AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2010 Salı

TEKEL İşçilerini Ziyaret Ettik



TEKEL İşçilerini Ziyaret Ettik



27 Şubat 2010 tarihinde saat 10:00'da +İvme
Dergisi
bürosunun önünden başlattığımız yürüyüşü sloganlarımızla TEKEL
işçi
lerinin yanına kadar sürdürdük. 75 gündür başta soğuk olmak üzere
her türlü zorluğa rağmen direnişlerini sürdüren TEKEL işçileri bizi
slogan ve alkışlarla karşıladılar. +İvme Dergisi adına mimar Alev Şahin
işçilere seslenerek, mühendis-mimarlar olarak bizlerin de TEKEL
işçi
leri ve tüm emekçilerle aynı sınıftan olduğumuzu, onun için onların
mücadelesinin bizim de mücadelemiz olduğunu, İvme Dergisi yayın kurulu
üyeleri, okurları ve emekçileri olarak sonuna kadar yanlarında
olacağımızı söyledi. Daha sonra KESK'in saat 11:30'daki eylemine destek
olmak amacıyla Yüksel Caddesi'ne gittik. KESK kortejiyle birlikte
tekrar slogan ve alkışlarla TEKEL işçilerinin yanına döndük.


Yaptığımız destek yürüyüşünden sonra gruplar
halinde çadırlara dağılarak TEKEL işçileriyle söyleştik ve yaşadıkları
süreci, direnişlerini bir de onlardan dinledik. Her dinlediğimiz
işçide, her duyduğumuz sözde yaşadıkları sıkıntıları, her türlü zorluğa
rağmen onurla direnişlerini ve umudu duyumsadık. Son hafta sendikaların
aldığı kararların yarattığı hüznü, 4/C'ye başvurmak için son günlere
yaklaşıldığından işsiz kalma riskinin verdiği endişeyi de bu
söyleşilerde hissettik.


24 Şubat sabahı sarhoş bir cip sürücünün
arabasıyla çarpması sonucu yaşamını yitiren Hamdullah Uysal'ın ölümünün
yarattığı izleri gördük söyleşilerde, yüzlerde. Cenazesini alıp
çadırkentte bir anma gerçekleştirmek isteyen işçilere izin verilmemiş,
polis işçilere saldırmıştı. Cenaze kaçırılarak tehditlerle memleketine
götürülmüştü. Bunu protesto etmek için AKP Ankara il binasını işgal
eden 19 işçi de gözaltına alınmıştı. Haftasonunda yaşadığımız en
coşkulu olay gözaltına alınan bu arkadaşlarının serbest bırakılması ve
çadırkente gelmeleriyle herkesin toplanıp sloganlar atarak
arkadaşlarını karşılamalarıydı.


Bütün konuştuğumuz işçiler Salı gününe kadar
verilen süreden ve Danıştay'dan çıkmasını umutla bekledikleri olumlu
karardan söz ettiler (Haberi yazdığımız sırada Danıştay'dan
yürütmeyi durdurma kararının çıktığı duyuldu. Bizler de Tekel
işçi
lerinin sevincini paylaşıyoruz). Dolaştığımız her çadırda
düzenin gün geçtikçe yok ettiği paylaşımın ve yardımlaşmanın izlerini
gördük. Ellerindeki yemeği, meyveyi bizimle paylaşan işçiler kendi
yaşadıkları dönüşümü, hayata bakışlarının, düşüncelerinin nasıl
değiştiğini, sosyalistlere ilişkin önyargılarının nasıl kırıldığını da
sıkça anlatıyorlardı.


Gecesinde sabaha kadar işçilerle birlikte
söyleşerek, dolaşarak, dinleyerek ve öğrenerek geçirdiğimiz iki günün
ardından, özümseyerek ve görerek öğrendiğimiz herşeyi zihnimizde
taşıyarak, vedalaşıp ayrıldık işçilerin arasından.


Balıkesir'de Yine Maden Faciası



Balıkesir'in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'deki bir maden ocağında
metan patlaması meydana geldi. Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy'deki
maden ocağında meydana gelen metan yanmasında 17 işçi hayatını kaybetti.
6'sı ağır 18 yaralı var. 46 işçinin çalıştığı vardiya esnasında
meydana gelen patlamada, olay yerine uzak işçilerin zarar görmezken, ilk
etapta hastaneye kaldırılan 5 işçi hayatını kaybetti. Hayatını
kaybedenler arasında bir maden mühendisi de yer alıyor.


İlerleyen saatlerde maden ocağından 12 işçinin cesedi çıkarılırken,
6'sı ağır 18 kişinin yaralı olduğu, durumları ağır olan 6 işçinin İzmir
ve Bursa'daki hastanelere gönderildiği kaydedildi. Maden sahibi Erhan
Ortaköylü, ilk tespitlerinin metan patlaması olduğunu belirtirken,
müdahalenin kendi ekipleri tarafından yapıldığını belirtti. Ortaköylü,
"5 işçi hastanede hayatını kaybetti. 12 işçinin cesedine de ocakta
ulaşıldı. Toplam 17 kaybımız var. Şu anda bütün ocak temizlendi. İşletme
müdürüyle toplantı halindeyiz. Kesin olamamakla birlikte metan yanması
deniyor. Teknikçi arkadaşlardan bana gelen bilgiler, örnek ocaklardan
biri olduğumuz ve erken uyarı sisteminin çalışır halde olduğuydu. Bir
değerlendirme yapacağız. Hepimize geçmiş olsun. Kaybettiğimiz
arkadaşlarımızın ve bizim günahlarımızı Allah affetsin. Yaralı
arkadaşlar Balıkesir ve Dursunbey'deki hastanelerde tedavi altındalar.
Sağlıklı oldukları haberleri geliyor" şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan
da yaptığı açıklamada ocağın 20 gün önce denetlendiğini açıkladı.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanı Ömer Dinçer yaralı ziyaretinden
sonra yaptığı açıklamada bir yanlışlık olduğunu ve ölen madenci
sayısının 17 değil, 13 olduğunu söyledi. 4 kişinin durumunun kritik
olduğunu ve 2 kişinin hayati tehlikeyi atlatamamış olduğunu da belirtti.


Şen Madencilik Sanayici ve Ticaret A.Ş'ye (Şentaş Madencilik) ait
Odaköy'deki kömür ocağında, 1 Haziran 2006'da grizu patlaması
yaşanmıştı. Patlamada, 17 işçi hayatını kaybetmiş 7 işçi de
yaralanmıştı. Olaydan bir gün sonra Manisa'nın Soma ilçesindeki Ege
Linyit İşletmesi'nden gelen 5 kişilik bilirkişi heyetinin yaptığı
inceleme sonucunda, maden ocağında havalandırmanın yeterli olmadığı ve
patlamaya antigrizu özelliği taşımayan elektrik kablolarının neden
olduğu bildirilmişti.


Balıkesir'de meydana gelen ve 13 işçinin ölümüyle sonuçlanan
patlamanın meydana geldiği maden sahası ve çevredeki sağlık
kuruluşlarında yanılk ünitesinin bulunmadığının ortaya çıkması Maden
Mühendisleri Odası Genel Başkanı Mehmet Torun ile AKP Balıkesir
Milletvekili Cemal Öztaylan arasında tartışma yarattı.

Maden çeverisindeki hastanelerde yanık ünitesinin bulunmadığını
açıklayan Torun'a Öztaylan bir TV kanalında şu şekilde cevap verdi:

“'Yanık merkezi ve uzman doktor bile yok' eleştirisini abesle iştigal
olarak değerlendiriyorum. Balıkesir ve Bursa'da bile yokken Dursunbey'de
olmasını beklemesinler. Topladıkları aidatla lütfen oraya bir yanık
merkezi kursunlar, biz de onların ellerini ayaklarını öpelim”

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun Öztaylanın sözlerine
şu şekilde cevap verdi:

“Duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Bu çok talihsiz, çok yaralayıcı bir
açıklama. Bir milletvekiline yakıştıramadım. Böyle bir zamanda bir
vekille şahsi polemiğe girmek istemiyorum ama bu da söylenecek laf
değil. İçimiz yanıyor, canımız yanıyor. Kimse böyle laflar edip
vicdanları kanatmasın. Dünyanın her yerinde böylesi bir kömür havzasında
tam teşekkülü hastaneler vardır. Ben sadece bunu hatırlattım. Öyle ki
birçok madenci arkadaşımız da hastanelerde can verdi, birçoğu da yaşamla
pençeleşiyor. Bu üniteleri devlet değil de meslek odaları mı yapacak?”


2007'de Odaköy'deki maden kazaları ile ilgili açıklama yapan maden-iş
sendikası başkanı, Odaköyde 5 maden bulunduğunu ve bu madenlerin
tamamının Ertan Ortaköylü'ye ait olduğunu belirtmişti. 24 Şubat 2007'de
meydana gelen kazada 3 işçinin daha ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili
Maden-İş sendikasının yaptığı açıklama şöyleydi: ''Erhan Ortaköylü'ye
ait olan ve taşeronlar eliyle işletilen bu maden ocaklarında bini aşkın
maden işçisi, her türlü denetim ve gözetimden uzak, her türlü işçi
sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden yoksun, insanlık dışı koşullarda
ölüm riskiyle yüzyüze çalıştırılmaktadır. Bu ocaklarda, en küçük işçi
sağlığı ve iş güvenliği önlemine bile maliyet unsuru olarak bakılmakta
ve ocaklar 21. yüzyılda, ortaçağ ilkelliğinde işletilmektedir. Maden
ocaklarını ortaçağ ilkelliğinde, derebeyi gibi işletmeye alışmış olan
sahaların sahibi Ertan Ortaköylü ve taşeronları işçilerin Anayasal
haklarını, işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili tüzük ve yönetmelikleri
deyim yerindeyse hiçe saymaktadır. İşveren kendisi "işçilerle
helalleşerek ocağa indirdiğini" söylüyor. Kendisi de bir anlamda ocağın
ölüm ocağı olduğunu kabul ediyor. Bu ocakların düzenli bir biçimde
denetlenmesi gerekiyor. Bu ocaklar ilgili yasa ve tüzüklere uygun
biçimde denetleniyor olsa, mevcut koşullarda üretim yaptırılmamaları
gerekir. Ne yazık ki, denetlenmiyorlar. Mevcut müfettiş sayısı ve işyeri
sayısı gözönüne alındığında, bir işyerine denetim elemanı 10 yılda bir
geliyor. Tabii ki, insan hayatını hiçe sayan, en küçük bir önlemi bile
maliyet unsuru gören Odaköy maden ocaklarındaki gibi işverenler de bu
nedenle, yasaların, tüzüklerin gereklerini hiçbir zaman uygulamıyor.
Maden ocakları iş riski , toplu ölümlere yol açan iş kazası riski en
yüksek işyerleridir. Bu işyerlerinin sürekli denetim ve gözetim altında
olması gerekir. Bu işyerlerinin sendikalaşması sağlıklı, güvenli iş
ortamlarının oluşmasını sağlayacak sürekli denetim için en etkili
yoldur.'' demişti.


2006'da ki kazadan sonra açıklama yapan Maden Mühendisleri Odası
yetkilileri yaptıkları inceleme sonucu şu sonuçlara varmışlardı:


Ocakta havalandırmanın yetersiz olduğuYapılan bakanlık denetiminden sonra eksikliklerin giderilmediği ve
bakanlık yetkililerinin bunu kontrol etmediğiDeneyimsiz ve eğitimsiz personelin istihdam edildikleri

İvme Dergisi

11 Ocak 2010 Pazartesi

İvme İstanbul'da Gerçekleştirdiği Basın Açıklamasıyla "TMMOB'yi Savunalım" Kampanyası Başlattı

Devlet Denetleme Kurulu'nun Mesleki Demokratik Kitle örgütlerine yönelik saldırıları İstanbul'da protesto edildi. İvme Dergisi tarafından Taksim Tramvay Durağı'nda gerçekleştirilen açıklamada “Siyasal iktidar, bu raporla Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi tasfiye etmeyi amaçlamakta; sistemin ihtiyaçları ve tekellerin çıkarları doğrultusunda odaları dönüştürmeyi hedeflemektedir” denilirken İvme Dergisi olarak “TMMOB'yi Savunalım” başlıklı bir kampanya başlatıldığı ifade edildi. TMMOB'deki tüm ilerici, devrimci, demokrat, yurtsever kesimlerin bu kampanyayı birlikte örgütlemeye davet edildiği açıklamaya 32 mühendis, mimar katıldı.

“Siyasal İktidar Saldırıyor, TMMOB'yi Savunalım” pankartının taşındığı açıklamada, “TMMOB Biziz”, “Örgütlü Birey, Örgütlü Toplum”, “DDK Raporu TMMOB'yi Tasfiye Raporudur” yazılı dövizler taşınırken, “Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız”, “Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek”, “Kurtuluş Yok Tek Başına”, “Ya Hep Beraber ya Hiçbirimiz”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz”, “AKP TMMOB'den Elini Çek” sloganları atıldı.

Açıklamada okunan metin aşağıdadır:

"Siyasal İktidar Saldırıyor
TMMOB'yi Savunalım!

Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu (DDK), 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB'nin de bulunduğu meslek örgütlerinin "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi” gerekçesiyle incelenmesine karar verildiğini TMMOB'ye iletmiştir.

28 Eylül 2009 tarihinde ise bununla ilgili bir rapor DDK tarafından yayınlanmıştır. Ekiyle birlikte 1861 sayfa tutan bu raporun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporda meslek örgütleri şeffaf olmamakla suçlanmış, birçok eleştiri yapılmıştır. Mesleki demokratik kitle örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması tam da 12 Eylül'ün kurumuna ve AKP'ye yakışan bir tarzdır.

Rapor AKP'nin Raporudur
DDK'nın kurulduğundan beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP'nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir. AKP iktidarı, ABD ve İsrail'in Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu yanıyla DDK raporu AKP'nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.

Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?
16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye'deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun nesnel ölçütlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir
İktidar temsilcileri bugüne kadar birçok konuşmalarında meslek odalarını ideolojik davranmakla, siyaset yapmakla suçlamıştır, bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda yer alan birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ'lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.

TMMOB'nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK'nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK'nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.

AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.
Bilindiği gibi TMMOB'nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa'nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. AKP, meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda özellikle vurgulanan önemli bir nokta şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…

AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır
DDK raporu TMMOB'nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır. Ama bu gerçeklikleri ortaya koyarkenki amacı örgütü yok etmek veya kontrol altına almaktır. AKP'nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP'nin kendisi antidemokratiktir. AKP'nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır.

Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir
İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP'li bakanları Onur Kurulu'na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.

AKP'nin meslek örgütlerimize yönelik bu saldırısına karşı İvme Dergisi olarak “TMMOB'yi Savunalım” başlıklı bir kampanya başlatıyoruz. TMMOB'deki tüm ilerici, devrimci, demokrat, yurtsever kesimleri bu kampanyayı birlikte örgütlemeye davet ediyoruz.

AKP Saldırganlığına Son
Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

Tekel İşçileri: "Ölmek Var, Dönmek Yok"



Özelleştirme sebebiyle 1 Şubat 2010'da işsiz kalacak 12 bin Tekel işçisi, AKP hükümetinin kendilerine dayattığı 4/C kölelik statüsüne karşı direnişlerine devam etmektedir.

Bilindiği gibi Tekel'de ilk özelleştirme 2003 yılında Alkollü İçkiler biriminde yapılmış, ihale Nurol-Özaaltın-Tütsab-Limak ortak girişim grubuna 292 milyon dolara peşkeş çekilmiştir. Adı geçen grup sonradan konsorsiyum kurarak şirketi MEY A.Ş.'ye devretmiştir. Tekelin sigara birimi ise 2003 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki kere özelleştirilmeye çalışılmış, gerek tekliflerin yetersizliği gerekse de teklif, alamama yüzünden ihale sonuçlandırılmamıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 22 Şubat 2008 yılında yapılan 3. özelleştirme girişiminde 1 700 000 000 (bir milyar yedi yüz milyon) dolarla en yüksek teklifi veren BAT firması ihaleyi kazanmış, karar 24 Nisan 2008 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak onaylanmış ve Tekel tamamen özelleştirilmiştir.

Bu sürecin başlangıcında 30124 olan işçi sayısı günümüze gelindiğinde 12 binlere gerilemiştir. 2003 yılından beri işleyen bu özelleştirme sürecini görmezden gelen, başını kuma gömen sendikalar ise iş işten geçmek üzereyken ve işçilerinin zoruyla tepki örgütlemeye çalışmaktadır. Öyle ki, bir yandan Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit AmaçTEKEL işçisi birliğini ve bütünlüğünü sağladı, özelleştirmeye karşı aynı inanç ve kararlılıkla mücadeleyi sürdürecek. Biz 'sonuç alana kadar kalacağız' demedik. Eksi 15 derecede 6 bin insanı telef etmeye hakkımız yok. Geliş nedenimiz ÖİB önünde sonuç açıklanınca tepkimizi koyup dönmekti. İnsanların sağlıklarını bozmaya kimsenin hakkı yok. İnsanların sağlığını bozmaması, çocuklarına kavuşması bizim görevimiz'' diyerek, bir yandan da Tek Gıda-İş Genel Başkanı Türkel, Başbakan Erdoğan'a "Siz bu ülkede yönetme erkine sahipsiniz. Kurt kuzuyu kaparsa bunun vebali omuzlarınızdadır. Çünkü siz halifesiniz, siz yöneticisiniz. Şimdi onbinlerce TEKEL işçisinin vebali, çocuklarının geleceği sizin iki dudağınızın arasında. İktidar partisi olarak sizden rica ediyoruz. Hırsla kalkmak, zalim olmak size yakışmaz. Biz sizin Allah korkusu içinde yaşadığınızı biliyoruz. Ve sizden bir kez daha rica ediyoruz. Bizi bu karda kışta bugün, yarın, öbür gün, daha sonraki gün ölümüz çıkana kadar burada bekletmeyin. TEKEL işçisi hep yasalardan yana saygılı olmuştur.” diyerek sendikal mücadele anlayışlarının ne olduğunu göstermişlerdir.

Kötü hava koşullarına, işçilerin kararlılığı ve baskısıyla harekete geçmek zorunda kalan bir sendikaya, polisin vahşice saldırılarına, açlığa, yokluğa, barınaksızlığa ve hatta direniş sürecinde yaşanan ölüme rağmen 15 Aralık'ta değişik illerden Ankara'ya gelen Tekel işçileri ise, mücadelede kararlı olduklarını açlık grevi başlatarak, tüm Tekel işçilerinin katılımını sağlayarak ve sonuç alıncaya kadar Ankara'da kalma kararı alarak göstermiştir.

Biz İvme Dergisi olarak buradan Tekel işçilerinin özlük haklarının korunması ve kamusal alanda istihdam edilmeleri talebinin sonuna kadar destekçisi olacağımızı ilan ediyor, mesleki demokratik kitle örgütü olan TMMOB'yi bu süreçte işçilerin mücadelesine aktif destek veren bir konumda görmek istiyoruz.

TEKEL İŞÇİSİ YALNIZ DEĞİLDİR”

Gülcan Kırca: "TMMOB, Bu Yönetimle Saldırıları Püskürtemez"

İvme Dergisi Yayın Kurulu üyesi Gülcan Kırca ile Yürüyüş Dergisi'nin yaptığı röportajı yayınlıyoruz:



Devrimci Demokrat Mühendisler:
TMMOB, Bu Yönetimle Saldırıları Püskürtemez

TMMOB'da statükoculuğa karşı mücadele devam edecek!
• Şimdilik şunu söyleyebiliriz; artık devrimcilerin varlığını
kabul etmek zorunda kaldılar.

Gülcan Kırca (Makina Mühendisi, İvme Dergisi Yayın Kurulu Üyesi)

İktidarın tasfiye sürecine karşı mücadeleyi şu anki yönetim zihniyeti sürdüremez. Bu mücadeleyi bu örgütlenmenin tabanının oluşturan devrimci demokrat mühendisler sürdürebilir.

Yürüyüş: Bazı odalarda, saldırılarla birlikte, devrimci demokrat mühendisleri toplantılara almama, onlara söz hakkı vermeme gibi bir tavır gelişmişti; şu anda sorun ne aşamadadır? Tavırları sürüyor mu?

Bildiğimiz kadarıyla 4 Kasım'daki inşaat mühendisleri odaküçük kuruluna, keza 6 Aralıkta yapılan TMMOB Danışma Kurulu toplantısına İvme okuru mühendisler katıldılar, konuşmalar yaptılar. Bu neyin sonucu oldu?

Gülcan Kırca: TMMOB'deki etkin yönetim anlayışı esasen devrimci demokrat mühendisleri odalarda istemiyor. Bunun sebebi devrimcilerin varlığının yıllarca geliştirdikleri statükolarını bozmasıdır. Bu konudaki düşüncelerinde genel olarak bir değişiklik yok.

Bir önceki Danışma Kurulu'nda -10 Ekim- kürsüden İvme'ye yönelik hakaretler edilmiş, söz talep edildiğinde ise TMMOB'nin demokratik usulleri de yok sayılarak söz hakkı vermeme tavrı geliştirilmişti. 10 Ekim'deki bu Danışma Kurulu'na İvme üyeleri yaklaşık 70 kişilik bir katılım sağlamış ve hakaretlere demokratik yöntemlerle müdahale etmiş, söz haklarından geri adım atmamışlardı. Divan ise devrimci mühendislere söz hakkı vermemek için Danışma Kurulu'nu iptal etmişti.

Ancak 6 Aralık'ta gerçekleştirilen TMMOB Danışma Kurulu'ndan yola çıkarak şunları söyleyebiliriz; artık devrimcilerin varlığını kabul etmek zorunda kaldılar. 6 Aralık'taki Kurul'da gerek divan, gerekse etkin yönetim anlayışından konuşmacılar sözlerini süzgeçten geçirmişlerdi. Yine kitlesel bir katılım sağlayan İvme'ye ve devrimcilere dönük neredeyse tek bir söz bile söyleyemediler. İsteyen her İvme üyesine söz verildi. İvmecilerin dışında da birçok kişi kürsüden statükocu yönetim anlayışını eleştirdi. Bizim örgütlü tavrımız bir yandan etkin yönetim anlayışının maskesini düşürürken, öte yandan çeşitli eleştirileri olan ancak bu zamana kadar söz alamamış kişi veya kesimlerin de önünü açtı.

Geneldeki bu tabloya rağmen İMO'da yönetim aynı davranışlarını arttırarak sürdürüyor. 4 Kasım'daki İMO Ankara Şubesi Küçük Kurulu'nda içlerinde İvmecilerin de olduğu devrimci demokrat mühendisleri kurula sokmamak için özel güvenlik tutulmuştu. Ancak ısrarcılığımız ve örgütlülüğümüz sonucu Kurul toplantısına girdik ve konuşmalar yaptık. Aralık ayındaki Küçük Kurul'da ise toplantıya katılmadaki ısrarımızın sonucu olarak Küçük Kurul'u iptal ettiler.

Şu an TMMOB'de seçim sürecine girildi. Etkin yönetim anlayışı, temel tehlike olarak iktidar veya emperyalizm değil bizleri görüyorlar. Statükocu yönetim iktidarın TM-MOB'nin de içinde bulunduğu mesleki demokratik kitle örgütlerini tasfiyesinin ilk adımı olan Devlet Denetleme Kurulu raporuna karşı somut bir şey yapmıyor. Öte yandan İvmecileri oda yönetimlerine sokmayacaklarını çeşitli odalarda beyan ediyorlar. Yani tasfiye çabası oda seçimleriyle farklı bir şekil alıyor. Ancak yönetimlerde bulunulsun veya bulunulmasın emekçi mühendis, mimarların hak ve özgürlük mücadelesini büyüteceğimizi biliyoruz.

Yürüyüş: İMO'da 2 devrimci mühendise belli sürelerle meslekten men cezası verilmişti. Bu konudaki hukuki durum nedir? Cezalar uygulanacak mı, itiraz edildi mi?

Kırca: İMO Onur Kurulu tarafından 11 Hazirandaki olaylar gerekçe gösterilerek bir arkadaşımıza 15 gün, bir diğerine 6 ay meslekten men cezası verildi. Verilen cezanın hiçbir hukukiliği yoktur. İMO yönetimi, bu konuda yürüttüğü "soruşturma" yla, gericilik konusunda siyasi iktidarlarla yarışırcasına, en temel hak olan düşünce ve ifade özgürlüğünü bile tanımadığını göstermiştir. Soruşturma genel hukuk normlarına da aykırıdır. Zira olaya tanık olan arkadaşlarımız bile dinlenmemiştir. Soruşturma TMMOB'un iç hukukuna da aykırıdır. Tüm bunlardan çıkan sonuç bunun açık bir siyasi karar, aynı zamanda genel tasfiye politikalarının bir adımı olduğudur. Cezalara karşı şu anda TMMOB'nin iç hukuku işletilerek itirazlarımızı yaptık. Ceza kesinleşmeden uygulama şansları da yok.

Bu konuda şunu da belirtmek gerekir. TMMOB 40. Dönem Genel Kurulu'nda mühendis olan AKP'li bakanların Onur Kurulu'na verilmesi kabul edilmişti. Bakanları bu kararına rağmen Onur Kurulu'na vermeyip devrimci mühendisleri cezalandırmaya çalışmaları, etkin yönetimin "önceliklerini" göstermektedir.

Yürüyüş: TMMOB'deki yasakçı tutuma ve anti-demokratik zihniyete karşı mücadeleniz sürecek mi?

Kırca: İvme'nin "TMMOB'de Demokrasi" başlıklı 8. sayısında bir yazı yazmıştık. "Üretmek tüketmek ve tükenmek" başlıklı bu yazıda TMMOB'nin ve aslında birçok DKÖ'nün durumuna dair bir değerlendirme vardı. Bu yazıda 70'li yıllarda üreten bir TMMOB' 80'li yıllarda üretmeden geçmişteki değerlerini tüketen bir TMMOB ve artık 2000'li yıllara geldiğimizde tükenen bir TMMOB olduğu gözler önüne serilmişti. Birçok kişi veya çevre bu tükenişi görmesine rağmen müdahale etmiyor veya edemiyor. Aslında en kötüsü de bu duymuyorum, görmüyorum, susuyorum, hiçbir şekilde tartışmıyorum ve tartıştırmıyorum tavrıdır.

Buna karşılık TMMOB'un mücadeleci geçmişinin tüketilmesi karşısında susanlar, yönetimlerde alacakları bir iki koltuk karşılığı tükenişi görmezden gelenler de bu tükenişte pay sahibidir.

Biliyoruz ki iktidar TMMOB'ye ve mesleki demokratik kitle örgütlerine saldırıyor. Böyle bir saldırıda en önde mücadele edecek olan da biziz. Hem TMMOB'un yeniden emekten ve halktan yana bir örgüt olmasında hem iktidarın saldırılarının püskürtülmesinde ve mühendislerin mimarların hak ve özgürlüklerinin savunulmasında, örgütlenmesinde en önde bizler olacağız. Devrimci demokrat mühendisler olarak bunun bilinci ile şimdiye kadar sürdürdüğümüz mücadeleyi arttırarak sürdüreceğiz.

Yürüyüş: Saldırılara, polis zoru ile engellenmeye, siyaset yasakçılığına, kurullara alınmak istenmemenize karşı tabanda nasıl bir yaklaşım var?

Kırca: İvme'nin yürüttüğü "TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz" kampanyası ve özellikle 15 hafta boyunca TMMOB'un önünde tutulan demokrasi nöbeti ile yönetime hakim olan bu tutum ve zihniyet üyelere teşhir edilmiştir. Sesimizi duyurabildiğimiz üyelerden, yapılan uygulamalara tepki gösteren üyeler var. Ayrıca İvme çalışması, çeşitli odalardaki anti-demokratik uygulamalardan nasibini almış, haksızlığa uğramış birçok üyenin de sorunlarını paylaştığı, birlikte nasıl mücadele edebileceğimizi tartıştığımız bir odak noktası haline geldi.

Tabanda bu konuda kıpırdanmalar var. Bunun en belirgin örneğini de TMMOB'un 30 yıl sonra üyelerinin talebi sonucunda düzenlemek zorunda kaldığı Ücretli ve İşsiz Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Kurultayı'nda yaşadık. Üyelerinin % 80'ini oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarların sorunlarını tartışması ve çözümler üretmesi açısından çok önemli olan bu kurultayda; üyelerinin savunduğu düşüncelerden, kürsüden konuşmasından korkar hale gelen TMMOB ve oda yöneticilerinden birçoğu, kurultayı önce engellemeye çalışmış, sonrasında "biz sizin adınıza en iyi kararları alıyoruz, size gerek yok" diyerek kurultayı terk etmişlerdir. 1200'ü aşkın kişinin katıldığı kurultay resmen üyenin inisiyatifi ile sürdürülüp başarılı şekilde sonlandırılmış, TMMOB başkanı ve oda yöneticilerinin tavırları üyeler tarafından mahkum edilmiştir. Durumun bu noktaya gelmesinde elbette ki İvme'nin payı büyüktür.

Yürüyüş: Bu konudaki gelişmelere ilişkin ayrıca sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kırca: TMMOB ve çeşitli DKÖ'lere yönelik şu dönemde Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) yayınladığı bir rapor vardır. Rapor incelendiğinde, mesleki demokratik kitle örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK raporu bu operasyonun ilk adımıdır. Bu operasyonla 12 Eylül'de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir. Bu rapora karşı mevcut yönetimin sergilediği tavır ise içler acısıdır. Etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konu geçiştirilmiştir. Bizler devrimci demokrat mühendisler olarak kendi örgütlülüğümüze sahip çıkma noktasında gerekli mücadeleyi her koşulda sürdüreceğiz. İktidarın tasfiye sürecine karşı mücadeleyi şu anki yönetim zihniyeti sürdüremez. Bu mücadeleyi, bu örgütlenmenin tabanını oluşturan devrimci demokrat mühendisler sürdürebilir. Bizler önümüzdeki sürecin bu tasfiye hareketine karşı bir örgütlenme süreci olması gerektiğinin bilinciyle, bu saldırıya karşı başlattığımız kampanya ile mücadelemize devam edeceğiz

Basın Açıklamasına Çağrı: TMMOB'yi Savunalım




Siyasal İktidar Saldırıyor
TMMOB'Yİ SAVUNALIM

28 Eylül 2009 tarihinde Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından, içerisinde TMMOB'nin de bulunduğu Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları ile ilgili bir rapor yayınlanmıştır.

Ekleriyle birlikte 1861 sayfalık bu rapor, meslek örgütlerinin ülke ve dünya gündemi ile ilgili politika üretmelerinin ve anayasal yetkilerinin tehlike olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Siyasal iktidar, bu raporla Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi tasfiye etmeyi amaçlamakta; sistemin ihtiyaçları ve tekellerin çıkarları doğrultusunda odaları dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Siyasal iktidarın TMMOB'ye ve mesleki demokratik kitle örgütlerine yönelik bu saldırısına karşı devrimci demokrat mühendis, mimarlar olarak düzenleyeceğimiz basın açıklamasına tüm halkımız davetlidir.

Yer: Taksim Tramvay Durağı / İstanbul

Tarih: 09 Ocak 2010 Cumartesi

Saat: 13.00
Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

8 Aralık 2009 Salı

"AKP Elini TMMOB'den Çek" Basın Açıklaması Yapıldı

5 Aralık Cumartesi günü Ankara Yüksel Caddesi'nde Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'nin de içinde yer aldığı mesleki demokratik kitle örgütleri hakkındaki raporu yapılan basın açıklamasıyla protesto edildi. Saat 12.30'da başlayan açıklamaya yaklaşık 40 mühendis, mimar ve şehir plancısı katıldı. "Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız", "AKP Elini TMMOB'den Çek", "Yaşasın TMMOB Örgütlülüğümüz", "AKP Saldırganlığına Son" sloganlarının atıldığı açıklamada raporun mesleki demokratik kitle örgütlerinin tasfiyesinin ilk adımı olduğu belirtilirken buna karşı tek yolun mücadele olduğunun altı çizildi.

Basın açıklaması metnine sitemizden erişebilirsiniz.

Açıklama No. 33: AKP Elini TMMOB'den Çek

AKP ELİNİ TMMOB’DEN ÇEK

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu, 22 Mayıs 2008 tarih ve 107 sayılı yazısıyla içlerinde TMMOB’nin de bulunduğu meslek örgütlerinin incelenmesine karar verildiğini TMMOB’ye iletmiştir. İlgili yazıda, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının daha iyi ve etkin bir şekilde hizmetlerinin yürütülmesi”, inceleme gerekçesi olarak sunulmuştur. Gelir-gider durumundan muhasebe sistemine, personel istihdamından üye kayıt işlemlerine, çalışma raporlarından genel kurul tutanaklarına kadar birçok bilgi incelenmek üzere çeşitli zamanlarda Kurul’a gönderilmiştir.

Nihayet 28 Eylül 2009 tarihinde "Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları‘nın Teşkilat ve Mali Yapıları, Denetimleri, Organlarının Seçimlerine Dair Esasların Değerlendirilmesi ile Bunların Etkin ve Verimli Şekilde Hizmet Yürütmelerinin ve Geliştirilmelerinin Sağlanması Amacıyla Alınması Gereken Tedbirler" başlıklı bir rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından yayınlanmıştır.

Raporun Gizli Tutulması Demokratik Değildir

Eki ile beraber toplam 1861 sayfa olan DDK Raporunun 41 sayfalık özeti 16 Ekim 2009 tarihinde ise kamuoyu ile paylaşılmıştır. Raporun tamamı çeşitli yazışmalarla Kurul’dan istenmesine rağmen, “Araştırma ve inceleme kapsamındaki kurum ve kuruluşlarla ilgili gizlilik dereceli bilgi ve değerlendirmelerin bulunması” şeklinde gerekçelendirerek bu talebin reddedilmesi açık bir hukuksuzluktur.

Raporun özetinde meslek örgütlerini şeffaf olmamakla suçlayıp ardından içinde birçok eleştiriyi barındıran ve bu eleştiriler referans alınarak meslek örgütlerine ilişkin köklü değişiklikler öneren bir raporu, ilgili meslek örgütleri ile ve kamuoyu ile paylaşmamanın kendisi şeffaf olmamaktır. Meslek örgütü yöneticilerinin ve üyelerinin görüşlerini dahi almadan bir rapor hazırlanması ve yukarıdan dikte edilmesi tam da bir 12 Eylül kurumuna yakışandır, nitekim Devlet Denetleme Kurulu da aynen böyle yapmıştır.

Rapor AKP’nin Raporudur

Devlet Denetleme Kurulu 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından kurulan ve 1982 Anayasası’nın 108. maddesine göre de kamu kurumları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sendikalara yönelik inceleme, araştırma ve denetleme yapmakla görevlendirilmiş, cumhurbaşkanlığına bağlı bir kuruldur.

DDK’nın kuruluş yılı olan 1981’den beri kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerini inceleme ve denetleme yetkisi olmasına rağmen bu yetkisini ilk kez şu an kullanıyor olması önemlidir. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından itibaren birçok kurum ve kuruluşa müdahalelerde bulunması, bu kurumlarda kadrolaşmalar yapması, DDK incelemesi ile birlikte düşünülmelidir.

AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu projesi kapsamında en önemli müttefiki olmasından aldığı güçle bir yandan devlet içinde kendisinden olmayan unsurları tasfiye etmeye çalışırken öte yandan toplumsal muhalefetin her kesimine yönelik baskı altına alma ve sindirme politikası gütmektedir. Amacı ülkemizi karşıt sesin çıkmadığı bir dikensiz gül bahçesine çevirmektir. Bu doğrultuda Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizin genel kurullarında kendi yandaşı olan gruplarla seçimlere müdahale etmeye çalışmış, bunda genel olarak başarı olamadığı noktada da açıktan bir müdahalede bulunmaktan çekinmemiştir. Bu yanıyla DDK raporu AKP’nin odalarımıza yönelik başlatacağı saldırının ilk adımıdır.

Rapordaki Tespitler Nelerdir? AKP Nelerden Rahatsız Olmaktadır?

16 Ekim 2009 tarihinde açıklanan DKK raporu özeti incelendiğinde göze çarpan en somut şey, incelenen Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütlerine ilişkin neredeyse en küçük bir olumlu cümle bulunmamasıdır. Birçok eksiği ve zaafına rağmen yıllardır Türkiye’deki toplumsal mücadelenin en önemli bileşenlerinden olan bu kurumlarla ilgili böyle bir yaklaşım bile bu raporun objektif kriterlerden uzak, ısmarlama bir rapor olduğunun başlı başına kanıtıdır. Rapor özeti, iktidarın meslek örgütlerinden hangi konularda rahatsız olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

-AKP Meslek Örgütlerimizin Siyaset Yapmasını İstememektedir

Tayyip Erdoğan, 30 Kasım 2009'daki AKP İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanışında yaptığı konuşmasında “Hemen Danıştay'a dava açarlar, bilmem nereye dava açarlar. Bunlar yapılmasın derler. (…) Yapılacak olan birçok şeyi şu anda yapamıyorsak inanın bu odalar sebebiyle yapamıyoruz. Bunu da burada halkımın özellikle duymasını istiyorum. Yapamıyoruz. İstemiyorlar. Çünkü halka çok uzaklar ve her şeye yaklaşımları ideolojik.”demiştir. Erdoğan’ın birçok beyanatında da benzeri cümleler bulunmaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın bu bakış açısı DDK raporunun da en belirleyici yanıdır. Raporda geçen “Devletin idari ve mali denetim yetkisinin merkezi idare kuruluşlarınca öngörüldüğü şekliyle kullanılmaması ve meslek kuruluşlarının da kendilerine tanınan idari ve mali özerkliği sınırsız bir bağımsızlık olarak algılayarak ideolojik/politik organizasyonlar gibi hareket etmeleri kamuoyu ve meslek mensupları tarafından da eleştirilmektedir.” gibi birçok ifade bugün toplumsal mücadeleyi yükseltme noktasında bizim de çokça eleştirdiğimiz TMMOB vb diğer DKÖ’lerin mevcut duruşlarından bile ne kadar rahatsız olunduğunu göstermektedir.

TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütleri elbette ki siyaset yapmaktadır. İnsanlığın, ülkenin, halkın, meslektaşın çıkarını savunmak siyasetin kendisidir. Öte yandan emperyalizmin, tekellerin çıkarlarını savunmak da siyaset yapmaktır. Bu yanıyla Meslek örgütlerini “ideolojik/politik” olmakla suçlayan DDK’nın kendisi ideolojiktir, siyaset yapmaktadır. DDK’nın yapmış olduğu siyasetin emekten ve halktan yana olmadığı da açıktır.

- AKP, Meslek Örgütlerinin Anayasal Yetkilerinden Rahatsız Olmaktadır.

Bilindiği gibi TMMOB’nin de içinde yer aldığı 18 meslek kuruluşu/üst kuruluşu Anayasa’nın 135. maddesine göre, Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanmaktadır. Bu gibi yapılanmaların örnekleri farklı ülkelerde de mevcut olmasına ve bu gerçek raporda da belirtilmesine rağmen Kurul –siz AKP düşünün- meslek örgütlerine Anayasa tarafından tanınan yetkilerden ciddi olarak rahatsız olmaktadır. Raporda geçen “Mevcut yapılanmada en önemli sorun, bu kuruluşların ne kamu kurumu veya kuruluşu olarak tam anlamıyla kamu hukuku kurallarına tabi bir idare teşkilatı, ne de dernek veya sendika tipi örgütler gibi sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırılmış olmasından, yani hukuki niteliklerinin ve idare teşkilatı içindeki yerlerinin “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu” şeklinde mahiyeti belirsiz ve muğlak bir şekilde tanımlanması ve kamu kurumu veya kuruluşu olmadıkları halde, bunlara kamu tüzel kişiliği tanınmasından doğmaktadır.” tespiti AKP’nin müdahale etmeyi hedeflediği ana noktayı da işaret etmektedir.

Bir taraftan “kamusal tipteki örgütlenme modelinin meslek kuruluşlarının, meslek ve meslek mensuplarına yönelik işlev ve görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engellediği” eleştirisi ile ilgili örgütlerin kamusal yetkileri hedefe koyulurken, öte yandan “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarında görev alan, bu kuruluşların yönetimlerini üstlenen kişilerin kendilerini devletten tamamen bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi birer sivil toplum kuruluşu olarak nitelendirmeleri” eleştirisinin yapılması bir paradoks değildir. Söylenmek istenen aslında şudur: Meslek örgütleri kamu kurumu gibi de demokratik kitle örgütü gibi de davranmasın. Başka bir deyişle ya iktidarın güdümünde olsun yada yok olsun…

- AKP Meslek Örgütlerini Ticari Kuruluşlar Olarak Tanımlamakta, Gelirlerine Göz Dikmektedir

DDK Raporunda sadece 2008 yılındaki gelirlerinin iki milyar TL’yi, geçtiği bu rakamın kurumların tüm mal varlıklarını kapsamadığı ifade edilmekte, “Meslek kuruluşlarının gerek yıllık gelirleri ve bilançolarında yer alan aktif kıymetlerin ulaştığı düzeyler gerekse yürüttükleri hizmet ve faaliyetler, söz konusu kuruluşların meslek kuruluşu olmanın yanında ciddi bir ekonomik/ticari organizasyon/birim haline de geldiklerini göstermektedir.” söylenmektedir.

Başlangıçta meslek örgütlerindeki ticarileşmeyi eleştiriyormuş gibi görünen bu ifadeler raporun izleyen bölümlerinde tam tersi bir durum almaktadır. “Oluşan gelir fazlalarının değerlendirilmesini teminen söz konusu fazlalıkların gerek vergilenmesi gerekse zorunlu olarak çeşitli bilimsel ve toplumsal amaçlara (üniversite kurulması, mevcut üniversitelere desteklemelerde bulunulması ve kamuya yararlı dernek ve vakıflara katkı sağlanması gibi) tahsisine ve/veya meslekle ilgili kamusal ihtiyaçların karşılanmasına ayrılmasına yönelik düzenlemeler yapılması” önerisi ile bir yandan bu kurumlar kar eden ticari bir şirket kabul edilmekte, öte yandan devletin yapması gereken kamusal harcamalar meslek örgütlerine yaptırılarak bir taşla iki kuş vurulmak istenmektedir. Elde edilen gelir ise her zaman olduğu gibi tekellere kaynak olarak sunulmak istenmektedir.

AKP, Meslek Örgütlerindeki Kimi Eksiklik ve Zaafları, Kendi Müdahalesini Meşrulaştırmak için Argüman olarak Kullanmaktadır

Devlet Denetleme Kurulu raporunda “Meslek kuruluşlarının/üst kuruluşlarının birçoğunda eşitlik, katılımcılık, çoğulculuk, hizmet odaklı yönetim, hesap verebilirlik, şeffaflık gibi gelişmiş demokrasi uygulamalarının temel değerlerinin uygulanabildiğini söylemek mümkün bulunmamaktadır. Merkeziyetçi ve katı yönetim anlayışları, üyeler, devlet ve diğer sosyal kesimler ile olan ilişkilerdeki olumsuz yaklaşımlar, kamusal veya parasal güç elde etme konusundaki baskın eğilimler, tahsisli kaynakların amaç dışı kullanımı, yürütülecek etkinliklerin belirlenmesindeki odak kaybı gibi sorunlar da meslek kuruluşlarının işlevselliğini sınırlamaktadır. Örgüt içi demokrasinin sağlanamaması, katılım kanallarının tıkanması, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim tarzının geliştirilememesi gibi nedenlerle üyeler ve üyelerinin talep ve beklentilerinden soyutlanan örgütlerin işlevlerini gerçek anlamda yerine getirebilmeleri mümkün gözükmemektedir.” gibi ifadelerle TMMOB’nin de içinde yer aldığı Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizdeki bazı gerçeklikleri ortaya koymaktadır.

İvme Dergisi olarak birçok kez TMMOB’nin içinde bulunduğu duruma dair değerlendirmeler yaptık. Bu değerlendirmelerimizde, örgüt içi demokrasi sorunundan, örgütün ticarileştirilmesi sorununa, örgüt-üye ilişkilerinden bürokratizme, mücadele perspektifinden kolektivizm soruna kadar birçok konuya değindik, eleştirilerde bulunduk. Bunların tamamında amacımız, ancak ve ancak devrimci demokrat geleneklere sahip çıkılarak mevcut zaaflardan sıyrılabileceği gerçeğinden hareketle, örgütümüzün daha ileri bir noktaya taşınmasıydı. Bu noktada eleştirilerimizi devrimci bir tarzda yaptık ve örgütümüze sahip çıktık.

DDK ve AKP’nin bu tespitlerine bakıldığında “AKP’nin demokratik olduğu” gibi bir saptama yapılamayacağı gibi, devrimcilerin de “AKP’nin çıkarına söylemlerde bulunduğu” gibi bir tespit de yapılamaz. Gerçekte iki tarafın söyledikleri birbirine taban tabana zıttır. Birinde amaç, emekten ve halktan yana bir örgüte sahip olmak için yanlış ve eksiklerimizin giderilmesine çalışmakken diğerinde amaç örgütü yok etmek veya kontrolü altına almaktır. İkisini yan yana koymak Meslek Örgütümüzün mevcut zaaflarıyla kalmasını, gerilemesini savunmaktır. Bunu yapanlar ise AKP’ye bu gibi argümanları vererek örgütümüze en büyük kötülüğü yapan statükoculardır.

AKP’nin meslek örgütlerimizi demokratik, şeffaf, katılımcı, merkeziyetçi olmakla, parasal gücü elinde tutmakla suçlama hakkı yoktur. AKP’nin kendisi bu eleştirilerin ülkemizdeki bire bir uygulayıcısıdır. AKP’nin kendisi antidemokratiktir. AKP Meslek Örgütlerindeki kimi eksiklik ve zaafları, meslek örgütlerine müdahalesini meşrulaştırmak için kanıt olarak kullanmaktadır.

AKP’nin Raporu Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimizi Tasfiyenin İlk Adımıdır

TMMOB tarihine baktığımızda, Birlik’e yönelik en büyük saldırı hiç şüphesiz 12 Eylül askeri cuntası tarafından yapılmıştır. “12 Eylül 1980 sonrası TMMOB İstanbul birimlerinin tamamı, MMO İzmir Şb. dışındaki tüm İzmir birimleri kapatılıyor, TMMOB ve birim yöneticilerinin bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı da yurtdışına kaçıyordu. (…) 1980 askeri darbesi sonrasında yöneticileri idamla yargılanmış olmasına karşın TMMOB geçici olarak kapatılacak ve bir süre sonra cunta tarafından faaliyet göstermesine izin verilecekti.” (Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme Dergisi, Sayı 5, Sayfa 22)

Meslek örgütlerimize 12 Eylül darbesi sonrasındaki en büyük operasyon ise AKP iktidarı tarafından başlatılmak istenmektedir. DDK Raporu bu operasyonun ilk adımıdır. AKP DDK raporu ile yapılacak operasyonun gerekçelerini ve yol haritasını oluşturmuştur.

Operasyon iki başlıklıdır. Birinci başlıkta 12 Eylül’de başlatılan örgütlenmeye dönük müdahale tamamlanırken, ikinci başlıkta seçim sistemi değişiklikleri ile meslek örgütlerinde gerici örgütlenmenin önü açılmak istenmektedir.

Bilindiği gibi Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Örgütü olarak tanımlanan bu örgütlerde meslektaşların üyelik olma zorunluluğu Anayasa tarafından tanınmıştır. 12 Eylül askeri darbesi kamuda çalışanların üye olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır – ki o dönem meslektaşların önemli bir bölümü kamuda çalışmaktadır. Örgütlülüğe vurulan bu darbe şimdi DDK raporunda tamamlanmaya çalışılmaktadır. “Meslek kuruluşlarının yönetim ve karar alma süreçlerinin demokratikleştirilmesi, devlet karşısında özerk ve her yönüyle çoğulcu bir yapının tesisi, faaliyetlerin yürütülmesinde etkinliğin sağlanması, üyelerle meslek kuruluşları arasında rızaya dayalı bir ilişki biçiminin tesisi ve mevcut sistemdeki zaaf ve sorunların giderilmesi” şeklinde masumlaştırılmaya çalışılan bu durum açıkça mevcut örgütlülüğün tasfiye edilmeye çalışılması anlamına gelmektedir. Ayrıca “Birliklerin odalar üzerindeki idari vesayet yetkisinin sınırlandırılması” önerisiyle birlik yapısının zayıflatılmaya çalışıldığı da anlaşılmaktadır.

Yıllardır oda seçimlerini zorlayan, bunu yaparken de iktidar olanaklarını sınırsızca kullanan ancak bu yolla kayda değer bir başarı gösteremeyen AKP, şimdi yasama erkini elinde bulundurmanın avantajı ile odalardaki seçim sistemine müdahale etmek istemektedir. “Oyların çoğunluğunu alan adayın tüm listesinin seçilmesi yerine, milletvekili seçimlerine benzer şekilde aldıkları oy oranında gruplara temsil (nispi temsil) imkânı tanınması” düşüncesi ile tam olarak yönetimleri alamasa da yandaşlarını yönetimlerde temsil ettirme niyetini açıkça göstermektedir. %10 seçim barajının olduğu ve % 46 oyla meclisteki sandalyelerin %62 sini alan ama meslek örgütleri söz konusu olduğunda nispi temsili, “tarafsızlık ve eşitlik” olarak gösteren AKP iktidarı, tutarlılık açısından öncelikle milletvekili seçimlerinde bu uygulamayı yapmalıdır.

AKP’nin Meslek Örgütlerimize Dönük Bu Saldırısına Karşı TMMOB Etkin Yönetim Anlayışı Ne Yapmıştır?

14 Şubat 2008 tarihin Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen talimatla başlayan Devlet Denetleme Kurulu’nun “inceleme”si bir buçuk yılı aşmıştır. Bu süre zarfında DDK çeşitli kereler meslek örgütlerinden bilgiler istemiş, TMMOB de bu doğrultuda 2.09.2008 ve 03.12.2008 tarihlerinde istenen belgeleri Kurul’a ulaştırmıştır.

Bir buçuk yılı aşkın bir süredir örgütün birebir gündeminde olan böylesine önemli bir konu ile ilgili neler yapılmıştır? TMMOB YK Başkanı Mehmet Soğancı’nın bir iki televizyon programında yaptığı konuşmanın ve TMMOB ve bazı odaların yaptığı birkaç yazılı açıklamanın dışında bu soruya verilecek yanıt, “hiç”tir.

Her ne kadar kabul edilemez olsa da “Raporun içeriğine ilişkin somut bir bilgi olmaması” bu süre zarfında bir şeyler yapılmamasının gerekçesi olarak gösterilebilir. Peki, o zaman DDK rapor özetinin yayınlandığı, iktidarın odalarımıza dönük niyetini açıkça ortaya koyduğu raporun özetinin yayınlanma tarihi olan 16 Ekim 2009 tarihinden günümüze neler yapılmıştır? Buna verecek yanıt da “raporun tamamının DDK’dan istenmesi” dışında hiç”tir. Yalnızca 20 Kasım 2009 tarihinde yani rapor özetinin gelmesinden 35 gün sonra ve raporun tamamının gizlilik gerekçesiyle gönderilemeyeceğinin Kurul tarafından belirtildiği tarih olan 6 Kasım 2009 tarihinden 14 gün sonra TTB, TEB, TDB ile TMMOB ortak bir basın açıklaması yapılmıştır.

Yapılan ortak açıklama, saldırıya uğrayan, tasfiye edilmeye çalışılan örgütlerin yapacağı bir açıklama olmaktan çok uzaktır. Açıklamada iktidarın bu saldırısına ilişkin gereken sertlikte ve üslupta yanıt verilmek yerine meslek örgütlerinin şu ana kadar yaptıklarından bahsedilmiş, birkaç yerde eleştirel ifadelerde bulunulmuş ama genelde çok “ılımlı” bir dil kullanılmıştır. Böyle bir dil kullanılması “iktidar doğrudan karşıya alınmak istenmiyor mu?” sorusunu gündeme getirmektedir.

Açıklamada geçen Raporun hedefi konusunda endişelerimiz artmaktadır. Daha açık söylemek gerekirse Rapor‘un diline hakim olan söylemin meslek örgütlerini "öteki" olarak konumlandıran bir yönü olduğunu, meslek örgütlerini kamuoyu nezdinde karalamak amaçlı sistemli bir faaliyetin sürdürüldüğünü düşünmekteyiz.” ifadeleri raporun gerçekten okunup okunmadığını düşündürmektedir. Zira DDK’nın raporu özetinin 41 sayfasında da –muhtemelen raporun tamamı olan 1861 sayfada da - açıkça ortaya konan gerçek Meslek Örgütlerimizin iktidarın çıkarları doğrultusunda tasfiye edilmesi çabasıdır. Raporun hedefini, meslek örgütlerini “ötekileştirmek” veya “karalamak” olarak okumak, okuma yazma bilmemekle eşdeğerdir. Bu tespiti yapmak en hafif deyimiyle ciddiyetsizliktir.

Rapor bir “karalama” olarak değerlendirilince, rapor yayınlandıktan 35 gün sonra etliye sütlüye dokunmayan bir basın açıklamasıyla konuyu geçiştirmek normal karşılanabilir. Ancak bu tasfiye raporuna karşı böyle tavırsız kalmanın vebali, TMMOB de içinde yer aldığı ilgili tüm meslek örgütü yöneticilerinin omuzlarındadır.

Tasfiye Operasyonuna Karşı Tek Yol Mücadeledir

İfadeleri özenle seçerek, ılımlı açıklamalarda bulunarak, Genel Kurul kararı olmasına rağmen AKP’li bakanları Onur Kurulu’na göndermeyerek, AKP ile “iyi geçinerek” meslek örgütlerimize yönelik bu saldırıları savuşturmak mümkün değildir. Saldırıların üstesinden gelmenin tek yolu mücadele etmektir.

TMMOB’nin önemli bir mücadele geleneği vardır. Bu örgüt 100 bini aşkın mühendis mimarın katılımı sonucunda meslektaşlarımızın birçok özlük hakkını kazanmasını sağlamış büyük 19 Eylül iş bırakma eylemini gerçekleştirmiş bir örgüttür. 19 Eylülleri gerçekleştirirken dayanılan yegâne güç ise TMMOB’nin kendi kitlesidir.

TMMOB, AKP’nin bu tasfiye operasyonuna karşı çok büyük bir kampanya örgütlemelidir. Örgütlenecek bu kampanyada temel güç tabanı oluşturan ücretli ve işsiz mühendis ve mimarlar olacaktır. Kampanya bildik basın açıklamalarının tekrarı olarak düşünülmemelidir. En ücra işyerlerinden fabrikalara kadar meslektaşlarımızın bulunduğu her yerde yoğun bilgilendirmelerle başlamalı, tabanın önerileri doğrultusunda şekillenen eylemliliklerle desteklenmelidir. Böyle bir kampanya bir yandan AKP saldırısını durdurabileceği gibi öte yandan TMMOB’nin üyesi ile olan bağını tekrar kurması için de önemli bir araç olacaktır.

Bugün yeni 19 Eylüllere ihtiyacımız vardır. Bunu gerçekleştirmemek için hiçbir neden yoktur. Üyelerimiz kendilerine güvenildiği, kendilerine inisiyatif verildiği ölçüde örgütüne sahip çıkacaktır. Önemli olan mücadele iradesini ortaya koymaktır. Bizler İvme Dergisi olarak emekten ve halktan yana bir TMMOB’yi yaşatacağımızı, AKP’nin Mesleki Demokratik Kitle Örgütlerimize dönük saldırılarına karşı mücadele edeceğimizi bir kez daha haykırıyor, tüm emek güçlerini bu doğrultuda ortaklaşmaya çağırıyoruz.

AKP Saldırganlığına Son

Mühendisiz, Mimarız Haklıyız Kazanacağız

30 Ekim 2009 Cuma

Güler Zere İçin Açlık Grevi Başladı

24 Ekim 2009 Cumartesi günü İstanbul Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda Tecrite Karşı Mücadele Platformu bileşenleri 3 günlük açlık grevine başladıklarını duyurdu. İvme Dergisi adına bir Yayın Kurulu üyemiz de destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

Parkın girişine "Güler Zere ve Hasta Tutsaklar İçin 3 Günlük Açlık Grevindeyiz" yazan bir pankart asan Platform üyeleri girişte duvara bir Güler Zere maketi yerleştirdiler.

"Keyfiyete Son Verin Güler Zere'yi Serbest Bırakın" yazan bir pankart açılan eylemde; "AKP Bürokrasisi Güler Zere'yi Ölüme Terkediyor, Dr. Melek Erkişi Güler Zere'nin Ölüme Terkedilmesinden Sorumludur" yazan dövizler taşındı.

Platform adına basına bir açıklama yapan TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı; "100 günü geçen zaman içinde insanı hasta eden bürokrasiyi bile işletmemişler, bu konuda özel bir irade ortaya koyarak yazışmaları dahi yapmamışlar, sorulduğunda ise bunu saklamışlardır. Bunu yapmış olsalardı bile herhangi bir engelin bulunmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdi" dedi.

"Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur" sloganlarının atıldığı eylemden sonra parka kurulan çadırların altına geçilerek açlık grevine başlandı.

Eyleme destek vermek için gelen Grup Yorum üyeleri; "Bu direnişte beraberiz, burada türkülerimizi Güler Zere için söyleyelim" diyerek bir dinleti verdiler.

21 Ekim 2008 Salı

AÇIKLAMA NO.16: Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME