Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2009 Cuma

Akın Özdemir Mücadelemize Işık Tutuyor


















SINIFSIZ,SÖMÜRÜSÜZ BİR TOPLUM YARATMAK İÇİN SAVAŞAN BİR SOSYALİSTİN, 33 YILA SIĞDIRILAN ONURLU YAŞAMININ ÖZETİDİR.

Derleyen: Mine ÖZDEMİR - Ziraat Yüksek Mühendisi

AKIN ÖZDEMİR 03.12.1945 tarihinde Kütahya'nın Emet ilçesinde doğdu. 18.12.1978 tarihinde faşist çetelerce Adana'da öldürüldü. İlk ve orta öğretimini Kütahya'da tamamladı. Lise yıllarında tiyatro, şiir, sporla uğraştı. Bir de, yaz aylarında Kütahya Şeker Fabrikası'nda geçici işçi olarak çalıştı.

1965 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne girdi. 1967 yılında oluşturduğu "Anadolu Grubu" ile öğrenci seçimlerine katıldı ve Talebe Cemiyeti Başkanı seçildi. Ve o günlerde

"Geri kalmışız, hem de çok geri. Kendi kendimize olan güvenimizi yitirmişiz. Sanki kurtuluş savaşında yoktan var yaratan, emperyalistlere ilk bağımsızlık savaşını veren biz değiliz.Toplumun çıkarlarından çok kendi çıkarımızı düşünüyor küçük hesaplar peşinde koşarak büyük oyunlara alet oluyoruz.

....Uyanmalıyız.Gençlik olarak, aydın olarak bize çok büyük sorumluluklar düşmekte, %60'ı okuma yazma bilmeyen, kalkınmasını tamamlayamamış bir ülkenin çocukları olarak, kafamızı kitap sayfalarından biraz olsun kaldırmak, yurt gerçeklerine bakmak zorundayız. Sorunların çözüm yollarını temelde aramalıyız. Türkiye 'yi sevmek, Türkiye'yi kalkındırmak için yeterli değildir. Her bakımdan yetişmiş bilge olmalıyız. Sorumluluğumuzu kavradığımız, yurt sorunlarına bilimsel ve gerçekçi açıdan eğildiğimiz zaman, mutlu ve özgür Türkiye'nin yaratılmasında görevini yapmış kişiler olarak rahatlık duyarız."

diyordu.

Sorumluluğunun bilincini hiç yitirmedi. Bu nedenle de egemen güçlerle hep ters düştü. Karakol, mahkeme, cezaevi ile o yıllarda tanıştı.

Tarımsal öğretimin kutlamalarında, Talebe Cemiyeti Başkanına söz vermek de kutlamaların bir geleneğiydi. Ama 10 Ocak 1968 yılında Ziraat Fakültesi'nde yapılacak törende Akın Özdemir'e söz verilmek istenmedi.Akın direndi,sadece bir cümle söyleyeceğini belirterek kürsüye çıktı ve "İnsanı aç, toprağı aç, hayvanı aç olan bir ülkede kutlama yapılmaz, olsa olsa hesaplaşılır " diyerek kürsüden indi. O dönemin Tarım Bakanı dahil, tüm tarımdan sorumluları bu cümle üzerinde uzun süre tartıştı.

Yine Akın öğrenciliğinde; "Bizleri halkımız yararına giriştiğimiz olumlu ve kutsal mücadeleden döndürmeye kimsenin gücü yetmeyecektir." diyor ve 1967 yılı mezunlarına şu cümle ile veda ediyordu: "..Bağrında çeşitli uygarlıklara yer vermiş kutsal Anadolu topraklarına teknik, insanlarına insanca yaşama koşulları hazırlama kavgasında en önemli görevi yapacaksınız. Sizler kalkınma savaşımızın isimsiz mücahitleri olarak Mutlu Türkiye'yi yaratmaya gidiyorsunuz. Güle güle gidin ağabeylerim güle güle.Yolunuz açık, kavganız hayırlı olsun."

Ziraat Fakültesi bitti. Ankara'da göreve başladı. Memuriyetinin ilk aylarında 1970 yılında Ziraat Yüksek Mühendisi olarak katıldığı ilk ZMO Genel Kurulu'nda;"Tarımdaki sömürüden, emekten, kır yoksulundan, emperyalizmden, faşizmden" bahsettiği için hemen ertesi günü Gümüşhane'ye tayin edildi.

Araya askerlik, 12 Mart tutukluluğu, Mamak Askeri cezaevi, bu arada evlilik, baba olma gibi kesitler girdi.

1975 yılında Adana'da Kooperatifler Bölge Müdürlüğü'nde göreve başladı. 1976 yılında ZMO Adana Bölge Şubesi'nin oluşumuna büyük katkı sağladı ve ilk genel kurulunda Oda Şube Başkanı seçildi. Ölümüne kadar da bu görevi sürdürdü.

Kırsal alanda, kooperatiflerde örgütlenme çalışmalarına, ZMO'daki örgütlenme çalışmalarının eklenmesi ile birlikte bu kez, Artvin'e tayin edildi. Ancak Köy-Kop Adana Birliği onu bırakmadı ve Köy-Kop Adana Birliğine Genel Müdür oldu.

Yaşamının bu döneminde Akın Özdemir'i yine yazılarından tanıyoruz.

"..Kooperatif örgütlenmelerinde üzerinde önemle durulması gereken onu, kooperatifin kırsal alandaki sınıfların tümünü içine almaması, yalnızca yoksul köylülüğün örgütü olması durumudur. Yurdumuzda yürürlükte bulunan tüm yasalar, kırsal alanda yaşayan tüm sınıfların kooperatif içerisinde yer almasına olanak tanımakta ,hatta bunu amaçlamaktadır. Genel köylü tanımı kapsamına giren toprak ağaları tarım kapitalistleri ve zengin köylülük, egemen sınıflar ittifakına dahil sömürücü sınıflardır. Yoksul köylülük bu sınıflardan ayrı olarak kooperatifler kurmalı, bu sınıfları örgütlerine sokmamalıdır. Yoksul köylülük, kırsal kooperatiflerin, bir yığın örgütü durumuna düşmesine olanak vermemeli, dar anlamlı küçük üretici ve orta üreticiyi kapsayan sınıf örgütü niteliğini titizlikle korumalıdır.

...Demokratik nitelikli sınıf kooperatiflerinin, tek başlarına ve kooperatifçilikle toplumda sömürüyü kaldıramayacakları gözden uzak tutulmamalıdır. Kapitalist düzen içinde, sözü geçen kooperatiflerin yapacağı işlerin, düzenle sınırlı kalacağı, bunun aksini söyleyenlerin ise gerçekleri dile getirmediği bilinmelidir. Sonuç olarak, kapitalist düzende yer alan kooperatifler, düzenden yana değil düzene karşı olmak zorundadır.”

"..Toprak reformu yapılmadan, mülkiyet durumunu düzeltmeden yapılan sulama yatırımlarının topluma, ne ekonomik ne de sosyal bir yararı vardır.”

"..Tarımsal mücadele ilaca dayalı olmamalıdır. Memleketimizde emperyalizmin belirlediği tarımsal mücadele politikası, ilaç tüketimine dayanan kimyasal savaş yolunu temel almaktadır. Bu yol ulusal çıkarlarımıza ve memleketimiz koşullarına ters düşmektedir.

..Tarımsal mücadelede, ilaç sorununu diğer sorunlardan soyutlayarak ele almak ve değerlendirmek olanaksızdır. Bu sorun da özünde; egemen sınıfların ve emperyalizmin çok yönlü sömürüsünden kaynaklanmaktadır.”

"..Ziraat Mühendislerinin bilgi, beceri ve yeteneklerinin kullanılmasını sınırlayan, onları bir avuç sömürücünün ucuza çalışan hizmetkarı durumuna düşüren uygulamalara karşı, örgütlü olarak yasal demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanmak ve bu hakların genişletilmesi için mücadele etmek zorundayız.

Kendi yaşama koşullarımızı belirleyecek konularda söz ve karar sahibi olmak için Grev ve Toplu Sözleşmeli Sendikalaşma mücadelemizi sürdürmek ve bu mücadeleyi işçi sınıfı mücadelesine tabi kılmak zorundayız.

Emperyalizmin belirlediği sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan sorunlarımızın çözümü, başta işçi sınıfı olmak üzere tüm çalışanların sömürüden kurtuluşu süreci içindedir. Bu mücadelede teknik elemanların ve onun bir parçası olan ziraat mühendislerinin kesin ve etkin olarak yerini alması zorunludur.”

"..Tarımsal kalkınmanın vazgeçilmez unsuru; eğitim, araştırma örgütlenme, yönetim bilgisi ve teknik bilginin kombinasyonu olan Ziraat Mühendisliği hizmetlerini yapan Ziraat Mühendislerinin ekonomik ve sosyal hak ve isteklerini gerçekleştirebilmesinin temel koşulu, örgütlenme ve bilinçlenme düzeyini yükseltmemize bağlıdır.

Toplumumuz sürekli bir gelişme içerisindedir. Bu gelişme ve değişmeye ayak uyduramayan kişi ve kurumlar, yetkisiz ve toplumun gerisinde kalmaya mahkumdur. Çağdaş bir örgütün temel özelliği; değişme ve gelişmelere uyum sağlaması, hatta bu değişmeleri yönlendirebilecek işlevde olmasıdır.

Ziraat Mühendislerinin yasal meslek örgütü olan Odamızın bu anlayış ve çaba ile, içerisinde yaşadığı toplumun sorunlarından kendini soyutlamadan, toplumun her kesimindeki gelişme ve değişmelerle ilgilenmesi, ancak çağdışı düşünce sahiplerince yadırganan bir durumdur. Ziraat Mühendisleri Odası'nı toplumdan soyutlayarak, içine kapanık kısır bir döngünün duvarlarına hapsetme gayreti ve özlemleri sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Çünkü Ziraat Mühendislerinin büyük çoğunluğu, çağdaş teknik eleman olmanın, çağımızı ve çağımızın sorunlarının bilinmesi gerektiği bilincindedir.”

Akın Özdemir Ceyhan Üretici Mitingi tertip komitesinde görev alıyordu. Ceyhan'da on binlerce üretici, örgütlü sesini yükseltiyor ve onun önderliğinde hep bir ağızdan "Biz üreticiler bugün,bu meydanda açıkça ilan ediyoruz ki; demokratik halk kooperatiflerinde örgütlenerek; baskıya, sömürüye, işsizliğe ve pahalılığa karşı; yılmadan, usanmadan, bıkmadan sonuna kadar mücadele edeceğimize emekçi namusumuz üzerine ant içeriz" diye haykırıyorlardı.

Akın Özdemir 10 Ocak 1978'de Tarımsal Öğrenimin 132.Yıl dönümünde bu kez ZMO Adana Şube Başkanı olarak Ç.Ü.Ziraat Fakültesi' nde söz alıyor ve "Türkiye, toprağı aç, insanı aç, hayvanı aç ülke olmaktan kurtulamamıştır. Bunun nedeni eğitim ile üretim arasındaki bağın kopuk olmasındadır. Büyük emek ve masraflarla yetiştirilen tarım uzmanlarının bilgisi, üretime yeterince yansıtılamamaktadır. Dışa bağımlı, çarpık kapitalistleşme sürecinde yaşayan tarımımızda yapısal bozukluklar ortadan kaldırılmadığı sürece teknik bilginin üretime yansıtılması olanak dışıdır. "diyordu.

Temmuz 1978'lerde bu kez çeltik ağalarının boy hedefi haline geliyordu. Çünkü Akın Özdemir Kadirli ilçesinde; çeltik üretimi yüzünden küçük üreticilerin zarara uğradığını, sıtmanın yanı sıra bağırsak enfeksiyonlarının da salgın haline dönüştüğünü açıklıyordu. Bölgedeki 17 su kuyusunun 16'sına içilemez raporu verilmişti. "Bir avuç çeltik ağasının çıkarı uğruna halk sağlığı tehdit edilemez ve küçük üreticiler köylerini, tarlalarını terk etmek zorunda bırakılamaz" diyordu.

Ülkede faşist cinayetler giderek artıyordu.Her gün bir ilerici,yurtsever, devrimci aydını, öğretmeni, öğrenciyi, mühendisi, bilim adamını hedef alıyorlardı.

Akın da dostları tarafından bu cinayetlere karşı uyarılıyordu. 1978 yaz aylarında, bir arkadaşı ile yaptığı sohbette ise Akın Özdemir şöyle diyordu:

"Faşizm kabadayılık olsun diye can almıyor. Sermayenin iktidarı bir günde kurulmadı ülkede. Ama sermaye iktidarına karşı yıllarca kimse ağzını açıp pek bir şey de söylemiyordu. Ama yaşadığımız son 8-10 yıl içerisinde ezilenler, sömürülenler bir şeylerin farkına varmaya başladı. Onun için de, sermaye, komandolarını sokağa saldı. Emekten yana sendikacı mısın öleceksin, bir demokratik kitle örgütünün lideri misin öleceksin, köylüleri örgütlüyor musun öleceksin. Eh bizim de kendimize göre bir yerimiz var bu kavganın içinde, ölüm bu yüzden gelecekse, hoş geldi sefa geldi.”

Ve 18 Aralık 1978 günü ölüm geldi. İş yerinin önünde, tekelci sermayenin uşağı faşist çetelerce, kahpece öldürüldü. Ölümünün hemen ardından ZMO Adana Bölge Şubesi Haber Bülteninde açıklıyordu:

"..O Akın'ki; ziraat mühendislerinin onur kaynağı idi. Bilinçli bir işçi sınıfı savaşçısıydı. Faşizme, emperyalizme, sömürüye karşı yıllardır kararlı bir mücadele içerisindeydi. O fedakar bir emekçi köylü önderiydi. Kır yoksulunun savunucusuydu. Aklını, gücünü emekçi halkının kurtuluşuna adamış bir bilim adamıydı. Ziraat Mühendislerinin, tarımsal üretim içerisindeki, emekçi halktan yana saygın yerini almasının savaşımını veriyordu. O, sömürüsüz, sınıfsız bir toplum için, faşizme, emperyalizme karşı mücadelenin Adana'daki öncü neferiydi. O,faşizme karşı omuz omuza sloganının eylem birliğine dönüşmesini Adana İlinde sağlayan bir önderdi."

Akın Özdemir'in katledilişinin her yılında;tüm meslektaşlarımızı,tüm demokrat ve yurtseverleri bu örnek insana,bu önder insana, bu güzel, yürekli, toplumcu insana layık olmaya çağırıyoruz. O'nu özlemle, sevgiyle anıyoruz. Anısı ve onurlu yaşamı önünde saygıyla eğiliyoruz.

30 Ekim 2009 Cuma

Adana'da Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı Anması

18 Ekim 2002 de Şanlıurfa'da halk düşmanları tarafından yapılan bir organizasyon sonucu katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı, 7. ölüm yıldönümünde doğduğu köy Kayışlı’da devrimci arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından saygıyla anıldı.

Anmada +İvme dergisi yayın kurulu üyesi Ayhan Tuğcu, Adana Halk Cephesi adına Şemsettin Kalkan ve Adana Özgürlükler Derneği başkanı Mehmet Bıldırcın'ın yaptığı konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın devrimci kişiliği ve hırsızlığa, soyguna ve namussuzlara karşı yaptığı mücadele anlatıldı. Devrimci, onurlu mücadelesinin sahiplendiğine vurgu yapılarak okunan şiir ve "Bize Ölüm Yok" marşı ile anma sonlandırıldı.

Her yıl Elektrik Mühendisleri Odası ile ortaklaşa yapılan anma bu yıl birlikte yapılamadı. EMO Adana Şubesi, 15-16 Ekim'de yaptığı İletişim Teknolojisi Sempozyumu nedeniyle "Adana'ya gelen misafirleri" neden göstererek Hasan Balıkçı anmasını 16 Ekim'de yaptı. Bu anma kararından Hasan Balıkçı'nın devrimci arkadaşları son dakikada bilgilendirilmiş ve anma saati habersiz bir şekilde daha erken bir saate alınmıştır. Bu tutum nedeniyle iki ayrı anma gerçekleştirilmek zorunda kalındı.

Bu yıl EMO'suz yapılan anmada yine bir ilk yaşandı. Anma boyunca jandarma tarafından kamera çekimi yapılarak anmaya gelen insanlar tedirgin edilmek istendi. Bu duruma karşı Hasan Balıkçı’nın yakın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu ve Hasan’ın kardeşi Bahri jandarmanın yanına gidip tepki göstererek Hasan'ın katillerini ve işbirlikçilerini cezalandırmayan devletin; Hasan’ı sahiplenen devrimcileri ve ailesini tedirgin etmeye hakkı olmadığı hatırlatıldı.

29 Ekim 2009 Perşembe

Adana'da Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı Anması

18 Ekim 2002 de Şanlıurfa'da halk düşmanları tarafından yapılan bir organizasyon sonucu katledilen devrimci mühendis Hasan Balıkçı, 7. ölüm yıldönümünde doğduğu köy Kayışlı’da devrimci arkadaşları, sevenleri ve ailesi tarafından saygıyla anıldı.

Anmada +İvme dergisi yayın kurulu üyesi Ayhan Tuğcu, Adana Halk Cephesi adına Şemsettin Kalkan ve Adana Özgürlükler Derneği başkanı Mehmet Bıldırcın'ın yaptığı konuşmalarda Hasan Balıkçı’nın devrimci kişiliği ve hırsızlığa, soyguna ve namussuzlara karşı yaptığı mücadele anlatıldı. Devrimci, onurlu mücadelesinin sahiplendiğine vurgu yapılarak okunan şiir ve "Bize Ölüm Yok" marşı ile anma sonlandırıldı.

Her yıl Elektrik Mühendisleri Odası ile ortaklaşa yapılan anma bu yıl birlikte yapılamadı. EMO Adana Şubesi, 15-16 Ekim'de yaptığı İletişim Teknolojisi Sempozyumu nedeniyle "Adana'ya gelen misafirleri" neden göstererek Hasan Balıkçı anmasını 16 Ekim'de yaptı. Bu anma kararından Hasan Balıkçı'nın devrimci arkadaşları son dakikada bilgilendirilmiş ve anma saati habersiz bir şekilde daha erken bir saate alınmıştır. Bu tutum nedeniyle iki ayrı anma gerçekleştirilmek zorunda kalındı.

Bu yıl EMO'suz yapılan anmada yine bir ilk yaşandı. Anma boyunca jandarma tarafından kamera çekimi yapılarak anmaya gelen insanlar tedirgin edilmek istendi. Bu duruma karşı Hasan Balıkçı’nın yakın arkadaşlarından Ayhan Tuğcu ve Hasan’ın kardeşi Bahri jandarmanın yanına gidip tepki göstererek Hasan'ın katillerini ve işbirlikçilerini cezalandırmayan devletin; Hasan’ı sahiplenen devrimcileri ve ailesini tedirgin etmeye hakkı olmadığı hatırlatıldı.

21 Ekim 2008 Salı

Açıklama No.17: Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME