği gibi, kavramlar üzerinde yeni bir bulanıklık yaratma çabasına da işaret etmektedir: Bugün birçok Odanın belgelendirme uygulamasının, mühendis emeğinin değersizleştirilmesine yol açma anlamında yetkin mühendislikten özde bir farkı yoktur.

İvme Dergisi yetkin-yetkili mühendislik başta olmak üzere meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek tüm uygulamalara karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada
+İVME

İMO Önündeki Demokrasi Nöbetimiz Devam Ediyor

4 ağustos İMO Önü

İvme Dergisi okurları "TMMOB' de Demokrasi İstiyoruz" kampanyası kapsamında"Örgüt İçi Demokrasinin İşletilmesi" "İMO'daki Soruşturma Terörüne Son" talepleriyle 4 Ağustos Salı günü de İMO önündeydi.

İMO da yaşanan olaylarla ilgili olarak İMO Yönetimi 2'si İvmeci olan 3 Genç-İMO üyesini üyelikten sorgusuz süalsiz çıkartmış, ikisi İstanbul'da, biri Libya'da ikamet eden beş İMO üyesi İvmeci hakkında ise sıkıyönetim savcılarının iddianamesini aratmayan iddialarla soruşturma açmıştı.

İMO yönetiminin devrimci, demokrat mühendislere dönük tasfiye hareketini boşa çıkartmak ve anti demokratik uygulamalarını teşhir etmek için İMO önünde "İMO daki Soruşturma Terörüne Son" başlıklı İvme'nin 28 Nolu açıklaması dağıtıldı, meslektaşlarımız bilgilendirilerek onlardan destek alındı.

4 Ağustos İMO Önü 2


Feshedilen Bartın İKK'lı Mühendisler Mücadelelerine Devam Ediyor

Bartın Sel Baskını 2

12 Ekim 2008 tarihindeTMMOB Yönetim Kurulu'nun almış 122 nolu kararla feshedilen Bartın İKK'lı mühendisler Mücadelelerine devam ediyor.

Hatırlanacağı gibi Bartın İKK, HEMA Endüstri AŞ'nin açacağı termik santrale karşı Bartın halkının büyük bölümünü bir araya getirerek önemli bir mücadele ortaya koymuş ve kazanımlar elde etmişti. İvme Dergisi'nin 6. sayısı, TMMOB'nin geçmişteki mücadele çizgisini yaşatan ender İKK'lardan olan Bartın İKK ile ilgiliydi. Bartın İKK'lı mühendisler mücadelenin sıfatlarla, yetkilendirmelerle olmayacağını, sahada halkın içinde olması gerektiğini de somut olarak ortaya koyuyor.

DEVLET SIRRI AÇIKLANDI

Devlet, 'devlet sırrı'nı açıkladı: 'Bartın'ı selden kurtarmak için 57 milyon dolar harcandı.' Altı aydır bu yanıtın peşinde olan Bartın Kent Konseyi üyeleri şaşkın: 'İyi de bu para nereye gitti?'

SERKAN OCAK

Bartın, 11 yıl aradan sonra yine su altında kalırken, ‘Bartın’ı selden korumak için’ 57 milyon dolar harcandığı anlaşıldı.
Bartın Kent Konseyi üyeleri “Sellere karşı için diye proje başlatılmıştı. Ne oldu?” diye sormuş, Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu “Devlet sırrıdır” diyerek konseye bilgi vermemişti. O bilgi, Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan geldi. Kent Konseyi, sular altında kalan Bartın için 57 milyon dolar harcandığını duyunca ‘dehşete düştü.’
11 yıl önce: Bartın’da sel felaketi meydana geldi. Devlet, halkı selden korumak için Bartın Karadeniz Sel Bölgesi Taşkın Koruma Altyapısının Onarım ve geliştirmesi İşi (TEFER) projesini geliştirdi.
Aradan 11 yıl geçti. Bartın Kent Konseyi’ne bağlı mühendisler, altı ay önce meraklanıp “Ne oldu bu proje” diye yazışmalara başladı. Konsey altı ay süren yazışmalardan istediği sonucu alamadı. Bu sırada 15 Temmuz’da kenti bir kez daha sel alınca yanıt almak için bastıran Kent Konseyi üyeleri Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’ndan gelen yanıtla şaşkına döndü: “Proje devlet sırrıdır.”
Radikal durumu, 30 Temmuz’da ‘Bartın’ı sel bastı’ diyen haindir!’ başlığıyla duyurdu.
Haberin Radikal’de yayımlandığı gün yeni bir gelişme daha yaşandı. Kent Konseyi üyesi mühendislerden Ayşe Sevtap Uzun 3 Haziran 2009’da Devlet Su İşleri’ne (DSİ) yazdığı dilekçesine cevap aldı. Çevre ve Orman Bakanlığı DSİ Genel Müdürlüğü Etüd ve Plan Dairesi Başkanlığı, 27 Temmuz tarihini taşıyan cevap yazısında şu ifadeler yer aldı:
Bartın Karadeniz Sel Bölgesi Taşkın Koruma Altyapısının Onarım ve geliştirmesi İşi (TEFER) kapsamında bulunan işlere 1999 yılında başlanmış ve bu kapsamda yapımı öngörülen çalışmalar 57 milyon ABD doları kullanılarak 2003 yılında tamamlanmıştır. Bugün için TEFER kapsamında yapılan çalışma bulunmamaktadır. Öte yandan Bartın Çayı taşkınlarının kontrolü maksadıyla kuruluşumuz tarafından yapımı önerilen ve inşaatı halen devam eden Kirazlıköprü Barajı ile planlama aşamaları tamamlanmış olan Kozcağız Barajı, Arıt Barajı ve Kışla Sel Kapanı tesisleri bulunmaktadır. Bu tesislerin tamamlanması halinde Bartın Çayı’ndan kaynaklanan taşkın riski büyük ölçüde azalacaktır.”
Yani ‘halkın selden koruması için’ yapılan projeye 57 milyon dolar harcanmış, proje, son selden altı yıl önce ‘2003’te tamamlanmıştı.’
Bartın Konseyi üyesi mühendisler şimdi şunu soruyor: “Bu kadar para harcandı neden hâlâ Bartın’ı sel alıyor. Görünürde sadece iki köprü var. Paralar nereye gitti?”

‘Dürüst vatandaşın görevi’
Bartın Kent Konseyi üyesi Ziraat Mühendisi Ayşe Sevtap Uzun kararlı: “Bu rakamı görünce dehşete düştük. Bartın’da yaşayan mühendisler olarak TEFER projeleri kapsamında 57 milyon dolarlık iş yapılmadığını düşünüyoruz. Bu kaygıları düşündüğümüz için projeleri istiyoruz. Ancak proje devlet sırrı kapsamına alındı. Mahkeme yoluyla da olsa, 57 milyon dolarlık ne iş yapıldığını öğrenip, yapılan uygulamaların, düzgün yapılıp yapılmadığını açıklayacağız. Çünkü bu para, ülkemiz adına, Bartınlılar adına harcanmış bir paradır, paranın nereye harcandığını öğrenmek biz dürüst yurttaşlara düşmektedir.”
Radikal de 57 milyon doların nereye harcandığını DSİ’ye sordu. DSİ’nin üç sayfalık cevabında 57 milyon dolarla ilgili tek satır yer almazken, ‘taşkın zararı’ şöyle açıklandı: “Bartın Çayı, Kozcağız Çayı ve birleşim noktalarında yatak kesitlerine yapılan müdahaleler, çay yataklarındaki ağaçların akış rejimini bozması, rusubat ve ağaçların köprü ayaklarını tıkaması taşkının etkisinin artmasına sebep olmuştur.” Açıklama şöyle devam etti: “... Şiddetli yağışlar sonucunda oluşan taşkında TEFER kapsamında inşa edilen tesislerde bir hasar meydana gelmemiş, tesislerin bulunduğu yerlerde taşkın problemi yaşanmamıştır. TEFER kapsamında ‘Bartın Taşkın Koruma Yapılarının 100 Yıllık Taşkına Göre Rehabilitasyonu Projesi’ adı altında üç paket halinde proje hazırlanmış ancak bu projelerin iki paketi ihale edilmiş ve tamamlanmıştır...”

‘Kamulaştırma yapılacak’
DSİ’nin, Ayşe Sevtap Uzun’a yazdığı cevapta, projenin 2003’te tatamalandığı belirtiliyordu. Ancak Radikal’e verilen cevapta, projenin ‘Devlet sırrı’ statüsüne alınma nedenlerinden biri olarak ‘Projede inşaatı gerçekleşmemiş güzergâhta ‘kamulaştırma’ işlemlerinin yapılacak olması...’ gösterildi.
DSİ, Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kurulu’nun verdiği ‘devlet sırrı’ kararıyla ilgili diğer gerekçeleri şöyle sıraladı:
“... Proje sahası içerisinde Bartın Deniz Üs Komutanlığı tesislerinin bulunması... Söz konusu alanda SİT alanlarının bulunması...”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=948150

Bartın Sel Baskını 3

Resimler:

24 Eylül 2009 Perşembe

TMMOB Önünde 6. Hafta

- İMO’ daki tüm süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonunun kurulması
- Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanması,

- Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısının yapılması

talepleriyle başlatmış olduğumuz “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyasının 6. haftasında da yine TMMOB önündeydik. İMO yöneticileri tarafından İvme Yayın Kurulu üyelerine açılan ve sıkıyönetim mahkemelerini aratmayan soruşturma ile ilgili yayımlanan 28 Nolu açıklama meslektaşlarımıza ve halkımıza dağıtılırken destek imzaları da toplandı.Kendilerine demokrat misyonu biçen yöneticiler tarafından açılan soruşturmaların birçok meslektaşımızı şaşırtmaması ise kayda değer bir başka noktaydı.

Buradan bir kez daha TMMOB yöneticilerini örgüt içi demokrasiyi işletmeye ve gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz. Emekten, halktan adaletten yana, mücadeleci bir TMMOB’nin yaratılmasının ancak ve ancak demokratlık söylemlerinin pratiğe geçirilmesiyle mümkün olabileceğini bir kez daha belirtiyoruz.

3 Ağustos TMMOB Önü 2

3 Ağustos TMMOB Önü 4

23 Eylül 2009 Çarşamba

İVME, İMO'nun "Yeni" Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği'nde 2. Kez Yürütmeyi Durdurma Kararı Aldı

Yaetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 1

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 2

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 3

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi’nin Haziran 2006’da yayınladığı ilk sayısının dosya konusu Yetkin Mühendislik olmuştur. Bu sayıda ABD’deki “profesyonel mühendislik” uygulamasının birebir kopyası olan yetkin mühendisliğin iddiaların aksine ülkemizin ihtiyaçlarından doğmadığı, Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ve AB Uyum Süreci’nin mühendislik emeği üzerindeki denetim mekanizmalarından biri olarak gündeme geldiği, bu anlamda emperyalizmin bir politikası ve dayatması olduğu ortaya konmuştur. Mühendislik eğitiminin ve icrasının mevcut sorunlarına çözüm getirmeyecek olan bu uygulamanın özellikle genç mühendisleri ucuz emek gücü haline getireceğini belirten İvme Dergisi, genç meslektaşlarımızın sırtından rant sağlama çabasına girişen herkesin karşısınİvmeda olacağını açıklıkla ifade etmiştir.

Bu sözünün gereği olarak İvme Dergisi, Yetkin Mühendislik konulu bir kampanya düzenleyerek birçok ilde mühendisleri ve öğrencileri bu konuda bilgilendirmiştir. Ayrıca TMMOB içinde de bulunduğu her platformda yetkin mühendislik konusunu gündeme getirmiş, yetkin mühendisliğe karşı güçlü bir karşı çıkış örgütlemeye çalışmıştır.

İvme’nin yetkin mühendisliğe karşı tavizsiz mücadelesinin bir ayağını da hukuksal mücadele oluşturmuştur. İnşaat Mühendisleri Odası’nın Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ne karşı dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. Ercan Atalay’ın açtığı davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de oybirliği ile yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

Bunun üzerine İnşaat Mühendisleri Odası mahkeme kararını tüm hüküm ve sonuçlarıyla ciddiye almak yerine, söz konusu kararın etrafından dolaşma yolunu seçmiş ve Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adında yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Bu yönetmeliğin Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nden tek farkı adı olmuştur; içerik açısından iki yönetmelik arasında gözle görülür bir değişiklik yer almamış, yalnızca aynı olgular farklı biçimlerde ifade edilmiştir.

İvme Dergisi 15 Şubat 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yönetmeliğe karşı da 16 Nisan 2009 tarihinde dava açmıştır. Dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İsmail Ozan Demirel’in açtığı davada Danıştay 8. Dairesi yine yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

Kararın gerekçesi “Dava konusu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği ile “üyelerin temel bilgilerine ve mesleki deneyimlerine dayanan yetkinliklerin belirlenmesi ve belgelenmesi yoluyla, deprem ve diğer afet zararlarının azaltılması başta olmak üzere, inşaat mühendisliğinin bütün alanlarında toplum yararına, çağdaş tekniklere ve etik ilkelere uygun, üstün nitelikli ve güvenilir mühendislik hizmetlerinin sunulmasına ve bu kriterlerle ilgili yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik gelişmelere katkıda bulunmak” amaçlanmış ise de; mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” olarak ifade edilmiştir.

Meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamalarına karşı mücadelemiz sürecektir.

İvme İMO Önünde Soruşturmaları Protesto Etti.

İMO Önünde de Demokrasi Nöbeti Başladı

İVME Dergisi çalışanları 28 Temmuz 2009 günü saat 12.30'da İMO önünde 'İMO'da SORUŞTURMA TERÖRÜNE SON, TMMOB ve İMO'da DEMOKRASİ İSTİYORUZ' diyerek bir basın açıklaması gerçekleştirdi. 'Baskılar Soruşturmalar Bizi Yıldıramaz', 'Soruşturma Terörüne Son', Sıkıyönetim Değil Demokratik TMMOB İstiyoruz', Mühendisiz Mimarız Haklıyız Kazanacağız', 'Adalet İstiyoruz', 'Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz', TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz' sloganlarının atıldığı eylemde, açıklamayı Artı İVME Dergisi adına İlhan KAYA okudu.

Açıklamada bugüne kadar yaşanan süreç, İvme Dergisi çalışanlarına saldırılar ve soruşturmalar anlatılarak bunlara son verilmesi çağrısında bulunuldu. Açıklamada, her hafta Pazartesi günleri TMMOB önünde tutulan nöbetlere ek olarak her hafta Salı günleri İMO önünde Demokrasi Nöbeti başlatacaklarını belirttiler. İvme dergisi çalışanları açıklamadan sonra soruşturmaları konu alan 28 Nolu açıklamalarını dağıtarak imza metnine destek istediler ve ilk nöbetlerini akşam saatlerine kadar tuttular.
İmza metnine destek için:
http://www.tmmobdedemokrasiistiyoruz.com

İvme'den İMO'daki Soruşturmalara Yanıt

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kuruluna

13.07.2009 tarihinde +İvme Dergisi yayın kurulu ve İnşaat Mühendisleri Odası üyesi beş arkadaşımıza Halim Karan imzasıyla gönderilen yazıdan, +İVME Dergisi tüzel kişiliği ile yürüttüğümüz faaliyetler hakkında yayın kurulu üyelerimizi sorgulayarak, kararını önceden aldığınız bazı sonuçlara ulaşmak istediğiniz anlaşılmıştır. Sorgulama adı altında yazılan bu yazıda, doğrudan dergimizin yayınları ve açıklamaları sorgulanmaya çalışıldığından, Yönetim Kurulunuzun tarafımızca uyarılması zorunlu duruma gelmiştir.

Bu yazınızı değerlendirmeden önce bazı yönetmelik ve yasa maddelerini hatırlatarak, hukuk anlayışınızın geldiği noktayı saptamak gerekmektedir:

TMMOB Disiplin Yönetmeliği

Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (onbeş) günlük bir süre tanınması zorunludur.

Madde 17 - Soruşturmacı, hakkında soruşturma açılan kişiye suçlamayı açık ve anlaşılır bir biçimde yazılı ve gizli olarak tebliğ eder ve tebliğinden itibaren 15 (onbeş) gün içinde yazılı açıklamada bulunmasını ister. Soruşturmacı, hakkında suçlamada bulunulan kişiden savunmasını isterken, soruşturmacı olarak atandığına dair Yönetim Kurulu kararının içeriği hakkında bilgi vermek zorundadır.

Anayasa

Madde 25 - [Düşünce ve kanaat hürriyeti] Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 26 - [Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti] Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

AİHS md. 6/2 - Bir suç ile itham edilen her şahıs suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar masum sayılır.

Cenevre Sözleşmesi

Madde 6/2 (f) Hiç kimse kendi aleyhine tanıklık etmeye ya da suçlu olduğunu itiraf etmeye zorlanamaz.

Bu yasa ve yönetmelik maddeleri ile tarafınızca yürütülen soruşturmaya ilişkin metin yan yana konduğunda, TMMOB yönetmeliklerini uygulamak da dahil olmak üzere, tutarlı bir hukuk anlayışınız olmadığı gibi, hukuka saygı duymak gibi bir kaygınızın da olmadığı ortaya çıkmaktadır. Yayın kurulu üyelerimize gönderilen metnin daha ilk cümlesindeki “saldırıyı gerçekleştirenler arasında bulunan” ifadesinden, henüz soruşturma sonuçlandırılmadan bir hüküm oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Yani suçu kanıtlanıncaya kadar herkesin masum olduğu biçimindeki temel hukuk ilkesi bile, daha yazının ilk cümlesinde çiğnenmiş durumdadır.

Bu şekilde bir hukuk dışı hüküm oluşturduktan sonra, TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. ve 17. maddelerinde yer alan “kişiye yöneltilen suçun açık ve anlaşılır biçimde bildirilmesi” hükmünü önemsemeniz ise zaten şaşırtıcı olurdu. Önyargılarınızla oluşturduğunuz hükümlere ulaşmak üzere hazırlanan ve aslında dergimizin tüzel kişiliğini sorgulamaya çalıştığınız bu metinde, kişilere neyle suçlandığını yazmayı “unuttuğunuz” görülmektedir.

Ayrıca yönetim kurulu tarafından alınan kararın içeriği hakkında bilgi verme zorunluluğu duymayarak, TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. ve 17. maddelerini açık olarak ihlal etmiş olmanız, tam da TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışına yakışan bir tutum oluşturmaktadır.

Öte yandan, 3 Haziran 2009 tarihinde yapılan toplantı, İMO Ank. Şb.’nin resmi bir organı olmayan ve yalnızca demokrat üyelerin katılımına açık “Küçük Kurul” toplantısı olmasına karşın söz konusu yazıda bu toplantının “olağan üye toplantısı” olarak adlandırılması, tarafınızca yapılan bir “şark kurnazlığı”ndan başka bir şey değildir. Söz konusu toplantıyı aklınız sıra tüzüksel bir toplantı gibi göstererek, bu toplantıda yaşananları da Oda organlarıyla soruşturmanın yasal zeminini hazırlamaya çalışmaktasınız. Fakat görülüyor ki “mumunuz” 11. 12. 13. ve 14. sorularda sönmüş ve unutkanlığınız sonucu “küçük kurul” ifadesi buralarda kullanılmıştır. Bu durumda aslında Oda organları kullanılarak böyle bir soruşturma yürütmeye yetkili bile değilsiniz.

TMMOB ve İMO resmi yönetmeliklerinde “Küçük Kurul” adıyla anılan bir kurul yoktur. Bu kurul, oda organları dışında, demokratların kendi aralarındaki hukuk çerçevesinde oluşturdukları bir kuruldur. Bu kurulda yaşananlar da Oda’nın resmi yapısını ilgilendirmez. Bu kurulda saldırıya uğradığını iddia edenler için ise savcılığa suç duyurusunda bulunma yolu açıktır. Yapmaya çalıştığınız soruşturma bu yönüyle de hukuk dışıdır. Yaptığınız iş, herhangi bir grubun (örneğin Meslekte Birlik Grubunun) kendi aralarında yaptıkları bir toplantıda ortaya çıkan sorunun Oda Yönetimi ve Oda organları kullanılarak çözüme kavuşturulmaya çalışılması gibi abes bir iştir.

Neyi soruşturduğunuz bile belli olmayan bu metinde, konuları 3 Haziran 2009 tarihindeki küçük kurulda yaşananların etrafında kurgulamaya çalışmanıza karşın, İstanbul’da oturan iki ve Libya’da yaşayan bir yayın kurulu üyemizi hangi mantıkla bu soruşturmaya dahil ettiğinizi, bildiğimiz hukuksal ilkeler çerçevesinde anlayabilmek mümkün olmamıştır.

Sorularınıza gelince…

  • 1., 2. ve 3. sorularınızda bildiri dağıtılması sorgulanmaya çalışılmaktadır. TMMOB ve Odaların etkinliklerinde bildiri dağıtmak için ne zamandan beri izin alınmaktadır? Bu toplantıda bildiri dağıtımını yasaklayan bir yönetim kurulu kararı mı vardır? Böyle bir karar olsa bile, bu karar hangi yönetmelik maddesine dayanmaktadır? Oda etkinliklerinde bildiri dağıtmayı bu şekilde izne bağladıktan sonra, Odanın en üst kurulu olan genel kurul ve seçimlerinde bildiri dağıtan grupları da, izinsiz bildiri dağıtmaya kalktılar diyerek ana-avrat küfür ederek dövmeye kalkıp, ardından da soruşturma mı başlatacaksınız?

TMMOB ve Odaların etkinliklerinde bildiri dağıtmayı yasaklayan veya izne bağlayan herhangi bir yönetmelik maddesi olmamasına karşın, bildiri dağıtmayı suç gibi göstermeye çalışarak demokrasi anlayışınızı açığa vurmaktasınız. Bu tutumunuzla, YÖK ve Üniversite yönetimleri tarafından yürütülen ve bildiri dağıtan devrimci öğrencilerin okuldan atılmalarıyla sonuçlanan soruşturma anlayışıyla hareket ettiğiniz anlaşılmaktadır. Odaları demokratik bir yapıdan uzaklaştırdığınıza bu sorularınız kanıttır.

  • 4., 5., 6. ve 7. sorularınız doğrudan dergimizle ilgilidir. 4. sorunun a şıkkında sorduğunuz soru ilginçtir. Oda yöneticilerinin ve çalışanlarının isimleri gizli midir veya bu şahıslar gizli iş mi yapmaktadırlar ki bu kişilerinin adlarının bir bildiride yazılması, bu kişilerin deşifre edilmesi anlamına gelmektedir? Burada, yazılarımızdan ve bildirilerimizden “cımbızla” aldığınız cümleler ile yayın kurulu üyelerimizin kanaatlerini öğrenmeye çalışmaktasınız. Uluslararası hukuk bir yana, sistemin kanunlarında bile, kişilerin kanaatlerinin sorgulanamayacağı ve kişilerin kendi aleyhlerine tanıklık yapmaya zorlanamayacağı yazılıyken, bu sorularla adeta sıkıyönetim savcısı durumuna düştüğünüz görülmektedir.

Ortada bir suç tanımı bulunmamakta, sorulara verilecek yanıtlarla daha sonra bir “suç” tarifi yapılacağı anlaşılmaktadır. +İVME Dergisi olarak, ortaya koyduğumuz görüş ve iddialarımızın tümünün altında imzamız vardır. Sorgulamaya çalıştığınız metinlerde yer alan ifade ve görüşler, virgülüne kadar tarafımızca savunulmaktadır. Bu konuda, mahkemelere başvurmak da dahil olmak üzere her türlü yasal yol açıktır. Fakat bu metinlerde yer alan görüşlerle ilgili olarak yayın kurulu üyelerimizi sorgulamaya çalışmanız hukuk dışıdır. Bu yayınlarımızla ilgili olarak herhangi bir karşı açıklama veya tekzip metni göndermeksizin, yayın kurulu üyelerimizi sorgulamaya çalışmanız tam da İMO’yu kendi mülkiyetinizde gören yönetim anlayışınıza denk düşmektedir.

Öte yandan, Genç-İMO ODTÜ temsilciliğine yaptığınız hukuk dışı atama, buradaki +İVME Yayın Kurulu üyeleri tarafından yargıya taşınmış durumdadır. 7-a’da sorduğunuz bu sorunuza yanıtı İdare Mahkemesinden bir süre sonra alacağınız kesindir.

  • 8. sorunuz gerçekten ilginçtir. Bildiri dağıtmayı bile izne bağladığınız 14 Mart 2009 tarihli öğrenci kurultayında, yayın kurulu üyelerimize ve dergi okurlarımıza ana-avrat küfür ederek saldıran yönetim kurulu üyeleri ve oda çalışanları hakkında soruşturma başlatmak için şikayet mi olması gerekmektedir? Bir oda toplantısında üyelere küfreden, saldıran bu şahıslar hakkında bir soruşturma başlatmamış olmakla asıl yönetim kurulu olarak sizin görevinizi yapmadığınız aşikar değil midir? İlla suç duyurusu mu gerekmektedir? O zaman bu yazımızla söz konusu toplantıda yayın kurulu üyelerimize ve dergi okurlarımıza ana-avrat küfür ederek saldıran kişiler hakkında şimdi burada biz suç duyurusunda bulunuyoruz. Soruşturma açıp açmayacağınızı da merakla bekliyoruz.

  • 9., 10. ve 11. sorularınız ise tam olarak, İMO Konya Şubesi tarafından dergimiz hakkında yasadışı örgüt olduğu asılsız iddiasını içeren yazılı açıklama ile bu açıklamanın TMMOB ve İMO internet sitelerinde günlerce yayınlanmasına paralel sorulardır. Bu asılsız iddiaları kaleme alanlar ve yayınlayanlar, bu iddialarını ispatlayamazlarsa, tarafımızca şeref ve haysiyetten yoksun muhbir ve müfteri olarak ilan edileceklerdir. Bu sorularla da dergimizin organize bir suç örgütü gibi gösterilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada asıl biz size şu soruyu soruyoruz: İMO Konya Şube yöneticilerinin dergimize yönelik asılsız iddialarını içeren ihbar mektubunun içeriğine katılıyor musunuz? Bu alçakça ihbar mektubunu internet sitenizde yayınlayarak ne yapmayı hedeflediniz? TMMOB’nin devrimci demokrat üyeleri hakkında bu tür asılsız ihbar mektuplarını kaleme alanlar ve yayınlayanlar hakkında da bir soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz? Bunun için de bir suç duyurusu mu gerekiyor? Bu yazıyı bu konuda da suç duyurusu kabul edebilirsiniz o zaman… Biraz olsun demokrat anlayış taşıyorsanız, bu soruların yanıtını bize değil, ama kendinize vermeniz gerekmektedir.

  • 12., 13., 14. ve 15. sorularınıza gelince… Bırakın bu soruları yapacağınız suç duyurusu kapsamında Ankara Cumhuriyet Savcısı sorsun…

Sonuç olarak, dergimizin tüzel kişiliği hakkında, dergi yayın kurulu üyelerimizin bir kısmını sorgulamaya çalışarak yürüttüğünüz bu hukuk dışı soruşturma, sistemin kanunlarından bile geri demokrasi anlayışınızı açığa çıkartmış durumdadır. Tüm bunlara karşın halen demokrat olduğunuzu iddia ediyorsanız, ortaya çıkardığınız bu sorunların çözüm yerinin demokratların kendi aralarında oluşturdukları hukuk zemininde yapılacak toplantılar olduğunu hatırlamanız gerekmektedir.

Bunu yapabilecek bir yüreğe sahip olup olmadığınınızı ise, bu İMO için yüz karası soruşturma metninde nedense adını bile anmadığınız, 11 Haziran 2009'da eli bıçaklı sokak serserilerini İMO Ank. Şb. önüne yığarak ve ardından polis barikatı ile devrimcilerin girmesini engelleyerek gerçekleştireceğinizi toplantı ile ortaya koymuş durumdasınız.

Haklarında soruşturma yürütmeye kalktığınız yayın kurulu üyelerimiz size kendileriyle ilgili gereken yanıtları vereceklerdir. Fakat dergimizin yayınlarıyla ve açıklamalarıyla ilgili anlayamadığınız yerleri soracağınız yer dergimizin tüzel kişiliğidir. Bu konularla ilgili daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak istiyorsanız, lütfen dergimizin bürolarına başvurunuz. Altına imza attığımız her sözcüğü içtenlikle ve ayrıntılı olarak yüzünüze karşı da söylemek bizi mutlu edecektir.

Saygılarımızla.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada

+İVME

Açıklama No. 28: İMO’da Soruşturma Terörüne Son, TMMOB ve İMO’da Demokrasi İstiyoruz

http://ivmedergisi.googlepages.com/ivme_logo1.JPG

İMO’da SORUŞTURMA TERÖRÜNE SON
TMMOB ve İMO’da DEMOKRASİ İSTİYORUZ

TMMOB önünde demokrasi nöbeti başlatmamız üzerinden tam bir ay geçti. İMO’da başlatılan, TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından da sürdürülen devrimci demokrat mühendislere dönük tasfiye ve siyasi linç hareketine karşı bir aydır TMMOB önündeyiz.

Taleplerimiz, İnşaat Mühendisleri Odası’nda yaşanan süreçten ve sonrasından genel olarak rahatsızlık duyan ve bu sürecin çözülmesi gerektiğini düşünen tüm demokrat meslektaşlarımızın altına imza atabileceği taleplerdir.

Hatırlanacağı gibi 14 Mart 2009 tarihinde İMO 2. Öğrenci Üye Kurultayı’nda bazı İMO yönetici ve çalışanlarının öğrenci üyelere fiziki saldırısıyla başlayan süreç, 3 Haziran’da İMO Küçük Kurulu’nda yaşanan kavgayla devam etmiş, 11 Haziran 2009 tarihinde ise TMMOB YK başkanının gözleri önünde çoğunluğunu mühendis-mimar olmayanların oluşturduğu 100 kişilik bir grubun ellerinde bıçaklarla devrimci demokrat mühendislere saldırmasıyla başka bir boyuta ulaşmıştı.

Bu yaşananlar karşısında bizler İvme Dergisi olarak
İMO’daki tüm bu süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonu kurulması
• Bu süreçle ilgili gerçeklerin tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklanması,
• Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısı yapılması
talepleriyle bir aydır her pazartesi TMMOB’nin önündeyiz.

Ne var ki TMMOB yönetimi bir aydır binalarının önünde demokrasi nöbeti tutan üyelerinin taleplerine gözlerini kapatmış durumdadır. Bu, örgüt içi demokrasi talebini görmezden gelmektir. İMO yönetimi ise bırakalım örgüt içi demokrasi talebini gündemine almayı, antidemokratik uygulamalarına yenilerini ekleyerek YÖK’ün üniversite öğrencilerine açtığı soruşturmaların benzerlerini +İvme yayın kurulu üyelerine açmakla meşguldür.

“(...) 2. Öğrenci Kurultayı’nda dağıttığınız bildiriler ve dahil olduğunuz olaylar ile ilgili gerekçeleri tarafımıza bildirmenizi (...)” denilerek bildiri dağıtmak soruşturma konusu yapılmış, İMO yöneticilerinin tekme tokatlar ve ağza alınmayacak hakaretlerle yaptığı saldırıyla ilgili mağdur olan Mustafa Gezegen ve Murat Kılınç adlı yayın kurulu üyelerimiz, henüz yanıt vermeleri bile beklenmeden öğrenci üyelikten çıkarılarak cezalandırılmışlardır.

Cezalandırmalar öğrenci üyelerle sınırlı kalmamış, 13 Temmuz 2009 tarihinde İMO’ya kayıtlı 5 +İvme yayın kurulu üyesine Oda tarafından soruşturma açılmıştır.

Yayın Kurulu üyelerimize gönderilen metnin daha ilk cümlesinde “saldırıyı gerçekleştirenler arasında bulunan ve/veya İvme Dergisi Yayın Kurulu’nda yer alan” ifadesinde birbirinden vahim iki nokta bulunmaktadır: Öncelikle “saldırıyı gerçekleştirenler” denilerek, soruşturma adı altında yazılmış bu metinde soruşturmanın sonuçlandırılması beklenmeden hüküm verilmiştir. İMO yönetiminin demokrasi anlayışı anlaşılan “suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur” ilkesini kabul eden burjuva hukuku kadar bile ileri değildir.

Öte yanda ise bu cümleden, İvme Dergisi yayın kurulu üyesi olmanın İMO yöneticileri için soruşturma sebebi olduğu ortaya çıkmıştır. İMO yönetimi açıkça İvme’ye –ve muhtemelen kendisinden farklı düşünen ve bunu ifade eden herkese de- düşmanlık içindedir. Bunun en somut kanıtı soruşturma açtığı kişilerdir. Soruşturma açılan 5 kişiden sadece 2’si Ankara’da ikamet etmekte ve Ankara’daki Küçük Kurul’un üyesi olmaktadır; geri kalan 3 kişiden ikisi İstanbul’da, biri ise Libya’da ikamet etmektedir.

Devlet bile yayınlarla ilgili yalnızca sorumlu yazı işleri müdürünü sorumlu tutarken, İMO yöneticileri bu noktada devleti de geride bırakmıştır: İMO yöneticileri tüm İvmecileri, İvme Dergisi üyesi olmayı suçlamaktadır. Acaba İMO yöneticileri İvme Dergisi okuyan mühendislere de bu dergiyi okudukları için soruşturma açmayı ya da İvme’nin desteklediği listelere oy vereceklere dönük herhangi bir cezai işlem uygulamayı da düşünmekte midir? Ya da başka odalara kayıtlı İvme yayın kurulu üyelerine de soruşturma açılması için -3 Haziran sonrası Odalara peşpeşe yaptırılan açıklamalar sayesinde çok iyi anladığımız- nüfuzlarını kullanacaklar mıdır?

İMO yönetimi İvme Dergisi üyesi olmayı soruşturma gerektiren bir suç gibi göstermeye çalışırken aynı zamanda bir taşla iki kuş vuracaktır: Örneğin soruşturma açılan İMO İstanbul Şb. üyesi arkadaşlarımız geçtiğimiz yıl “Demokrat İnşaat Mühendisleri” olarak çıkarılan listede yönetim kurulu adayları olmuşlardır. İMO yöneticileri İvme üyesi inşaat mühendislerine ceza vererek yayın kurulu üyelerimizin olası adaylıklarını da engelleyerek tasfiye operasyonlarını boyutlandırmaya çalışmaktadır.

Soruşturma metninin tamamı düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğüne aykırıdır.
Soruların önemli bir bölümünün İvme’nin yazı ve açıklamalarında geçen ifadelerle ilgili olması bunun en somut kanıtıdır. İvme Dergisi’nin yayınlarıyla ilgili soruların soruşturmaya konu olan olaylarla ilgili sorulardan çok daha fazla olması, İMO yönetiminin amacının soruşturma yapmak değil, İvme Dergisi’ni mahkum etmek olduğunu açıkça göstermektedir.

Soruşturma metni evrensel hukuk kurallarına olduğu gibi TMMOB yönetmeliklerine de aykırılık içermektedir. TMMOB disiplin yönetmeliğinde “kişiye yöneltilen suçun açık ve anlaşılır biçimde olması” gerektiği ifade edilmesine karşın soruşturma metninde herhangi bir suç tanımı yapılmamaktadır. Dolayısıyla sorulara verilecek yanıtlarla daha sonra bir “suç” tarifi yapılacağı anlaşılmaktadır.

Ayrıca 3 Haziran’da yapılan Küçük Kurul ile ilgili İMO yöneticileri oda organları kullanılarak böyle bir soruşturma yürütmeye yetkili değildir. Zira resmi yönetmeliklerde “küçük kurul” adıyla anılan bir kurul yoktur. Küçük Kurul, oda organlarının dışında, demokratların kendi aralarındaki hukuk çerçevesinde oluşturdukları bir kuruldur. Bu kurulda yaşananlar Oda’nın resmi yapısını ilgilendirmez. Yapılmaya çalışılan soruşturma bu yönüyle de hukuk dışıdır.

İvme Dergisi’nin yayınlarında kullandığı ifadeler, hatta kendi kendisini tanımlamak için kullandığı ifadeler bile İMO yönetimi tarafından soruşturmaya konu edilirken nedense İMO ve TMMOB tarihi için bir yüz karası olan 11 Haziran gününden, yani gizli çağrılanmış Küçük Kurul toplantısında, İMO Ank. Şb. önüne “getirtilen” eli bıçaklı sokak serserilerinin TMMOB YK ve bazı Oda başkanlarının gözü önünde devrimci demokrat mühendislere saldırmasından, sonra TMMOB tarihinde bir ilk olarak devrimci demokrat üyelerin içeri girmesini engelleyen polis barikatı arkasında toplantı yapılmasından hiç söz edilmemiştir.

İMO yönetiminin sorunu çözme değil, dergimizi mahkum etme amacıyla, bir sıkıyönetim savcısı mantığı ve diliyle, dergi yayın kurulu üyelerimizin bir kısmını sorgulamaya çalışarak yürüttüğü bu hukuk dışı soruşturma, Odalarda demokrasi anlayışının gerileye gerileye vardığı noktayı ve İvme Dergisi tarafından yürütülen “TMMOB’de Demokrasi İstiyoruz” kampanyasının haklılığını bir kez daha göstermiştir.

Bizler +İvme Dergisi olarak söylediğimiz tüm sözlerin virgülüne kadar arkasında olduğumuzu ve mücadelemizin dedikodularla, hakaretlerle, işten atmalarla, eli bıçaklı adamlarla yapılan linç girişimleriyle ya da soruşturma terörüyle son bulmayacağını buradan bir kez daha duyuruyoruz.

Gerçeklerin açıklanması ve adaletin yerini bulması için TMMOB önünde her Pazartesi tuttuğumuz demokrasi nöbetini haftada ikiye çıkarıyoruz. Hukuk dışı bir soruşturma üzerinden süren tasfiye politikasını protesto etmek üzere bundan böyle Salı günleri İMO önündeyiz.

İMO’da ve TMMOB’de DEMOKRASİ İSTİYORUZ.


Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME DERGİSİ