Teoman Öztürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teoman Öztürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2009 Pazartesi

İvme 2010 Yılı Masa Takvimi Çıktı



























İvme Dergisi'nin 2010 yılı için hazırladığı masa takvimi çıktı.

TMMOB tarihindeki ve ülkemizdeki önemli olayların, mücadelede yitirdiğimizi mühendis-mimarlara derlendiği çalışmada TMMOB'nin unutulmaz başkanı Teoman Öztürk'ün bugüne de ışık tutacak sözlerine yer veriliyor.

İvme'nin 2010 yılı masa takvimini aşağıdaki irtibat adres ve telefonlarından edinebilirsiniz:

İstanbul: Abide-i Hürriyet Cad. Yasemni Apt. No:283/15 Şişli - 0212 219 84 67 - 0507 242 72 54

Ankara: Kocatepe Mah. İnkılap2 Sok. Devrim Apt. No: 24/14 Kızılay - 0312 417 87 01 - 0535 622 68 21

30 Ekim 2009 Cuma

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı Yapıldı

Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı 24 Ekim 2009 Cumartesi günü yapıldı.

Kurultayın açılış konuşmasını Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Bölge Kurultayı Yürütme Kurulu adına Jeoloji Mühendisi F. Serap Kurt yaptı. Serap Kurt konuşmasında TMMOB'nin 40. Olağan Genel Kurulu'nda alınan karara bağlı olarak çalışmalarına başlanan kurultay kapsamında, Ankara’da yapılan çalışmaların amacından ve içeriğinden söz etti. Ankara Yerel Kurultayı'ndan çıkan tartışma ve önerilerin 14-15 Kasım'da İstanbul'da yapılacak olan ana kurultaya taşınacağını sözlerine ekledi.

Serap Kurt'un ardından söz alan TMMOB Ankara İKK Sekreteri ve EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, TMMOB ve bağlı Odalarının siyasetle uğraşmasının bir rahatsızlık yarattığından, bu rahatsızlığı duyanların TMMOB ve odalara karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarından söz etti. Krize ve örgütlenmeye de değinen Pektaş, işçilerin, emekçilerin, mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütlenmesinin ve ortak mücadele etmesinin gerekliliğine dikkat çekerek, örgütlü mücadelenin krizin faturasını patronlara ödetmek için şart olduğunu belirtti. Pektaş, Ankara Bölge Kurultayı çalışmalarında yer alan ve kurultaya katılan herkese teşekkür ederek konuşmasını bitirdi.

Ardından kürsüye gelen TMMOB YK üyesi Kadir Dağhan, kurultay çalışmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, bu çalışmanın örnek bir çalışma olduğunu belirtti. Yaşanan tüm olumsuzluklardan kapitalist sistemin sorumlu olduğunu dile getiren Dağhan, işsizliğe, yoksulluğa, savaşlara yol açan kapitalist politikalara karşı ortak ve örgütlü bir mücadele gerektiğini söyledi.

Kurultaya konuk olarak KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Tuğrul Çulfa ve DİSK Ankara Bölge Temsilciliği adına Genel İş Sendikası Koordinatörü Serhat Salihoğlu katıldı. Tuğrul Çulfa sendikal örgütlenmenin önemine değindi. Serhat Salihoğlu ise işçi sınıfını olumsuz etkileyen krizin kalıcı olduğundan bahsederek, bu krizin emeğiyle yaşayanlar üzerinde bir sosyal çöküş yarattığını, bu çöküşün işsizlik olarak emekçi kesime ödetildiğini belirtti.

Açılış konuşmalarının ardından, Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı yürütmesinde yer alan EMO Ankara Şubesi YK yazman üyesi Ömürhan Soysal, kurultay kapsamında Ankara’da yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren bir sunum yaptı. Sunumda, kurultaya hazırlık yapmak üzere sekiz atölye çalışması yapıldığı, sekiz ayrı ilde toplantılar düzenlendiği belirtildi.

4 atölyenin sunum ve forum bölümünün ardından kurultaya ara verildi. İzmir Karşıyaka Belediyesi Kent A.Ş.'den atılan işçilere destek amacıyla, Ankara Yerel Kurultayı’nda oluşturulan bir heyet Abdi İpekçi Parkı’na gitti. Aynı gün KESK'in düzenlediği basın açıklamasına da katılım sağlandı.

İMO Teoman Öztürk Salonu'nda yapılacağı duyurulan Ankara Bölge Kurultayı'nın aradan sonraki bölümünde İMO, aynı salonda yapacağı bir eğitimi neden göstererek salonun boşaltılmasını istedi. Kurultay katılımcıları bu yakışıksız duruma alkışlı protestoyla tepki gösterdiler. Kurultaya İMO içinde bir başka salonda devam edilmek zorunda kalındı. Bu davranış, İMO yönetiminin ücretli ve işsiz mühendislerin sorunlarına karşı duyarlılığının derecesini ve önceliklerini gösteren önemli bir örnek oldu.

Kurultaya katılan mühendis,mimar ve şehir plancıları sınıf kavramı üzerin de bir çok kez durdular. Mühendislerin işçi sınıfı içerisinde oldukları; ücretli ve TMMOB bünyesinde çalışan mühendislerin sendikalaşması konularına değindiler.

Katılımcıların özellikle altı çizdiği konular TMMOB' un örgütlenmesi, Yetkin Mühendislik, Devlet Denetleme Kurulu'nun TMMOB'yi de kapsayan son raporu,Ücretli Mühendislerin kamu ve özel sektörde yaşadıkları sorunlar,istihdam,taşeronlaşma, yasa dışı çalıştırma,mühendislerin kapsam dışı olması gibi birçok temel sorunun üzerinde duruldu, çözüm önerileri getirildi. Atölyelerden çıkan sonuçların da tartışıldığı Yerel Kurultay'da TMMOB 'un bir sendikal yapılanma olarak değil; meslek örgütü olarak algılanması gerektiği ancak mücadele de sendikalarla birlikte ortak hareket etmesi gerektiği üzerinde duruldu.

Ücretli ve İşsiz Mühendis,Mimar ve Şehir Plancıları için yapılan bu kurultayın amacına ulaşabilmesi amacıyla alınan kararların hayata geçirilebilmesi için mücadele edilmesinin amacın sadece mühendis,mimarların sorunlarını çözmek değil bu sorunların sistemden kaynaklı olduğunun bilincinin de verilmesi gerektiği belirtildi.

TMMOB Eski Başkanı Kaya Güvenç' in de söz aldığı serbest kürsüde işçi sınıfı kavramına değindi. Mühendis ve mimarların işçi sınıfı içerisinde olduğunu ancak günümüzde bu bilincin ogiderek yitirildiğini belirtti. Mühendis ve mimarlar için yapılan bir anketin sonuçlarına değinen Güvenç; 1980 öncesi ve yakın tarihte yapılan aynı anketin sonuçlarının birbirinden çok farklı olduğunu,;mühendislerde 70'ler de var olan işçi sınıfı bilincinin ve sendikalı mühendis olma oranının günümüz de düştüğünü belirtti. TMMOB 'un giderek artan somürü düzenin de üste düşen görevin giderek arttığını belirtti.

Atölye sunumlarının ardından geçilen serbest kürsü bölümünde söz alan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi asgari ücret, sendikalaşma ve örgütlenme konularına değindi. ''Asgari ücret tüm emekçi kesimler için tek ve ortak olmalıdır. Mühendisler için ayrı bir asgari ücret tarif etmek, mühendislerin işçi sınıfı içerisinde olmadığı algısını güçlendirir. Asgari ücret emek eksenli örgütlerle birlikte yapılacak bir çalışmayla belirlenmeli ve mücadelesi verilmelidir'' dedi. TMMOB'de yalnızca serbest mühendislik hizmetleri için değil, kamu ve özel sektör çalışanları için de bir ücret politikası olması gerektiğini belirtti. 2010-2012 döneminin TMMOB tarafından örgütlenme çalışmasına ayrılması gerektiğini, bu çalışmanın bir kampanya biçiminde ele alınmasının uygun olacağını sözlerine ekledi. Atölye 8'in öneriler kısmında da yer alan ''TMMOB tarafından destekleme kararı alınmış, insan hakları ihlallerine, emekçi hak ve taleplerine, işkence mağdurlarına, devrimci tutsaklarına dönük tüm eylem ve hareketlilikler için merkezde tüm meslek odalarının temsilcileri ile yerelde İKK'lar tarafından oluşturulacak bağımsız bir çalışma komisyonu kurulmalıdır'' önerisinin ana kurultaya taşınmasının ve bu önerinin TMMOB tarafından karar altına alınmasının önemini belirtti.

İnşaat Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi TMMOB'de sendikalı olduğu için işten atılan çalışanlar olduğunu, hem bu tür olayların hem de Bartın İKK gibi mücadele veren birimlerin kapatılmasının TMMOB örgütlülüğüne yakışmadığını, bunların eleştirilmesi gerektiğini, kendini eleştiremeyen bir yapının devamlılığının ve ilerlemesinin söz konusu olamayacağını dile getirdi.

Elektronik ve Haberleşme Mühendisi olan bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, özel sektör çalışanı olarak yaşadığı sorunlardan bahsetti. Özel sektördeki uygulamaların çalışanları sürekli baskı altında tuttuğunu, özellikle performans değerlendirmesinin çalışanları yıprattığını belirtti.

Çevre Mühendisi bir +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi, mühendis, mimar ve şehir plancılarının işçi sınıfının bir parçası olduğunu, TMMOB'nin üyeleri arasında bu sınıf bilincinin yerleşmesi amacına dönük çalışmalar yapması gerektiğini belirtti. Birçok gencin plansız, programsız ve bilimsel çalışmadan uzak tabela üniversitelerinde okuduğundan, sistemin gençliğin hayallerini üniversiteden sonra iş beklentisiyle sömürdüğünden söz etti. TMMOB üyeleri arasında ücretli ve işsiz mühendis mimar ve plancıların oranının % 80 olduğunu, ancak bu kesimin yönetimlerde %20 oranında temsil edildiğinin altını çizerek, yönetim kademelerinde ücretli ve işsizlerin temsiliyet oranının arttırılması gerektiğini, aynı zaman da tüm şubelerde ücretli ve işsiz M. M. Ş. P. komisyonları kurulması gerektiğini dile getirdi. Üniversitelerde YÖK’ün kurmayı düşündüğü Danışma Kurulları'nda TMMOB'nin yer almasının kabul edilemeyeceğini sözlerine ekledikten sonra, TMMOB'nin üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi uygulamalarına etkin bir biçimde karşı çıkması gerektiğini belirtti.

Kurultayın bir katılımcısı da Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube üyesi av. Duygu Demirel'di. Duygu Demirel konuşmasında meslekte değişim ve dönüşüme değindi. Mühendislikte, özellikle inşaat mühendisliğinde uygulatılmaya çalışılan Yetkin Mühendislik uygulamasının benzerinin avukatlar için de hayata geçirilmeye çalışıldığını belirten Demirel, üstelik bunu yapanın da Barolar Birliği olduğunu belirtti. Konuşmasını ücretli avukatların yazmış olduğu, aynı gün Barolar Birliği’nde de okunan ve avukatlık mesleğindeki değişim ve dönüşümü anlatan bir metinle bitirdi.

Katılımcıların birçok önergede sunduğu Ücretli ve İşsiz Mühendis Mimar ve Şehir Plancıları Ankara Yerel Kurultayı' na yaklaşık 200 kişi katıldı. Sonuç bildirgesini hazırlamak üzere bir komisyon oluşturulmasının ardından kurultay sona erdi.

29 Ekim 2009 Perşembe

13. haftasını dolduran demokrasi nöbetinde İvme Dergisi yine TMMOB önündeydi. TMMOB ' de Demokrasi İstiyoruz Kampanyası' nın başından beri yılmada

TMMOB tarihinin en büyük eylemi olan 19 Eylül 1979 TMMOB İş Bırakma Eyleminin 30. Yıldönümünde +İvme Dergisi Ankara Temsilciliği'nde bir forum-söyleşi gerçekleştirildi.

+İvme Dergisi Yayın Kurulu Üyesi ve İnşaat Mühendisi İ. Ozan Demirel yaptığı açılış konuşmasında 19 Eylül 1979'un TMMOB mücadele tarihindeki önemini belirtirken, başkanlığını Teoman Öztürk' ün yaptığı TMMOB'nin 19 Eylül 1979 ' da 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ile iş bıraktığını ve yaptıkları bu eylemin başarıyla sonuçlandığını aktardı.

İ. Ozan Demirel' den sonra sözü o dönemde eylemin örgütlenme çalışmalarında bulunmuş ve daha sonra çeşitli demokratik kitle örgütlerinde yöneticilik yapmış olan Orman Mühendisi Sezai Kaya aldı. Sezai Kaya, TMMOB' nin mücadele sürecine nasıl katıldığından kısaca söz ettikten sonra, 19 Eylül 1979 eyleminin örgütlenme sürecine değindi. TMMOB İş Bırakma Eylemi' nin birçok demokratik kitle örgütleri ile birlikte dayanışma içinde gerçekleştirildiğinden bahsetti. 19 Eylül 1979 tarihli mücadelenin özümsenmesiyle gerici vilayetlerde dahi eylemin başarıya ulaştığını belirtti. Mücadelenin sadece sınırlı bir kitle tarafından yapılmadığını, bu mücadele verilirken öğrencilerin de çalışmanın her safhasında yer aldığını vurguladı.

Bugünkü TMMOB yapısının, bağlı odaların üyeleriyle olan ilişkisinin ve oda öğrenci çalışmasının, TMMOB İş Bırakma Eylemi'nin yapıldığı dönemden çok farklı olduğunu belirten Kaya TMMOB' nin üye tabanından en önemlisi öğrenci kitlesinden uzaklaştığını sözlerine ekledi. Sezai Kaya TMMOB’yi TMMOB yapanın mühendis mimarların sorunlarını ülkenin genel sorunlarıyla birlikte ele alması olduğu ve ortak mücadele edilmesi gerektiğini belirterek sözlerini bitirdi.

Sezai Kaya' dan sonra EMO Eski Başkanı Ali Yiğit söz aldı. Ali Yiğit konuşmasına TMMOB'nin 1960'ların ortalarına kadar statükocu bir tavırda olduğunu belirterek başladı. 1960' larda TEKSEN' de başlayan örgütlenmenin daha sonra TMMOB' ye bağlı odalarına yansıdığını, TMMOB' nin bundan sonra şekil değiştirdiğini ve mücadele içerisinde yer almaya başladığını aktardıktan sonra 19 Eylül 1979 Eylemi' nin yapıldığı dönemin yapısına vurgu yaparak, aynı dönemde TMMOB'nin mücadele içerisinde yakaladığı ivmenin çok büyük olduğunun altını çizdi.

Teoman Öztürk ’ün başkanlığa geldiği 73. Genel Kurul' a TMMOB’nin ikinci kez kurulmasıdır diyen Yiğit, o günden sonra TMMOB’nin kitlelerin sözcüsü haline geldiğinden bahsetti. Bugün TMMOB’nin verilmesi gereken mücadelenin çok uzağında olduğunu, 1980 sonrası başlayan statükocu anlayışın bugün daha fazla görüldüğünü belirtirken, bu anlayışın özellikle oda öğrenci kurultayları olmak üzere birçok kuruldaki uygulamalardan ve yaptırımlardan net olarak anlaşıldığını belirtti.

TMMOB'de ki mesleki yaklaşım konusunda Yetkin Mühendislik'i ele alan Yiğit, Yetkin Mühendislik' in mücadeleyi tersi bir yöne çektiğini belirtti. Özellikle TMMOB ve bağlı Odalarında karar alma süreçlerinde üyelerin olmayışının TMMOB' yi farklı bir alana ittiğini söyledi. TMMOB mücadele alanının gittiği bu yanlış yönden çekilip, doğru bir yöne getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Katılımcıların daha güçlü bir TMMOB örgütlülüğünün oluşması için öğrenci çalışmasının da etkin bir şekilde TMMOB'de olması gerektiğini belirttiği, daha devrimci-demokrat bir TMMOB örgütlülüğünün olması için dönüşümün gerekli olduğu vurgusunu yaptıkları söyleşi saat 20:30'da sona erdi.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Açıklama No. 31 Yeni 19 Eylül'ler Yaratmak Gerekiyor

19 Eylül 1979'da devrimci demokrat mühendis ve mimarların öncülüğünde gerçekleşen bir günlük iş bırakma eylemi, üstünden geçen 30 yıla rağmen önemini yitirmedi. Geçen yıl +İVME Dergisi'nin çabalarıyla 29 yıl aradan sonra TMMOB'nin gündemine giren, TMMOB YK başkanının yıllardan sonra hakkında açıklama yapma gereği duyduğu bu büyük iş bırakma eylemi TMMOB'nin mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor.

1970’li yılların sonu; ekonomik koşulların ağırlaştığı, ülkemiz ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edildiği, yükselen devrimci mücadele ve toplumsal muhalefetin faşist saldırılar ve katliamlarla bastırılmaya çalışıldığı bir dönemdir. Bu koşullar altında mühendis ve mimarlar da yoksullaşmadan nasibini almakta, faşist zorbalıklara hedef olmaktadır.

Mayıs 1979'da yapılan TMMOB 24. Genel Kurulu'nda oluşturulan çalışma programı çerçevesinde hazırlanan güncel ekonomik-demokratik haklar konusundaki alt program; faşist saldırılar, baskılar, grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar konularında yapılması düşünülen çalışmaları içeriyordu. Bu programdan hareketle 16 Haziran 1979 günü yapılan basın toplantısıyla TMMOB ve bağlı Odalar şu açıklamayı yapıyorlardı:

Yıllardır emekçi halkın çıkarları doğrultusunda bir mücadeleyi yılmadan sürdüren biz mühendis ve mimarların son ekonomik tedbirlerle(!) yaşam olanaklarımız, tüm emekçi kesimler gibi ortadan kaldırılmıştır. Güncel ekonomik-demokratik haklarımızın elde edilmesi yolunda insanca yaşayabilmek ve bu yolda mücadelemizi sürdürebilmek için haklarımızı elde edinceye dek, örgütlü kitlesel gücümüzü en etkin bir biçimde kullanmak kararlılığındayız.

24 Haziran 1979 günü toplanan danışma kurulu etkin ve yaygın bir mücadele kararı aldı ve ilk adım olarak 27 Haziran'da 18 ilde bir çalışma düzenlendi. Bu çalışmaya 134 işyerinden 7500'e yakın mühendis mimar katılarak sorunları ve çözümlerini görüşerek uygulamaya yönelik kararlar aldılar. DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER, TÜTED örgütleriyle ortak çalışma kararı alınarak il toplantıları yapıldı. Bu toplantılardan sonra 19 Eylül 1979 tarihinde, sonrasında TMMOB yöneticilerinin yargılanmasına neden olacak olan, bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirildi.

19 Eylül 1979, on binlerce mühendisin iş bıraktığı ve yüz bini aşkın işçi, memur, teknik elemanın desteklediği bir eylemdir.

19 Eylül 1979, 70'li yıllardan itibaren emekten halktan yana bir mücadele veren TMMOB'nin eylemlerinin doruğudur.

19 Eylül 1979, işsizliğin, pahalılığın arttığı, örgütlenmenin ve toplumsal muhalefetin önünü kesme amaçlı faşist saldırıların, kitle katliamlarının, baskıların yaşandığı 1970'li yılların Türkiye koşullarında, kendini emekçi halkın bir parçası gören mühendis mimarların iktidarı uyardığı tarihtir.

19 Eylül 1979, bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak yürütülen ekonomik-demokratik hak arama mücadelesinin bir örneğidir.

19 Eylül 1979, mühendis, mimar ve şehir plancıların kendi güçlerine güvenmeleri gerektiğini, hakların ancak kararlılık, örgütlülük ve mücadeleyle alınabileceğini gösteren bir direniştir.

19 Eylül 1979, TMMOB'yi meslek alanlarına sıkıştıran, yalnızca bir meslek odası olarak gören anlayışlara atılan tokatlardan biridir.

TMMOB'nin üyelerinin büyük çoğunluğunu oluşturan ücretli mühendis mimarların haklarının her geçen gün tırpanlandığı, işsiz mühendislerin sayısının gün geçtikçe arttığı günümüzde 19 Eylül'ü yeniden hatırlamak gerekiyor. Emek mücadelesine etkili, sonuç alıcı eylemliliklerle katılmayan bir TMMOB'nin oluştuğu günümüzde, bu gerilemede payı olanlara bir zamanlar TMMOB ve mücadele tarihini yeniden hatırlatmak gerekiyor. Bugün 19 Eylül'ü sadece hatırlamak değil, geleceği geçmişten aldığımız derslerle kendi ellerimizle kuracağımız günler için mücadele etmek, yeni 19 Eylül’ler yaratmak gerekiyor.

+İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağımızı ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin etkili bir parçası yapma uğraşımızdan vazgeçmeyeceğimizi Teoman Öztürk'ün o dönemki sözleriyle bir kez daha söylüyoruz:

Şimdi görev, bu eylemi abartmadan ve küçümsemeden; örgütlülük düzeyimizi daha da geliştirmek, işyeri temsilciliklerini yaygınlaştırmak ve güçlendirmek, önümüzdeki mücadelelere en etkin bir biçimde katılmak olmalıdır. Önümüzde zor günler vardır. Sömürüye, baskıya, zulme karşı, emperyalizme ve faşizme karşı daha tutarlı ve etkili mücadeleler gündemdedir.

Grevli-toplu sözleşmeli sendikal hakları, güncel ekonomik-demokratik hakları alma mücadeleleri gündemdedir. Tüm hakların çalışanların ve örgütlerinin hem kendi içlerinde ve hem de birlikte verecekleri sürekli ve güçlü mücadelelerle alınacağı bir an bile unutulmamalı, bu yolda her gün bir öncekinden daha tutarlı, sağlıklı ve güçlü adımlar atılmalıdır.

Bu mücadelelerle gelecek günlerin aydınlık olacağından, tüm hakların alınacağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ...

SELAM 19 EYLÜL’Ü GERÇEKLEŞTİRENLERE...

SELAM GELECEK 19 EYLÜL'LERE...

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME Dergisi

14 Eylül 2009 Pazartesi

Teoman Öztürk Anıldı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin 1973-1980 yılları arasında başkanlığını yapan, mühendis-mimar hareketinin toplumcu bir çizgiye sahip olmasında önder ve yiğit kişiliği ile ön saflarda yer alan, TMMOB ile bütünleşen Teoman Öztürk ölümünün 15. yıldönümünde 11 Temmuz Cumartesi günü düzenlenen çeşitli etkinliklerle anıldı.

Öztürk için ilk anma töreni Karşıyaka mezarlığındaki mezarı başında gerçekleştirildi. Teoman Öztürk‘ün ailesi veyakınlarının, içlerinde İvme Dergisi okurlarının da bulunduğu TMMOB üyelerinden yaklaşık 50 kişinin katıldığı törende, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve Öztürk‘ün arkadaşları Haydar İlker, Ömer Yener ve Hüseyin Yeşil birer konuşma yaptı.

Öztürk‘ü anmak için ikinci etkinlik İMO Teoman Öztürk Salonu‘nda gerçekleştirildi. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı‘nın konuşmasıyla başlayan etkinlik slayt gösterisi ve Ahu Sağlam dinletisi ile devam etti.

Etkinlik, Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. İşaya Üşür ve Prof. Dr. Aziz Konukman‘ın konuşmacı oldukları "Kapitalist Küreselleşmenin Küresel Krizi" paneli ile sona erdi.

Teoman Öztürk'ü Anıyoruz

Teoman Öztürk Anma

Yer: İvme Dergisi (Abide-i Hürriyet Cad. Yasemin Apt. No: 283/15 Şişli İstanbul)

Tarih: 10 Temmuz 2009

Saat: 19.30

Teoman Öztürk'ü Anıyoruz

Teoman Öztürk Anma

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin 1973-1980 yılları arasında başkanlığını yapan, mühendis-mimar hareketinin toplumcu bir çizgiye sahip olmasında önder ve yiğit kişiliği ile hep ön saflarda yer alan, TMMOB ile bütünleşen Teoman Öztürk ölümünün 15. yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılacak.

11 Temmuz 2009

ANIT MEZAR

14:00 Araç Hareket - Mithatpaşa Cad. No: 52 Kızılay
14:30 Anıt Mezarda Anma (Karşıyaka Mezarlığı C/8 Ada, 1847 Parsel)

İMO TEOMAN ÖZTÜRK KONFERANS SALONU
(Necatibey Cad. No: 57 Ankara)

16:00 Teoman Öztürk‘ün Anısına
Mehmet Soğancı TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

Slayt Gösterisi - Teoman Öztürk Yaşıyor

Müzik Dinletisi - Ahu Sağlam

PANEL : Kapitalist Küreselleşmenin Küresel Krizi
Prof. Dr. Korkut Boratav
Prof. Dr. İşaya Üşür
Prof. Dr. Aziz Konukman

TMMOB Önündeyiz

Cumartesi günü yaptığımız basın açıklamasında da belirttiğimiz gibi gerçekler açıklanana ve adalet yerini bulana kadar her pazartesi TMMOB önündeyiz. Bugün de sabah saat 09:00'dan itibaren TMMOB önünde yerimizi aldık.

Taleplerimiz;

  • İMO'daki tüm bu süreçle ilgili tarafsız bir araştırma komisyonu kurulsun.
  • Bu süreçle ilgili gerçekler tüm devrimci demokrat kamuoyuna açıklansın.
  • Örgüt içi demokrasiyi tartışmak üzere TMMOB demokrat üye toplantısı yapılsın.

Bu taleplerimizi desteklemek isteyenleri imza kampanyamıza imza atmaya
çağırıyoruz.

TMMOB'de Demokrasi İstiyoruz !

http://tmmobdedemokrasiistiyoruz.com sitemizi ziyaret ederek desteğinizi verebilirsiniz.

10 Eylül 2009 Perşembe

Açıklama No.27: Gerçekler Açıklansın, Adalet İstiyoruz

İvme

TMMOB’nin mesleki demokratik kitle örgütü özelliği kazanması, TMMOB’yi TMMOB yapan gelenekler, devrimci-demokrat mühendislerin özellikle 70’li yıllarda vermiş olduğu mücadele ile sağlanmıştır. Teoman Öztürkler döneminde yaratılan bu gelenekler ve mücadale örgütü olma özellikleri ise 80 sonrası yitirilmeye başlanmıştır.

Son yıllarda ise, TMMOB etkin yönetimi tarafından, devrimci-demokrat mühendislerin çalışmaları açıktan engellenmeye başlanmış, örgüt içi demokrasi kanalları tıkanarak devrimci demokrat mühendisler TMMOB’den uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

İvme Dergisi’nin yetkin mühendislik konusundan başlayarak TMMOB içerisindeki tüm sorunları açığa çıkarma ve yanlışlıkları mahkum etme çabası, TMMOB’yi dönüştürme mücadelesi, TMMOB’ye hakim anlayışın devrimci-demokrat mühendislere olan tahammülsüzlüğünü iyice su yüzüne çıkarmıştır.

İşte bu tahammülsüzlük ve saldırganlık en sonunda, 11 Haziran’da İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Küçük Kurul’da İvme Dergisi üyelerine dönük fiziki linç girişiminin gerçekleştirilmesine kadar varabilmiştir.

İMO’da İvme Dergisi üyelerine ve okurlarına karşı 2008-2010 çalışma döneminin başından bu yana sistematik bir baskı ve tasfiye çabası sürmekteydi. Bu tasfiye operasyonu, önce İMO Ankara Şube’de Yönetim Kurulu yedek üyesi olan İvme dergisi üyelerinin toplantılara alınmaması ile başlamış, örgüt kurullarından İvme dergisi üyelerinin dışlanma çabası ile de devam etmiştir. Genç-İMO seçimlerinde öğrencilerin oyları ile seçilmiş temsilcilerin İvme’ye yakın olması sebebi ile atanmaması bu tasfiye çabasının bir başka adımı olmuştur. İMO’da, İMO etkin yönetimi anlayışı tarafından İvme Dergisi üyelerine yönelik sürdürülen sistematik baskı ve tasfiye çabaları, 14 Mart İMO Öğrenci Kurultayı ile beraber fiziki saldırı boyutuna varmıştır.

Öğrenci Kurultayı’nda Genç-İMO seçimlerinde yaşanan antidemokratik uygulamaları protesto amacı ile bildiri dağıtmak isteyen, aralarında İvme dergisi üyelerinin de bulunduğu öğrencilere İMO yöneticileri ve teknik görevlileri tarafından ana avrat küfürler eşliğinde tekme tokat saldırı gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıya arkadaşlarımız tarafından bir karşılık verilmemiş, bu yapılan saldırı Kurultay’da teşhir edilmiştir.

Bu saldırı İvme dergisi üyeleri tarafından, 4 Nisan’da TMMOB Danışma Kurulu’nda anlatılmış ve mahkum edilmiştir. Ne var ki TMMOB yönetimi de Oda yönetimleri de bu saldırıya karşı hiçbir tepki vermemişlerdir. Bu tepkisizlikten aldıkları güçle İMO yöneticileri İMO’da devrimcilere küfür ve hakaretlerine devam edebilmişlerdir. Bu hakaret ve küfürler Mayıs ayındaki Küçük Kurul’da “aydınlıkçı, faşist” gibi aşağılık bir noktaya vardırılmıştır.

3 Haziran’da İMO Ankara Şube Küçük Kurul’da bu aşağılık küfürlerin özeleştirisi istenmiş, bırakın özeleştiri vermeyi aynı küfürler İMO Merkez yöneticisi tarafından sahiplenilmiş ve aynı yönetecinin yarattığı provokasyonla da kavga çıkmıştır. Bu kavgada bazı İMO yöneticileri ve teknik görevlileri İvme dergisi üyelerine sopalar ile saldırmaya kalkmış, bu saldırganlar arkadaşlarımız tarafından engellenmiştir.

14 Mart’ta başlayan bu fiziki saldırılar, 3 Haziran İMO Ankara Şube Küçük Kurulu’nda yaşanan olaylardan sonra TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışı tarafından gerçekler çarptırılarak ve manipule edilerek siyasi bir linç kampanyasına evrilmiştir. TMMOB ve İMO etkin yönetim anlayışının gerçekleri bilinçli bir şekilde çarpıtarak başlattığı bu siyasal lince birçok Oda yönetimi de ortak olmuştur.

Bu siyasal linç ortamından güç alan İMO yönetimi 11 Haziran’da gizli bir Küçük Kurul örgütlemeye kalkışmıştır. Muhalif gördükleri hiçbir kesimi çağırmadıkları bu gizli Küçük Kurul’a katılmak için İMO’ya giden Küçük Kurul üyesi İvme Dergisi üyeleri ise karşılarında mühendis olmayanların çoğunluğunu oluşturduğu 100 kişilik bir kalabalık ile karşılaşmıştır. Bu kalabalık arkadaşlarımıza saldırmış, bu saldırıda kalabalıktan bazıları bıçak çekmiş, tam bir fiziki linç girişimi tezgahlanmıştır. Bu saldırı sonucu yaralanan arkadaşlarımız Küçük Kurul’a girmekte ısrarcı olunca bu defa karşılarında polisi bulmuştur. İşte TMMOB tarihinde bir ilk olarak, TMMOB YK Başkanı’nın da katıldığı bir toplantıya devrimcilerin katılımı polis barikatı ile engellenmiştir.

Yetkin Mühendislik, örgüt içi demokrasi kanallarının işletilmemesi, Odaların ticari ilişkileri, hizmet üretimi, yönetim anlayışı gibi konularda yaşanan savrulmalara karşı yürüttüğümüz mücadele karşısında statükoları sarsılmaya başlayan İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışı, devrimcilere karşı bıçaklı bir linç girişimi örgütlenmesine kadar işi vardırmıştır.

Şimdi soruyoruz; 11 Haziran’da İMO Küçük Kurul’a eli bıçaklı saldırgan grubu kim/kimler getirmiştir? TMMOB YK Başkanı’nın da bulunduğu bir ortamda gerçekleşen bu linç girişimine karşı TMMOB YK ne yapacak? 3 Haziran’da yaşananlar sonrası gerçekdışı açıklamalar yapan ve İvme’ye karşı siyasi linç girişimine ortak olan diğer Oda yönetimleri, 11 Haziran sonrası ne yapacaklar?

İvme dergisi olarak sol içi ilişkilerde de TMMOB zemininde de sorunların çözümünde şiddeti bir yöntem olarak savunmadık ve uygulamadık. Bundan sonra da aynı tavrımız sürecektir. TMMOB içerisindeki sorunları açığa çıkarma, bunları mahkum etme ve TMMOB’yi dönüştürme mücadelemize bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edeceğiz. İMO ve TMMOB etkin yönetim anlayışının örgüt içi demokrasi kanallarını tıkayarak bizleri tasfiye etme çabalarına, bu tasfiye çabaları başarılı olmayınca da küfür,hakaret ve saldırılara girişmelerine karşı duracağız. Tabii ki sağ yanağımıza yumruk atana da sol yanağımızı dönmeyeceğiz. Bu saldırı, küfür, hakaret ve linç girişimlerini TMMOB zemininde mahkum edeceğiz ve gerçekleri er ya da geç açığa çıkaracağız.

Taleplerimiz;
11 Haziran’da İvme dergisi üyelerine karşı gerçekleştirilen, bıçakların da kullanıldığı linç girişimi TMMOB ve Oda Yönetimleri tarafından mahkum edilmelidir.
İMO’daki süreci başından sonuna kadar incelemek üzere tarafsız bir komisyon kurulmalıdır.
TMMOB’de tüm demokrat üyelere açık, “örgüt içi demokrasi” konulu bir toplantı düzenlenmelidir.

Gerçekler açıklanana ve adalet yerini bulana kadar TMMOB önündeyiz.

Tüm devrimci-demokrat kamuoyuna duyurulur.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada Artı İvme

14 Kasım 2008 Cuma

İVME Açıklama No 19: TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ YÖNETİMİNİ EMEK DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ


Mimarlar Odası Ankara Şubesi etkin yönetim anlayışı, yönetimsel çelişkileri arttıkça, çözümü muhaliflerini istifaya zorlamakta, istifa etmezlerse işten atmakta buluyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerine katıldığı gerekçesiyle tutuklanarak 3 ay süreyle cezaevinde kalan mimar Alev Şahin, tahliyesinin ardından Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ndeki sekreter yardımcılığı görevine geri dönmüştür. Arkadaşımız işine döndükten sonra hayat görüşüne, yaşam tarzına ve mücadele anlayışına karşı bir ‘öteki’leştirme içerisinde yaklaşıldığını fark etmiştir. Şube yönetimi, önce yoğun bir iş yükü altında boğarak yıldırmaya çalışmış, bu yöntemle sonuç alamayınca 31 Ekim 2008 tarihinde kendisine hiçbir gerekçe göstermeden, ‘yönetim kurulu olarak istifanı uygun bulduk’ diyerek işten çıkartmıştır.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetiminin, arkadaşımızın işten çıkartılma süresinde göstermiş olduğu ‘ya bizdensin ya onlardan’ yaklaşımı, demokrasi söylemlerinin sahteliğini açıkça ortaya koymuştur. Alev Şahin, İvme Dergisi’nin yayın kurulu üyesi olduğu için işten çıkartılmıştır. Nitekim yazılı olarak verilmeyen bu gerekçe görüşmelerde Şahin’e açıkça ifade edilmiştir. Hatta Sekreter Üye, yaptığı ilk görüşme sırasında ‘biz senin İvmeci olduğunu baştan beri biliyorduk’ gibi karşılığı olmayan polisiye söylemlere bile başvurmuştur.

İstifaya zorlanan arkadaşımız, kesin bir tavırla istifa etmeyeceğini önceki iki görüşmede açıkça ifade etmesine rağmen, yönetim adına bir kez daha görüşen Şube Başkanı, ‘uygun bulunan’ durumu kendisine aktarmıştır. Şahin ise her defasında, yukardan aşağıya alınmış bu siyasi kararın karşısında duracağını belirtmiştir.

Egemen sınıflar halkın en temel hak ve özgürlük taleplerinin karşısına polis copu, biber gazı, işkenceler ve f-tipleriyle çıkmakta; baskıya ve sömürüye direnip bağımsızlık ve demokrasi için mücadelede kararlı tutumlarını örgütlü mücadeleyle ortaya koyanları sindirmeye çalışmaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi de aynı tavrı göstererek, kendi üyesi ve çalışanını odada siyasi kimliğiyle var olduğu için işten çıkartmaktadır.

Ülkemizin bağımsızlık ve demokrasi tarihinde onurlu bir yeri olan, bugün sahip olduğu meşruiyeti geçmişte ödediği bedellerle kazanan TMMOB’ye bağlı bir odanın, hele ki geçmişte TMMOB’de devrimci-demokrat bir kırılmayı yaratan Teoman Öztürk’ ün de içinden geldiği bir odanın egemenler ile aynı bakış açısına sahip olması kabul edilemez.

Kendisini ‘Demokrasi İçin Mimarlar’ olarak tanıtan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimi, 40. Dönem Çalışma Programı’nda “İktidarını, … örgüt içi bir “yönetim oligarşi” sine dönüştüren anlayışlara karşı, oda içi demokrasinin yeniden inşasında aktif mücadele” edeceğini söylemektedir. Soruyoruz öyleyse; oda içi demokrasiyi kendisiyle aynı görüşte olmayan çalışanlarını işten çıkararak mı sağlayacaktır? Alev Şahin ne “suç” işlemiştir? Düşüncelerinden dolayı bir çalışanını gerekçesiz olarak işten atan bir yönetim, tam da iktidarını bir yönetim oligarşisine dönüştürmüş değil midir?

Sözde Demokratik Kitle Örgütü olma iddiası içerisinde olan Mimarlar Odası Ankara Şubesi etkin yönetim anlayışının kendi bünyesinde demokrasiyi algılayamadığı, demokratik bir işleyişe ne kadar yabancı olduğu bu karar ile birlikte net bir biçimde ortaya çıkmıştır.

- Çözümsüz kaldığı her noktada, yönetimsel başarısızlıklarını ört-bas etmek için çalışanlarını istifaya zorlayan,

- Herkese ‘eşit uzaklıkta ve tarafsız olduğunu söyleyen, buna rağmen kuyruk siyaseti güden,

- Mimar personelini işten çıkartmaktaki gerekçesini kendisine bile açıklayamayan, hatta bu karar arkadaşımıza açıklanırken köşe kapmaca oynayarak göz göze gelmekten bile kaçınan,

- Devrimci, demokrat bir üyesini ve hatta delegesini, tamamen siyasi bir kararla, işten çıkartmaya kadar giden etkin yönetim anlayışını Demokrasiye Davet Ediyoruz.

Bizler, İvme Dergisi olarak, Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetiminin bu emek düşmanı yaklaşımını kınıyoruz. Bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı, bu anlayışı mahkum edene dek mücadelemizi sürdüreceğimizi, bulunduğumuz her platformda bu düşmanca tavrın hesabını soracağımızı buradan tüm kamuoyuna duyuruyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME DERGİSİ

21 Ekim 2008 Salı

Açıklama No.17: Devrimci Mühendis Hasan Balıkçı'nın Yolunda Mücadeleye Devam


18 Ekim 2002’de Şanlıurfa’da bölgesel Susurlukçular tarafından öldürülen devrimci mühendis Hasan Balıkçı mücadelemizde yaşıyor.
Hasan Balıkçı 1961 yılında Adana Seyhan ilçesine bağlı Kayışlı köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde bitirdikten sonra orta ve lise eğitimini Adana merkezde tamamladı. Dar gelirli, dokuz çocuklu bir ailedendi. Yüksek öğrenimine İstanbul’da devam ederken zor koşullarda hem okuyor hem de çalışıyordu. Zaten daha ilkokul çağına bile gelmeden Çukurova’nın tarlalarında ırgat olarak çalışmaya başlamıştı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 1987 yılında elektrik mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül 1980 açık faşizmi üniversite öğreniminin gecikmeyle bitmesine neden oldu. 1988 yılında mücadele ve okul arkadaşı Şengül ile evlendi. Öldürüldüğünde büyük kızı Açelya dokuz, küçük kızı Ayça İdil ise iki yaşındaydı.
1989 yılında TEK’te çalışmaya başladı, ilk görev yeri olan Ağrı’da dört yıl kaldı. 1993 yılında Adana TEDAŞ’ta göreve başladı.
Hasan Balıkçı, lise yıllarında başladığı hak ve özgürlükler mücadelesini öldürüldüğü güne kadar onurlu bir şekilde devam ettirmiştir. Üniversite yıllarında 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneklerinin kurulmasında devrimci bir öğrenci olarak, doksanlı yılların başında da kamu emekçilerinin örgütlenmesinde öncülük eden devrimci bir mühendis olarak çalıştı. Enerji-Yapı-Yol-Sen’in kurucularından biri olarak devrimci sendikacılığın onurlu bir temsilcisi idi. 1998-2002 yılları arasında EMO Adana Şubesi yönetiminde saymanlık görevi ve TMMOB İKK sekreterliği görevini başarıyla yaptı.
Balıkçı’nın örnek davranışları ve ikna yeteneği sayesinde düşmanları bile ona saygı gösterirdi. Halkını anlayan ve bıkmadan bilinçlendirmeye çalışan Hasan Balıkçı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde hep ön saflarda yer almış, ülkemizdeki faşist baskı ve katliamlara sessiz kalmamış, onurlu bir devrimci olarak sürekli halkının ve haklının yanında yer almıştır. Özellikle cezaevlerindeki siyasi tutsaklara karşı yapılan hak gasplarına karşı onlarla dayanışmayı bir görev olarak algılamış, bu nedenle defalarca soruşturmaya ve disiplin cezalarına uğramıştır.
Adana TEDAŞ’ta görev yaptığı son yılda büyük ölçekli sanayi kuruluşlarının denetim mühendisi olmuştur. Büyük sanayi kuruluşlarına kaçak elektrik kullanmalarından dolayı büyük cezalar kesmiş, fabrikaların elektrik sayaçlarını fabrika dışına aldırmış ve bunun neticesinde TEDAŞ zarar eden bir kuruluş olmaktan kurtulmuştu. Fabrika sahiplerinin eski işleyişe dönebilmek için teklif ettikleri büyük miktarlarda rüşvetler, her onurlu devrimcinin yapacağı gibi Balıkçı tarafından da reddedilmişti. Tehdit edilmiş, aldırmamış, doğru bildiği yolda devam etmiştir. Durumdan rahatsız olan fabrika patronları hem siyasal güçlerini kullanarak hem de rüşvet çarkından nemalanmak isteyen TEDAŞ üst yönetimindeki kimi yöneticilerle işbirliğine girerek, Hasan Balıkçı’yı Urfa’ya sürgün ettirdiler. Sürgünden 45 gün sonra da Bölgesel Susurlukçular tarafından Balıkçı, 18 Ekim 2002 tarihinde katledildi.
Hasan’ın bu onurlu duruşu çoğu zaman insanlarda kafa karışıklığı yaratmıştır. Nasıl oluyor da sisteme, düzene karşı mücadele eden bir insan, devletin kurumu olan TEDAŞ elektriğinin yağmalanmasına hayatı pahasına göz yummamıştır. Hayatta iken sorulduğunda Hasan “Bakın... Şu gördüğünüz fabrikalardan sadece biri, şu yoksul beş mahalleden fazla elektrik harcar, fakir, yoksul halk elektrik parasını ödüyor da patronlar neden ödemesin, fatura yoksul halka kesiliyor” derdi. Devrimci olmanın ölçütü de bu ve benzeri her türlü haksızlığa her koşulda karşı çıkmaktı Hasan için. Onurla gururla söyleyebiliriz ki sadece devrimci insanlar ülkesi ve halkı için karşılıksız mücadele eder.
Hasanın cenazesi binlerce seveni tarafından kaldırıldı ve denilebilir ki 12 Eylülden sonra Adana da ilk defa bir cenaze bu kadar insan tarafından sahiplenildi. Kiralık katiller tesadüf olarak Urfa da yakalandı cinayeti azmettiren patronun ismini itiraf ettiler ve duruşma süreçleri başladı. Başta Hasan’ın sevenleri, EMO, Devrimci dostları ve ailesinin kamuoyu yaratması neticesinde altı ay sonra bir patron tutuklandı ve diğer çete üyelerine dokunulmadı. TEDAŞ müdürünün bu organizasyonda olduğu avukatlar tanıklar ve belgelerle ispatlamasına rağmen TEDAŞ ve bağlı olduğu bakanlık duruşmalara müdahil olmadı. Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Yargıtay davayı iki defa bozdu. Altıncı yılda dava hala devam ediyor. EMO, devrimci arkadaşları, ailesi ve eşi zor koşullarda her ay Urfa’ya bu duruşmalara gidiyor. Mahkeme ise bırakın bölgesel Susurluk'u ortaya çıkartmayı suçu sabit görülmüş ve hüküm verilmiş davayı sonuçlandıramıyor.
Bizler bir kez daha Hasan Balıkçı nezdinde halka dönük tüm katliamlar için adalet istemeye devam ediyoruz. Balıkçı’nın bizlere bıraktığı onurlu, yurtsever, devrimci mücadeleyi devam ettireceğimize söz veriyoruz. Devrimci mühendis Hasan Balıkçı yolumuzu aydınlatıyor.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA NO.16: Makina Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası Yöneticileri TMMOB Genel Kurul Kararlarını Tanımıyor


Mayıs 2008 de yapılan TMMOB 40. Genel Kurulu, 60. Hükümetin AKP’li beş mühendis bakanının üyeleri oldukları odaların onur kurullarına sevk edilmesine karar vermişti. TMMOB Genel Kurul kararın tam metni aşağıdadır:

"60. Cumhuriyet Hükümeti‘nin mühendis kökenli Bakanlarından, Metalurji Mühendisi Hilmi Güler (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı), İnşaat Mühendisi Faruk Nafiz Özak (Bayındırlık ve İskan Bakanı), Gemi Mühendisi Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı), Makina Mühendisi Mehmet Zafer Çağlayan (Sanayi ve Ticaret Bakanı) ve İnşaat Mühendisi Veysel Eroğlu (Çevre ve Orman Bakanı) Bakanlık görevlerini yürütürken, doğal kaynaklarımızın ve doğal varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi ve bu alanda kamusal ve toplumsal yararın öne çıkarılması yerine, bilime, tekniğe, mühendisliğin evrensel ilke ve doğrularına ve meslek etiğine aykırı uygulamaları ile doğal kaynaklarımızın yönetimi ve işletiminde, doğal varlıklarımızın, çevrenin, tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara taşınması süreçlerinde, tam anlamı ile bir yağma ve tahrip etme döneminin önünü açan karar ve uygulamaların öznesi olmuşlardır. Bu noktada ve konumda bulunan, yukarıda isimleri ve meslekleri belirtilen mühendis kökenli Bakanların, TMMOB Yasası ve TMMOB‘nin ilgili Yönetmelikleri gereğince, üyesi bulundukları Oda‘ların Onur Kurulları‘na, ODA‘LARINDAN İHRAÇ talebi ile sevk edilmeleri hususunda 40. Dönem TMMOB Yönetim Kuruluna görev verilmesine,”

TMMOB Genel Kurul kararı bu kadar açık bir şekildeyken, İMO ve MMO yöneticileri, birbirinin adeta karbon kopyası olarak kaleme alınmış yönetim kurulu kararlarıyla bu genel kurul kararını uygulamayacaklarını ilan etmişlerdir. Bunu yaparken de TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12. maddesine sığınmaya çalışmışlardır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 12 maddesi ise aşağıdaki şekildedir:


"Madde 12 - Disiplin işlemleri soruşturma ve kovuşturma olarak iki bölümdür. Disiplin kovuşturmasına yer olmadığına ya da Onur Kuruluna sevk edilmesine karar verilebilmesi için Oda Yönetim Kurulu tarafından ilk incelemenin ya da soruşturmanın yapılmış olması gerekir. Disiplin soruşturma ve kovuşturmalarında ilgiliye, kendisine yöneltilen suçun açık ve yazılı olarak bildirilmesi, yazılı savunmasının istenmesi ve bu savunma için 15 (on beş) günlük bir süre tanınması zorunludur."

Disiplin yönetmeliği, oda yönetimine bir üyeyle ilgili bir şikayet gelmesi veya bir üyenin mesleki konuda yönetmeliklere aykırı davranması durumunda, bu konu hakkında bir ilk inceleme yapması ve onur kuruluna sevk edilip edilmemesine karar vermesi yetkisi vermektedir. Oysa genel kurula gelen önergeler çerçevesinde yapılan tartışmalar sonrasında adı geçen mühendis beş bakanın onur kurullarına sevki zaten karar altına alınmış durumdadır. Oda yönetim kurulları bu kararları tartışamadan uygulamak zorundadırlar. Bu aşamadan sonra bir disiplin cezasına gerek olup olmadığına karar verecek olan organ onur kurulunun kendisidir. Ayrıca, oda yönetim kurulları bir ilk inceleme veya soruşturma yapmaya kendilerini yetkili görseler bile, ilgiliye kendisine yöneltilen suçun bildirilmesinin ve yazılı savunma istenmesinin zorunlu olduğu yönetmelikte açıkça ifade edilmiştir.
Genel Kurul kararı ve disiplin yönetmeliğinin 12. maddesi bu kadar açık ve net olarak ortadayken, İMO ve MMO yönetim kurulları, yönetmelikteki ön inceleme tanımlaması arkasına gizlenerek, fakat adı geçen bakanlardan savunma istemeyip 12. maddeyi de ihlal ederek, AKP’li bakanlar adına adeta savunma kaleme almışlardır.
Bu İMO ve MMO yöneticilerine göre, AKP’li bakanlar, 1950’lerden beri uygulanan ve ülkemizi ve kaynaklarımızı emperyalist sömürüye açan politikaların yalnızca “masum” uygulayıcısıdırlar. Yani bu politikaları, ilk bu AKP’li bakanlar yürürlüğe koymadıkları ve bu gün “çaresiz” durumda bu politikaları uyguladıkları için, ülke kaynaklarımızın emperyalist tekellere peşkeş çekilmesinden sorumlu tutulamazlar. İMO ve MMO yöneticilerine göre, bu tür suçlamalar bu “masum” beş bakan için “abartılı” suçlamalardır.
İMO ve MMO yöneticileri mantık sınırını öyle bir zorlamışlardır ki, onların mantığına göre, ülkemizi talana ve halkımızı yoksulluğa mahkum eden politikalardan bugün için herhangi bir politikacıyı suçlamak dahi mümkün değildir. Bir adım daha ileri gidilse, sorumlusu ortada olmayan bu politikalara dahil olmakta da bir sakınca yoktur. Nasılsa sorumlular ta 50–60 yıl öncesinin politikacılarıdır. O halde, nasılsa bu politikalar yürürlükte olduğuna göre, AB projeleri içinde yer alınabilir, hatta bu projeler için AB fonlarından bile yararlanılabilinir. Ve hatta henüz yeni sömürüye açılan mühendislik hizmet alanlarında da, yetkinlik, uzmanlık veya yetkili mühendislik gibi projelerle bu politikaların bir bileşeni bile olunabilir. Bu mantığa göre, sistemin tüm kurumları da “masum” kabul edilebilir ve bu kurumların iftar yemeklerinde de boy göstermekte sakınca yoktur.
Tüm bunlar yapılırken de, bunların Teoman Öztürk’ün çizgisinin devamı olduğu iddia edilebilir. Emperyalist sömürüye karşı çıkanlar ise, İMO karar metninde yazıldığı gibi, “1970’ler ve özellikle de Teoman ÖZTÜRK döneminden beri TMMOB’nin izlediği geleneksel çizgiden ciddi bir sapma olarak” değerlendirilebilir.
İMO yöneticilerinin karar metinlerinde yazmış oldukları gibi, “Bu Genel Kurulda gerek TMMOB’nin iç yaşamı gerekse izlediği geleneksel toplumcu, devrimci, demokrat, yurtsever bağımsız çizgide bir iç “kırılma” yaşanmıştır.”
Fakat bu kırılma, TMMOB genel Kurul kararını uygulamak yerine, “ilk inceleme” adı altında AKP’li bakanlar adına savunma metinleri yazan ve TMMOB’yi sistemin bürokratik bir kurumu durumuna getirmeye çalışan ve ne yazık ki şu anda etkin bir şekilde yönetimlerde bulunan anlayış ile; devrimci, demokrat, yurtsever mühendis, mimar kitlesi arasında yaşanmıştır.
Şimdi bu konu İMO ve MMO Onur Kurullarının görev alanına girmiş durumadır. TMMOB Disiplin Yönetmeliğinin 6/b maddesine göre İMO ve MMO onur kurulları, TMMOB’nin devrimci, demokrat, yurtsever tabanının konuya ilişkin itirazını ele almak zorundadır.
Devrimci, demokrat ve yurtsever mühendislerin sesi olan + İVME dergisi olarak konunun takipçisi olacağımızı ve TMMOB’yi geri bir çizgiye çekmeye çalışanlardan TMMOB platformlarında hesap soracağımızı ilan ediyor, tüm sağduyulu TMMOB üyelerini göreve çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

Açıklama No.15: TMMOB Yöneticileri Emniyet Müdürünün Verdiği İftara Katılıyor


Ankara Emniyet Müdürü tarafından verilen iftar yemeğine TMMOB Yönetim Kurulu üyesi de katıldı.

10 Eylül 2008 tarihinde Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, Ankara Liman Restorant’ta bir iftar yemeği verdi. Yaklaşık 120 kişinin hazır bulunduğu iftar davetinde KESK ve İHD’nin de içinde bulunduğu kurumlar arasında TMMOB de yönetici düzeyinde temsil edildi.
İlk bakışta, resmi bir kurum tarafından verilen bir iftar yemeğine protokol kapsamında bir temsilci gönderilmesi olağan ve sıradan bir olay gibi gelebilir. Fakat konu biraz daha irdelenirse, bu durumun TMMOB yönetim anlayışında son 8-10 yıldır yaşanan dönüşümün yeni bir halkası olduğu hemen anlaşılır. Önce “böyle bir iftar yemeğine katılmak ne anlama gelmektedir” sorusunun yanıtını bulmak için biz de birtakım sorular soralım.

1. TMMOB’nin kendi etkinlik alanında iletişim içinde bulunabileceği kurumlar bellidir. Emniyet Müdürlüğü bu kurumlar arasında yer almakta mıdır? Aldığı düşünülüyorsa bunun gerekçesi nedir?
2. Kendini her açıklamasında halktan ve emekten yana bir örgüt olarak tanımlayan ve belli bir dünya görüşü olduğunu vurgulayan TMMOB yöneticilerinin, emeğin haklarını korumak isteyen her kişinin ve her eylemin karşısında yer alan Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği bir davete katılması ne anlama gelmektedir?
3. Hem emek karşıtı saflarda yer alan Emniyet Müdürlüğü ve TOBB gibi kurumlar ile aynı sofraları paylaşıp, hem de bu kurumları karşısına alarak verilmesi kaçınılmaz olan hak mücadelesini TMMOB nasıl verecektir?

Kendilerini demokratlığın ve laikliğin savunucusu olarak gösteren TMMOB etkin yönetim anlayışının artık Emniyet’in iftar yemeklerinde bile boy göstermeye başlamaları ve bu davranışın oluşturduğu siyasal sorumluluk başta TMMOB Başkanı olmak üzere TMMOB Yönetim Kurulu’nun tümüne aittir.
Bu davranış, son TMMOB Genel Kurulu’nda hükümette yer alan TMMOB üyesi AKP’li bakanların, mesleki bilgi ve becerilerini suiistimal ettikleri gerekçesiyle meslekten men istemiyle Onur Kurulu’na gönderilmesi önerisine TMMOB etkin yönetim anlayışı tarafından karşı çıkılması ve Genel Kurulun aldığı karara karşın bu kararları uygulamama tavrıyla da örtüşmektedir.
1 Mayıs’larda bağlı Odaları’nın binalarını basan, üyelerine saldıran Emniyet Müdürlüğü mensuplarıyla aynı sofrada iftar yapmakla, bu uzlaşmacılıkla, bu icazetçi anlayışla TMMOB yönetimi neyin mücadelesini vermeyi düşünmektedir? Bu davranışı, sürekli gururla söz ettikleri TMMOB’nin şanlı tarihi içinde nereye oturtmaktadır?
Bizler, TMMOB’yi sistemin herhangi bir bürokratik kurumu gibi yönetmeye çalışan yönetim anlayışını şiddetle kınıyor, tüm devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancıları görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME

AÇIKLAMA 14: 19 EYLÜL 1979 - TMMOB Tarihinde Unutulan Bir Gün



19 Eylül 1979, devrimci mühendis ve mimarların gerçekleştirdiği bir günlük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB tarafından, 54 ilde 736 işyerinde 100 binden fazla mühendis ve mimarın katılımıyla gerçekleştirilen büyük iş bırakma eyleminin tarihidir. 19 Eylül 1979, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günüdür.

1954 yılında Menderes hükümeti tarafından sistemin bürokratik bir kurumu olarak kurulan TMMOB, ülkemizde yükselen toplumsal muhalefete paralel olarak, 1973 yılından itibaren devrimci, demokrat, yurtsever mühendis ve mimarların yönetimlere gelmesiyle birlikte önemli bir dönüşüme uğramıştır. Bu tarihten itibaren, TMMOB sistemin kendisine yüklemeye çalıştığı rolleri reddederek kendini doğal olarak emekten ve halktan yana bir örgüt olarak tanımlamış ve bir yandan mühendis ve mimarların özlük haklarına sahip çıkarken, diğer yandan yükselen toplumsal mücadelenin önemli bir bileşeni olmuştur.

1970’li yılların sonuna doğru ekonomik koşullar ağırlaşmış, dolar karşında TL önce Şubat 1978’de %38 ve ardından Eylül 1979’da %32 devalüe edilerek toplam %82 değer kaybına uğramıştır. Ülkemizin ekonomisine uluslararası emperyalist tekeller adına IMF tarafından müdahale edilmeye başlanmış, hak arama mücadelesi ise her gün onlarca kişinin hayatını yitirdiği faşist saldırılarla bastırılmaya çalışılmıştır.

Böyle bir ortamda, tüm emekçi halkımızla birlikte mühendis ve mimarlar da hızla yoksullaştırılmıştır. Artık devrimciler tarafından yönetilen TMMOB bu süreçte kendi doğal ve toplumsal görevini yapmak üzere harekete geçerek siyasal iktidara karşı bir hak arama mücadelesi başlatmıştır.

1979 yılında yapılan TMMOB Genel Kurulu ve ardından yapılan Danışma Kurulu toplantılarında alınan kararlar doğrultusunda önce 29 Haziran 1979’da 18 ildeki 134 işyerinde toplam 7500 mühendis ve mimarın işyerlerinde sorunları tartışmak üzere yarım günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından DİSK, TÖB-DER, TÜM-DER ve TÜTED’in katılımıyla geliştirilen ortak çalışma sonucunda işyeri ve bölge toplantılarıyla çalışmalar sürdürülmüştür.

Bu gelişmelerin ardından Teoman Öztürk’ün başkanlığını yaptığı TMMOB, 19 Eylül 1979 tarihinde ülke çapında bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilmesine karar vermiştir. Eylemin amacı TMMOB tarafından;

“Yaşamak, bilim ve tekniği emekçi halkının hizmetine sunmak isteyen Türkiye mühendis ve mimarları haklı isteklerini gerçekleştirmek için, bugüne dek, gerekli her şeyi yapmışlardır. Bugün haklı isteklerini gerçekleştirecek konum ve etkinliktedirler.
Türkiye mühendis ve mimarları gerek tek başlarına gerekse diğer çalışanlarla birlikte etkin bir mücadeleyi sürdürmeye kararlıdırlar ve bu yolda bugün her zamankinden daha da güçlüdürler.
Gerek diğer çalışanların da desteğini alarak sürdürdüğümüz iç çalışmalarımızın; mutlaka başarıya ulaşacağına inanıyoruz.
Haklarımızı elde etme yolunda verdiğimiz ve güçlendirerek vereceğimiz mücadeleler sırasında gelen ve gelecek olan baskı ve saldırıların bizleri yıldırmayacağı konusunda kimsenin kuşkusu olmamalıdır.”
sözleriyle açıklanmıştır.

19 Eylül 1979 eylemi dönemin Ecevit hükümeti tarafından yasadışı ilan edilirken, eylem, 54 ildeki 736 işyerinde 100 bini aşkın mühendis ve mimarın iş bırakmasıyla, büyük bir başarıyla gerçekleştirilmiştir. Bu eylemin ardından kamuda çalışan birçok TMMOB üyesi ve yöneticisi kovuşturmaya uğramış ve işten el çektirilmiştir.

Bu büyük eylemin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ise, 19 Eylül eylemi nedeniyle başta TMMOB başkanı Teoman Öztürk olmak üzere TMMOB yöneticileri Anayasayı tebdil, tadil ve ilga suçunu işledikleri gerekçesiyle idamla yargılanmış ve yıllarca hapis yatmışlardır.
19 Eylül eylemiyle ilgili olarak o tarihte TMMOB başkanı Teoman Öztük tarafından bu eylem,

19 EYLÜL EYLEMİ, TÜM EMEKÇİLERİN VE ÖRGÜTLERİNİN FİİLİ BİRLİKTELİĞİNİN BİR SİMGESİDİR, GELECEĞE IŞIK TUTACAKTIR, MÜCADELEDE ÖNEMLİ BİR ADIMDIR.

sözleriyle anlatılmış olsa da, bu tarihten sonra geçen 29 yıl boyunca bu büyük eylem, bugüne kadar, TMMOB yöneticilerince bir daha hatırlanmamış ve gündeme getirilmemiştir. Bunda, 12 Eylül döneminin baskıcı koşulları kadar, bugün artık TMMOB’yi yeniden sistemin bürokratik bir kurumu haline getirmeye çalışan TMMOB yöneticilerinin 19 Eylül’ü hatırlamak ve hatırlatmak istememeleri de etkilidir.
Fakat devrimci, demokrat ve yurtsever mühendis, mimar ve plancılar elbette kendi örgütlerinin tarihine ve bu tarihin öğrettiği mücadele anlayışına sahip çıkacak ve TMMOB’yi yeniden emekten ve halktan yana bir mücadele örgütü haline dönüştüreceklerdir.

+ İVME Dergisi olarak TMMOB’nin mücadele tarihini unutturmayacağız ve TMMOB’yi yeniden toplumsal mücadelenin bir parçası yapma uğraşımızdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.

Sözlerimizi, TMMOB mücadele tarihinin en önemli günü olan 19 Eylül 1979 eylemiyle ilgili olarak, Başkanımız Teoman Öztürk’ün sözleriyle bitiriyoruz.

YAŞASIN 19 EYLÜL DİRENİŞİMİZ...
SELAM 19 EYLÜLÜ GERÇEKLEŞTİRENLERE...
SELAM GELECEK 19 EYLÜL’LERE...

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+ İVME