Güler Zere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güler Zere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2010 Pazartesi

İvme, Güler Zere'yi Ziyaret Etti




Aylardır süren mücadele ve Güler Zere'nin hastalığının ilerlemesi sonucunda Güler Zere 6 Kasım 2009 Cuma günü Cumhurbaşkanı'nın 104. madde kapsamında yetkisini kullanmasıyla tahliye edilmişti. Kanser hastası, devrimci tutsak Güler Zere'yi artık tanımayan yok. Güler Zere tecrite karşı verilen mücadelenin sembollerinden biri oldu.

Türkiye solunun pek de başarılı olmayan ortak mücadele sürecine olumlu bir halka eklendi Güler Zereye şahsında somutlanan "Hasta tutsaklara Özgürlük" kampanyasıyla. Herkese mücadele edilerek ancak kazanılabileceğini bir kez daha gösterdi Güler Zere eylemleri. Verilen mücadeleler sonucunda Güler'in tahliye edilmesi önemli bir kazanımdı ve tüm demokratik kamuoyuna moral verdi.

2 Ocak Cumartesi günü İvme Dergisi olarak Güler Zere'yi, tedavi altında olduğu Küçük Armutlu'daki evinde ziyeret ettik. Hapishane koşuları, tutsaklık dönemi, verilen mücadele üzerine uzun ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Güler Zere'nin durumunda önemli ilerlemeler gözlemledik. Morali yüksek olan Güler Zere dostlarının desteği ile kansere karşı mücadelesini de kararlılıkla sürdürüyor. Tüm devrimci demokrat kamuoyunu Güler Zere'ye destek ziyaretine bekliyoruz.

6 Kasım 2009 Cuma

Güler Zere İçin Adli Tıp Raporu Nihayet Verildi

Güler Zere

Bugün toplanan Adli Tıp Genel Kurulu'dan "Güler Zere cumhurbaşkanlığı affından yararlanabilir" raporu çıktı. Fakat devrimci tutuklu Güler Zere'nin şu ana kadar hiç bir şekilde af talebi ve bu yönde bir başvurusu olmamıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise açıkça "Kendisi böyle bir başvuruda bulunursa affederim" diyerek Güler Zere'nin yasalarca da özgürlük hakkının verilmesi gerektiği gerçeğini perdelemek ve özgürlük hakkını kendilerinin bir lütfuymuş gibi göstermeye çalışmak istemiştir.
Kurul'dan çıkan rapor Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı'na fakslandı. Raporun yarın Gül'ün önünde olması bekleniyor.

30 Ekim 2009 Cuma

Güler Zere İçin Açlık Grevi Başladı

24 Ekim 2009 Cumartesi günü İstanbul Okmeydanı Sibel Yalçın Parkı'nda Tecrite Karşı Mücadele Platformu bileşenleri 3 günlük açlık grevine başladıklarını duyurdu. İvme Dergisi adına bir Yayın Kurulu üyemiz de destek amacıyla 3 günlük açlık grevine başladı.

Parkın girişine "Güler Zere ve Hasta Tutsaklar İçin 3 Günlük Açlık Grevindeyiz" yazan bir pankart asan Platform üyeleri girişte duvara bir Güler Zere maketi yerleştirdiler.

"Keyfiyete Son Verin Güler Zere'yi Serbest Bırakın" yazan bir pankart açılan eylemde; "AKP Bürokrasisi Güler Zere'yi Ölüme Terkediyor, Dr. Melek Erkişi Güler Zere'nin Ölüme Terkedilmesinden Sorumludur" yazan dövizler taşındı.

Platform adına basına bir açıklama yapan TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşcı; "100 günü geçen zaman içinde insanı hasta eden bürokrasiyi bile işletmemişler, bu konuda özel bir irade ortaya koyarak yazışmaları dahi yapmamışlar, sorulduğunda ise bunu saklamışlardır. Bunu yapmış olsalardı bile herhangi bir engelin bulunmadığı gerçeğiyle yüz yüze geleceklerdi" dedi.

"Güler Zere'ye Özgürlük, Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın, Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur" sloganlarının atıldığı eylemden sonra parka kurulan çadırların altına geçilerek açlık grevine başlandı.

Eyleme destek vermek için gelen Grup Yorum üyeleri; "Bu direnişte beraberiz, burada türkülerimizi Güler Zere için söyleyelim" diyerek bir dinleti verdiler.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Açıklama No. 30 Kanser Hastası Devrimci Tutsak Güler Zere' nin Serbest Bırakılmaması Cinayettir.Cinayete Seyirci Kalmayalım.

Adana'da Balcalı Hastanesi'nin bodrum katında, morgun hemen yanındaki, tutuklulara ayrılmış hücrede bir ölüm kalım mücadelesi veriliyor. Bu mücadeleyi veren 37 yaşındaki Güler Zere 14 yıldır hapistedir. Yakalandığı ağız içi kanserinin zamanında teşhis edilmemesi ve tedavisinin bilinçli olarak geciktirilmesi dolayısıyla şu anda hastalığının son aşamasındadır.
Bir kanser hastası 16 metrekarelik havasız, dışı delikli sacla kaplanmış 50 cm’lik bir penceresi olan, banyosu bile olmayan bir odada tutuluyor. Hijyenin gerekli olduğu bir hastalıkla mücadele ederken çarşafları ancak haftada bir değiştiriliyor. Morale ihtiyacı varken kapısının önünde sürekli yüksek sesle konuşan askerler nöbet bekliyor, radyoterapiye gitmek için ellerinde kelepçe ile asker eşliğinde uzun bir yol yürütülüyor. İlerlemiş bir kanser hastalığının böyle koşullarda tedavisi mümkün olabilir mi?
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı 22 Haziran 2009 tarihli raporunda açıkça belirtti: "(...) hasta ağır özürlü sayılır. Yaşamı ağır risk altındadır. Radyoterapi de dahil, yoğun ve ağır bir tedavi gerekebileceğinden bu koşulların sağlanabileceği bir sağlık kuruluşunda tedavi edilmelidir. Hapishane koşullarında bu bakım ve tedavinin sağlıklı olarak yerine getirilmesi mümkün değildir”. Avukatların raporlara dayanarak yaptığı tahliye taleplerine aylarca hiçbir yanıt verilmedi, bu sırada hastalık ilerlemeye devam etti. Ardından nedense Güler Zere yeniden rapor almak üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Kanseri son aşamadaki bir hasta için son derece acılı, işkenceli bir yolculukla İstanbul’a getirildi ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi 2 hafta geçtikten sonra Güler Zere’nin cezasının infazına devam edilebileceği yönünde karar verdi. Kontrgerilla katillerini ve tacizci sapıkları aklayan raporlar vermekten çekinmeyen Adli Tıp Kurumu doktorları, konu bir devrimcinin yaşamı olduğunda, ettikleri hipokrat yeminini ve insanlıklarını unutarak, şu an damağı tümüyle alındığı için yalnız başına beslenmesini bile sağlayamayan bir hastanın mahkumiyetine devam yönünde rapor verebiliyor.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun hapishane koşullarında tedavisi mümkün olmayan hasta hükümlülerin cezasının infazının ertelenmesi gerektiği hükmünü içermektedir. Yani devlet, şu an Adli Tıp eliyle kendi yasasını uygulamamanın çabası içindedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç tüzüğünün 39. maddesinde Güler Zere gibi ölüm riski taşıyan herkes için geçici tedbir uygulaması varken, AİHM de kendi hukukuna aykırı davranarak Adli Tıp raporunu destekliyor. Neden mi? Çünkü Güler Zere’nin durumu emperyalizmin onayı ve desteğiyle ülkemize yerleştirilmiş olan F Tipi hapishanelerin ve tecrit politikasının doğrudan bir sonucudur. Dün hücre tipi hapishanelerin açılmasını savunan, mahkumların bu hapishaneye nakli için yapılan 19 Aralık “Hayata Dönüş” katliamı karşısında sesini çıkarmayan AİHM, elbette bugün de Güler Zere ile ilgili Adli Tıp Kurumu kararını destekleyecektir.

Tecrit öldürüyor!

Hücre tipi cezaevi modelinin uygulanmasından bu yana, yüzlerce tutuklu ve hükümlünün ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yakalandığı biliniyor. Tecritte mahkumlar fiziksel ve psikolojik hastalıklara davetiye çıkaran koşullarda tutuluyor ve bir hastalık durumunda tedavileri bilinçli olarak geciktirilerek ya da engellenerek erken teşhis edildiği takdirde iyileşmesi mümkün olan hastalıklarda düzelme imkanı ortadan kaldırılıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Dr. Metin Bakkalcı 2008 yılında hapishanelerde sağlık sorunu nedeniyle tahliye edilmesi gerekirken edilmeyip hayatını kaybeden kişi sayısını 39 olarak açıkladı. Elbette bu TİHV’in bilgisine ulaşabildiği ölümler üzerinden yapılmış bir tespit, ama Adalet Bakanlığı’nın sitesindeki veriler hapishanelerdeki can kayıplarının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Türk Tabipleri Birliği F tipi hapishanelere yaptığı ziyaretler sonucunda, tecritin insan üzerindeki tıbbi etkilerini sunduğu bilimsel raporunda ‘’Görme Alanında Daralma, İşitme Duygusunda Azalma, Sinirsel Tipte Sağırlık, Tinnitus (çınlama), Tümör Büyüme Hızının artışı…’’ biçiminde uzayıp giden sonuçları ortaya koyuyor. İşte bu yüzdendir ki Güler Zere’nin hastalığının ve serbest bırakılmadığı takdirde kaçınılmaz olacak ölümünün sorumlusu devletin tecrit politikasıdır.

Söz vermiştiniz!
Hücre tipi hapishanelere karşı 7 yıl süren bir ölüm orucu mücadelesi yürütüldü. Bu mücadelede 122 insan hayatını kaybetti. Son olarak, açık haksızlıklar ve aralıksız işkenceye uğrayan müvekkillerinin haklarını koruyabilmek için ölüm orucuna başlamaktan başka çare bulamayan Avukat Behiç Aşçı da ölüm orucuna başlamıştı. Behiç Aşçı, 293 gün sürdürdüğü ölüm orucu eylemine, hayatını kaybetmek üzereyken, Adalet Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihinde yayınladığı 45/1 sayılı genelge sonucu son verdi. Bu genelge F tipi hapishanelerde bulunan tutuklu ve hükümlülerin onar kişilik gruplar halinde haftada 10 saat sohbet edebilmeleri hakkını tanıyordu. Genelgede düzenlenen bu hak disiplin kararlarıyla engellenemeyecek, tüm tutsaklara tanınması şart olan bir haktı.
O dönemde, toplumsal muhalefetin sözcüsü olan kurumlardan DİSK, KESK, TMMOB ve TTB sohbet hakkının takipçisi olacaklarına söz vermişlerdi. Hatta “Bu genelge uygulanmazsa biz de seninle birlikte ölüm orucu yapacağız” demişlerdi Behiç Aşçı’ya. Genelge uygulanmadı. Sohbet hakkının takipçisi olmayı taahhüt eden kurumların, genelgenin uygulanmadığı defalarca basın yayın organlarında dile getirilmesine ve bilinmesine karşın, verdikleri söze karşılık gelen bir çaba gösterdiklerini söylemek ne yazık ki mümkün değildir.
TMMOB, 25-28 Mayıs 2006’da Ankara’da yapılan 39. Olağan Genel Kurulu’nda “tutuklu ve hükümlülerin tecridine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hakim kılınması için” çalışmaların sürdürülmesi kararını almıştı. Mehmet Soğancı imzasıyla 25 Ocak 2007 tarihinde yapılan “F Tipi Cezaevleri İçin Yayımlanan Genelge Umut Vericidir, Ancak Bu Adım Burada Durmamalıdır” başlıklı açıklamada da, Bakanlığın yayımladığı genelge olumlu bir adım olarak değerlendirilmiş ancak “Bu adım burada durmamalıdır. (...) hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmeli, cezaevlerinde insani yaşam koşulları sağlanmalıdır” denmişti.
İşte bugün tecrit bir can daha almak üzere. Güler Zere’nin durumu burjuva basında bile ses getirmişken, birçok gazeteci yazar aydın Zere’nin serbest bırakılması taleplerini dile getirirken, aynı taleple birçok ilde demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu platformlar eylemler yapmaktayken, TMMOB’den henüz hiçbir ses çıkmadı. TMMOB her Cuma İstanbul’da Taksim’de düzenlenen kitlesel yürüyüşlere katılmıyor, konuyla ilgili bir basın açıklaması olsun yayımlamıyor, kısacası bu mücadele içinde yer almıyor. Bu sessizlik demokratik kitle örgütü sıfatını taşıyan bir örgüte yakışmıyor. Üstelik de bu örgüt bu toplumsal sorunun takipçisi olacağına söz vermişse... Şimdi bizler, devrimci demokrat TMMOB üyeleri, haklı olarak TMMOB’nin GK’da aldığı tecride karşı mücadele etme kararının, sürecin takipçisi olma taahhütünün gereğini yerine getirmesini, verdiği sözün sorumluluğunu taşımasını bekliyoruz.

Merhamet Değil, Af Değil; Adalet İstiyoruz!

Bizler demokrat ve devrimci mühendis mimar ve şehir plancıları olarak sorumluluğumuzun farkındayız. Biliyoruz ki tecrit politikası yalnızca hapishanedeki tutsakları değil, tüm toplumu teslim alma politikasıdır. İnsanları yalnızlaştırma, güçsüzleştirme, düşüncelerinden inançlarından vazgeçirme politikasıdır. Biliyoruz ki Güler Zere’ye sahip çıkmak, düzene muhalif insanların var olma hakkına sahip çıkmaktır.
Bizler merhamet değil, af değil; adalet istiyoruz. Yasaların çifte standart olmaksızın tüm vatandaşlara uygulanmasını istiyoruz. Tüm insan hakları sözleşmeleri yaşama hakkını en temel hak sayar; hakkımızı istiyoruz. İnsan olmanın sorumluluğunu duyan tüm mühendis, mimar ve şehir planlamacılarını Güler Zere’yi ölümün ellerinden çekip almak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Adli Tıp Kurumu’nun tekrar toplanarak Güler Zere için karar vereceği 27 Ağustos Perşembe günü Yenibosna’daki Adli Tıp binasının önünde buluşmaya tüm meslektaşlarımızı davet ediyoruz.
Güler Zere’ye Özgürlük!

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
+İVME Dergisi

İvme, Adli Tıp Kurumu'nun Önünde Güler Zere'ye Özgürlük Nöbetinde

Güler Zere'ye Özgürlük Nöbeti Adli Tıp Önü 22 Ağustos - 1

Artı İvme Dergisi yayın kurulu üyeleri ve okurları; kanser hastası devrimci tutsak Güler Zere'ye Özgürlük için İstanbul Adli Tıp Kurumu önünde başlatılan direnişin 13. gününde nöbetteydiler.

Elbistan Kapalı Hapishanesi'nde 14 yıldır tutuklu bulunan ve tutuklu bulunduğu bu süre içerisinde tecrit işkencesinin bir sonucu olarak ağız kanserine yakalanan 37 yaşındaki devrimci tutsak Güler Zere' nin tahliye edilmesi amacıyla 2 hafta önce başlatılan Özgürlük Nöbeti’ ne birçok Demokratik Kitle Örgütü katılarak destek vermişlerdi. İvme Dergisi de 22 Ağustos Cumartesi günü İstanbul Yenibosna’da ki Adli Tıp Kurumu önünde Güler Zere için Özgürlük Nöbeti tuttu. Adli Tıp Kurumu önünde tutulan 24 saatlik nöbete 20 İvme Dergisi okuru katıldı.

Güler Zere' nin tahliye edilmesi için Adana Balcalı Hapishanesi önünde ve İstanbul Adli Tıp Kurumu önünde hergün 24 saatlik nöbetler tutuluyor, birçok ilde kitlesel olarak basın açıklamaları ve İstanbul’da her cuma saat 19.30’da Taksim Tramvay Durağı'nda binlerce kişinin katıldığı yürüyüşler yapılıyor.
27 Ağustos Perşembe günü Adli Tıp Kurumu tekrar toplanarak karar verecek. Tüm meslektaşlarımızı Güler Zere’nin tahliye edilmesi için Perşembe günü saat 08.30’da Yenibosna’ daki Adli Tıp Kurumu önüne bekliyoruz.

Güler Zere'ye Özgürlük Nöbeti Adli Tıp Önü 22 Ağustos - 2

Güler Zere'ye Özgürlük Nöbeti Adli Tıp Önü 22 Ağustos - 3

14 Eylül 2009 Pazartesi

Engin Çeber'in Mahkemesi Görüldü

Engin İçin Adalet Arayışı Sürüyor...

Yürüyüş dergisi dağıtırken polis kurşunuyla sakat bırakılmıştı Ferhat Gerçek ve Engin Çeber, Ferhat için adalet mücadelesi sürdürürken gözaltına alınmış ve İstinye Muhsin Bodur Polis Karakolu'nda, Metris Hapishanesi'nde gördüğü işkenceler sonucu hayatını kaybetmişti.

Engin Çeber'in mahkemesi 22 Temmuz 2009, Çarşamba günü devam etti. Sabah saat 10.00'da Bakırköy Adliyesi önünde toplanan Halk Cepheliler "Adalet İstiyoruz", "Halkız Haklıyız Kazanacağız", "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek", "İşkence Yapmak Şerefsizliktir", "Güler Zere Serbest Bırakılsın", "Ferhat'ı Vuranlar Engin'i Katledenler Cezalandırılsın" sloganları attılar.

Ardından Halk Cephesi imzalı açıklamayı Cavit Akbuğa okudu. Açıklamada baskılara, insanlık dışı yaptırımlara boyun eğmeyenlerin; vatanının bağımsızlığı, halkının özgürlüğü için sömürüye ve zulme karşı mücadele edenlerin kurşunlandığına vurgu yapılarak, AKP iktidarının iki yüzlü, işkenceci, katliamcı yüzü teşhir edildi. "Biz özür değil, merhamet değil adalet istiyoruz. İşbirlikçi AKP iktidarının kendi yasalarını uygulamasını, Güler Zere'nin derhal serbest bırakılmasını, Ferhat'ı vuranların, Engin'i katledenlerin cezalandırılmasını istiyoruz." dendi. Açıklamaya 130 kişi katıldı.

Duruşmada Engin'le aynı koğuşta kalan adli tutuklular Murat Gevrek, Gıyasettin Şahinoğlu, Ahmet Aksu, Adem Halil, Rasim İltaş tanık olarak dinlendiler.

Murat Gevrek,

"Polis askere teslim ederken; bunlar terörist, bunlar dağda adam öldürüyorlar" demiş. Askerler de dövmüş. Karantinada da dövmüşler. Koğuşa geldiğinde mosmordu ve üstü sırılsıklamdı. Engin bize neden ayakta sayım vermediğini anlattı. Biz başlarda ona hasta gözüyle bakıyorduk. Hatta gardiyanlara da söylüyorduk, bu çocuk hasta, o yüzden ayakta sayım vermiyor dedik. Daha sonra Engin bizi uyardı. Hasta muamelesi yaparak onurunu incittiğimizi, kendisinin bir amaç uğruna burada olduğunu ve siyasi tutsak olduğu için ayakta sayım vermediğini söyledi. Engin"in hastaneye kaldırıldığı günün sabahı on on beş gardiyan koğuşa girdiler. Biz yukarı çıktık. Engini aşağıda komposto ettiler. Aşağıdan patırtı kütürtü geliyordu. Aşağı indiğimizde Engin baygın halde yerde yatıyordu. Biz Engin'e doğru yönelmiştik. Baş gardiyan çıkarken birisi "ayakta sayım vermezseniz siz de bu şekilde cezalandırılacaksınız dedi."

şeklinde konuştu.

Murat Gevrek ayrıca Engin'in kafasına ve ense köküne vuran tutuklu baş gardiyanı da teşhis etti. İşkencecilerin avukatları Murat Gevrek'in daha önceki ifadelerinde işkence yapanların içinde baş gardiyanı söylemediğini ve bu durumun çelişkili olduğunu söylediler. Bunun üzerine Murat Gevrek, "Sonuçta ben de tutukluyum ve can güvenliğim gereği söylemek istemedim ama daha sonra vicdanım elvermedi. Sonuçta o da bir can." dedi.

Tanıklık yapanlardan Ahmet Aksu, Engin'in savcılığa gönderilmek üzere yazdığı ve yaşadığı işkenceleri anlattığı mektubunu güvenlik gereği ayakkabısında sakladığını ve daha sonra savcılığa verdiğini söyledi. Müdahil avukatlardan Taylan Tanay'ın, "Mektubu neden ayakkabınızda sakladınız?" sorusu üzerine Ahmet Aksu, "Güvenlik gereği. Başka nereye koyacaktım, her yeri didik didik arıyorlar." dedi.

İfade veren diğer adli tutuklular da Engin'in koğuşa geldiğinde mosmor ve kafasında yarıklar olduğunu, yemek yiyemediğini, sürekli kustuğunu ve hastaneye kaldırıldığı sabah da dövüldükten sonra baş gardiyanın, "Ayakta sayım vermezseniz siz de bu şekilde cezalandırılacaksınız." dediğini söylediler.

Duruşmada tanık olarak dinlenenlerden birisi de avukat Ömer Kavilli'ydi. Ömer Kavilli, "O gün İstanbul Barosu'ndan arandım ve polis merkezine gitmem istendi. Karakola gittiğimde İstanbul Barosu'ndan geldiğimi söylememe rağmen dışarıdaki nöbetçiye kadar büyük bir öfkeyle karşılandım. "Kim o, niye gelmiş?" şeklinde azarlandım. İçeri girdiğimde sağda, zeminde 35 yaşlarında bir bayan yatıyordu, kendinde değildi. Ayrıca 25 yaşlarında bir genç kollarından ve bacaklarından tutulmuş dövülüyordu. Nezarettekilerle görüşmek isteyince de azarlandım. Nezarettekiler slogan atıyorlardı. Engin'in kafası kızarıktı ve konuşurken tutuluyordu." dedi.

Daha sonra ara kararlar açıklanarak mahkeme 5 Ekim 2009 tarihine ertelendi.

Duruşmanın ardından av. Taylan Tanay basına açıklama yaptı. Tanay; işkence suçundan yargılananların yasa gereği özel güvenlikli hapishanelerde tutulması gerektiğini ancak söz konusu sanıkların Paşakapısı Cezaevi'nde tutulduğunu, mahkemenin bu konuyla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe yazma kararı aldığını söyledi. Tanay, ayrıca Erol Zavarlar'ın, Güler Zereler'in ölmemesi için bugün saat 13.30'da ÇHD(Çağdaş Hukukçular Derneği) olarak Adli Tıp önünde yapacakları basın açıklamasına çağrı yaptı.